KARANLIKTAN DİRİLİŞE-2

Türkiye hedef büyüttü ve olanlar oldu!

Türkiye, bulunduğu coğrafyanın son bin yılında hep temel bir aktör olarak yer almıştır. Dün olduğu gibi bugün de (her ne kadar geçtiğimiz yüzyılın başında büyük ölçüde toprak kaybetmesine rağmen) Türkiye, bölgesinin en önemli ülkesidir. 1923’te toprakları büyük ölçüde küçülmesine rağmen, Türkiye’nin devraldığı kadim miras, bulunduğu coğrafyada bugün de hedef büyütmesini doğal kılmaktadır. Türkiye, ekonomisine güç sağlayacak hiçbir doğal kaynağa (enerji) sahip olmamasına rağmen, sahip olduğu insan kaynaklarıyla dünyanın en büyük 16. ekonomisi olmayı başardı. İstikrarın sağlandığı dönemlerde hep daha fazla büyüyen Türkiye, son 14 yılda yakaladığı istikrar ile millî gelirini 231 milyar dolardan 800 milyar doların üzerine çıkarıp 3 kattan fazla arttırarak, Cumhuriyet’in 100. yılında 2 trilyon dolar millî gelire ulaşarak dünyanın ilk on ülkesi içinde olmayı hedef olarak koymuştu.

Milli gelir yanında hemen her alanda elde edilen gelişmeler, esasen Türkiye’nin hedef büyütmesinden ziyade “nehrin yatağına geri dönmesi”nin ortaya koyduğu bir sonuçtu. Yani yaşanan gelişmeler esasen doğaldı ve olması gereken mecrada ilerliyordu.

Türkiye’nin bugünkü noktaya gelmesi bile bulunduğu coğrafya üzerinde hesabı olanları tedirgin etmişti. Türkiye’nin hedef büyütmesinden ve kendilerinin karşısında hak ve adaleti savunan bir güç olarak çıkmasından rahatsız olmuşlardı.

Ne yaptık karşılığında ne gördük?                 

Türkiye; dost ve müttefikleri için Kore’de, Afganistan’da ve nerede ihtiyaç olmuşsa orada görev yapmış, NATO’nun güney kanadının güvenliğini onlarca yıl korumuş, her koşulda ve her dönemde her türlü fedakârlığa katlanmış bir ülke olarak Batı için çok önemli müttefik konumunda olmuştur.

Son olarak Türkiye, 2011 yılından beri Suriye’deki iç savaş nedeniyle gelen 3 milyon insana kapılarını açarak Avrupa’ya yönelik mülteci göçünü durdurmuş ve 30 milyar dolarlık harcamayı gözünü kırpmadan yapmıştı. Hatta bu rakam sosyal yük dışında satın alma gücü bakımından değerlendirildiğinde, Avrupa Birliği’ni bir bakıma 100 milyar dolarlık mali yükten yine Türkiye kurtarmıştı. Tabii bir de AB üyelik süreciyle ilgili konular ve son olarak “vize serbestisi” gibi verilen sözlerin tutulmaması vardı. Yine Türkiye’nin çıkarlarına ve iç güvenliğine yönelik olarak onlarca yıldır terör örgütlerine ve 1915 dayatmasına verilen örtülü ve açık destekler, hep hafızalarda muhasebesi yapılan konulardı ve hep canlıydı.

Dolayısıyla yüksek ferasetiyle milletimiz, yaşananları, “Biz müttefiklerimiz için ne yaptık, karşılığında ne gördük?” şeklinde analiz etmiş, yorumlamış ve her kesimin benzer muhasebeyi yapmalarını istediğini göstermiştir.

Akvaryumun suyu!

İçerdeki hain girişime karşı milletin, demokrasisine, bayrağına, vatanına ve devletine canı pahasına sahip çıkması, dışardaki dostların verdiği destekle anlam kazanırken, “demokrasi tutkunu” olarak bilinen, “gelişmiş dünya” olarak tanımlanan, hatta dost ve müttefik olarak onlarca yıldan beri büyük değer verilen önemli sayıdaki ülkenin “darbe yanlısı” görünecek şekilde tepkisiz kalması, hatta hezeyan içinde darbe girişiminin başarısız olmasına “ağıt yakması”, milletimiz için tam bir hayâl kırıklığı olmuştur. Her geçen gün yeni yeni Türkiye karşıtı olaylara destek vermeye devam edilmesi, bu hayâl kırıklığını şaşkınlığa dönüştürmüştür. Bu durum, halkın zihninde yakın ve uzakta coğrafyalarda bulunan müttefikler hakkında “ne kadar samimiler yada neden samimi değiller?” sorgulamasına yol açmış; bir bakıma tüm kesimlerin zihinlerinde dost veya düşman kavramları sorgulanmış ve sonrasında akvaryumdaki su berraklaşmıştır.

Bugün akvaryumdaki suyun berraklaşmasıyla birlikte iyi kötü, samimi samimiyetsiz, doğru yanlış netleşmiş dost ve düşman, iyi ve kötü niyetliler ortaya çıkmıştır. Bir bakıma akvaryumun suyu berraklaştıkça gerçekler, karşı konulamaz şekilde gün ışığına çıkmış; toplum ve devlet, net ama aynı zamanda kararlı tavırlar ortaya koymaya başlamıştır. Buna göre bu süreç, halkın günceli okuması ve yorumlaması, tarihi yeniden anlamasıyla daha rasyonel tavırlar geliştirilmesine yol açmıştır. Bunun sonucu olarak yakın geçmişte “Avrupa Birliği ve Amerika sağlam ve birlikte yürünmesi gereken müttefiktir.” algısı ve kabulünde köklü değişmelerin ortaya çıktığı görülmüştür. Hatta bırakınız müttefikliği, “Bu ülkeler, samimi değillermiş ve bize düşmanlık yapıyorlarmış; aldanmışız.” noktasına gelinmiştir. Bu durum, “toplumu hızlı bir uyanışa ve kendine gelmeye zorlamış ve şer’den hayr çıkması” na vesile olmasıyla sonuçlanmıştır.

Tabii yine az da olsa içerde de “celladına âşık sığ aydın ve siyasetçi” tiplemeleri darbe başarısızlığa uğrayınca dışardaki bazı (dost görünümlü) ülkelerin  temsilcileri gibi veryansın etmişler ve kendilerine hak gördükleri (ama helal olmayan ve milletine düşmanlığı dahi mubah gören) sonsuz demokratik haklarını kullanmaya devam etmişlerdir…

Kahramanlara saygı!

Son olarak bir kez daha düşünelim ve yüksek sesle soralım! Bu coğrafyada köklü birikimiyle kadim kültürüyle insanlık için hak ve adalet bayrağını hep yukarda tutmak üzere her türlü fedakârlığı yapan, yapmaya hazır bir millet, bir Türkiye olmasaydı neler olurdu ya da neler olmazdı?

Yazımı, 15 Temmuz kalkışmasında şehit olan 246 kahraman vatanseverin aziz hatıralarına atfediyor; kendilerini rahmet ve minnetle anıyorum. Gazilerimize ve milletin varoluş mücadelesine yüksek sorumluluk içinde destek veren, vermeye devam eden tüm insanlarımıza sağlık ve başarı diliyorum.

BİTTİ!

http://enpolitik.com/kose-yazisi/692/karanliktan-dirilise-2.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar