ŞAR! ŞAR! ŞAR!

“Şar” bir dergi adı imiş. Hayret verici şekilde Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yayınlanmış! Büyükşehir’in yayınlarındaki kalitesizliği bildiğim için, dua ederek okumaya başladım: “İnşallah doğru dürüst bir şey olur, içimiz ferahlar; Ankara Belediyesi, nihayet güzel bir iş yaptı diye seviniriz.” dedim.

Ne mümkün!

Dergi tahmin edilebileceği gibi, başkanın beşuş çehreli bir resmi ile başlıyor. Kitap okumadığını iftiharla ilan eden başkan resimde kitap okuyor “muş” gibi yapıyor.

Resim güzel, fakat biz hakikate dönelim.

Başkanın “sunuş”unu kim yazdıysa, Türkçesi kıt, zihni karışık biri besbelli.

“Ankara; coğrafî konumu vesilesiyle önemli bir ticaret, ziraat ve kültür merkezi olarak uzun bir tarihi geçmişe sahiptir…”

Ankara’nın coğrafî konumu bir “vesile” midir?

Bu cümle, belki “vesile” yerine “ötürü” kelimesi konularak kurulabilirdi. Ama daha doğrudan konuşmak gerekirse cümle, “Ankara coğrafî konumuyla…” diye başlamalıydı.

Bu “sunuş”tan “Kurtuluş savaşımızın kritik cephelerinin birçoğu”nun “Ankara hudutları içerisinde” olduğunu öğreniyoruz. Sakarya dışında hangi savaşın cepheleri Ankara hudutları içindedir? Biz bilemedik!

“Destansı Kurtuluş Savaşımız”ın ardından âniden 15 Temmuz’a atlıyoruz. Başkan 15 Temmuz’da çok ısrarlı. Her fırsatta “15 Temmuz” diyor. Bu vesile ile kendi beslediği bazı derneklerden plaketler alıyor nedense?

Elimizdeki derginin adı “Şar”. Bu, Türkçede “Şar dergisi” diye söylenir. Fakat bunlar ısrarla “Şar dergi” diyorlar. Bunu, akademik kariyerin tepesine çıkmış bazı kişiler de yaparsa ne denir? Yeni bir galat-ı meşhur mu oluşacak? Tamam, “Şar dergi” dedik. Peki, “Hareket dergi”, “Mavera dergi”, “Türk Edebiyatı dergi” diyebilecek miyiz?

Böyle ilk defa çıkan dergilerde “sunuş” bir tane olmaz. Asıl sunuş, “ŞAR Bilim Kurulu Başkanı” tarafından yazılmış.

“Ankara Şehir Araştırmaları Merkezi” kurulmuş. Müjdeyi aldığımız yazı Bilim Kurulu Başkanı değerli akademisyen Birol Akgün tarafından yazılmış. Âlâ! Hatta aliyyülâlâ!

Tamam, her şey aliyyülâlâ da hocam, bu cümle pek öyle görünmüyor: “Yüksek yaşam standardlarına sahip bireyler olarak hayatlarını sürdürdükleri bir şehrin imkânını konu edinen ŞAR Dergi, Ankara Şehir Araştırmaları Merkezi’nin yayını olarak sizlere ulaşmaktadır.”

(Kıymetli hocam, bu cümlenin faili nedir, ben çıkaramadım. Bi zahmet yardımcı olur musunuz?)

Neyse, geçelim diğer mevzuya... Birol Hoca, yazısında Hacı Bayram-ı Veli’nin meşhur “Nâgehan ol şâra vardım” şiirinden de söz ediyor. Hocam bu şiiri nereden aldın? Altı beyitlik şiir bu kadar tanınmaz hâle getirilir mi?

“Nagihan bir şara vardım/Anı ben yapılır gördüm”

Aziz hocam! Nagihan değil, nâgehan ve “bir şar” değil “ol şâr”! Yani herhangi bir şehir değil. Gâvurca söylemek gerekirse “The Şehir!”

Hacı Bayram, belli bir şehre varıyor. “Anı ben yapılır gördüm” değil, “Ol şârı yapılır gördüm” olmalı. “Bu sözüm arif anlar”ı nereden çıkardınız hocam? “Bu sözü ârifler anlar…” (Vezin de bozuluyor.) Aziz hocam! Bir şiiri ya orijinal diliyle aktaracaksınız ya da bugünün diliyle.

Örnekte birinci mısra bugünün dili, ikinci mısra eski. Her şeyi bir yana bırakalım, “Hacı Bayram kendi banlar ol şarın banaresinde” ne demek? Var mı “banare” diye bir kelime? Kırk lügat karıştırdım, “banare”nin izine rastlamadım.

Kelimenin doğrusu “minare”! Banlamak, ezan okumak. Dede Korkut’u iyi okuyanlar bilir. “Ban eri”, müezzin demek. Ban eri, banlar; yani ezan okur. Nerede banlanır peki? “Minare”de!

Ah hocam, vah hocam! Lütfen sahanızda kalsanız! Asıl işinizi en güzel şekilde yapsanız, daha güzel olmaz mı? Mesela malumatfuruşluk etmek için şöyle şeylere tevessül etmeseniz: “Zaten şehir kelimesinin sözlüklerdeki bir başka anlamı da çok bilinen, şöhretli şeydir… Şehirle şöhret arasındaki bu semantik bağlantının belki de günümüz Türkiye’sindeki yansımalarından biri ‘şehirli’ olmak sözünde mündemiçtir”.

Hocam, sözlüklerimizde üç şehir kelimesi var. Birincisi bildiğimiz “şehir” Farsçadan geçmiştir; fakat öz malımız olmuştur. Onun yerine günümüzde soğdca “kent” de deniyor. İkinci “şehir” Arapçadan geçmiştir; “şöhret” kelimesi ile akrabadır. “Şöhretli, meşhur” demektir. Üçüncü şehir/şehr de Arapçadan geçmiştir; “ay” demektir. Cem’i “şuhur”dur. Hani “şehr-i Ramazan” deriz ya oradaki “şehir”.

Muhterem Hocam! Sizi cesaretinizden ötürü tebrik ederim! Ankara Şehir Araştırmaları Merkezi Bilim Kurulu Başkanlığı’nı kabul ettiğiniz için tabii. Biyografinizden, siyaset bilimi alanında yetiştiğiniz, son yıllarda daha çok uluslararası terör, güvenlik ve ABD dış politikası konularında yoğunlaştığınız anlaşılıyor. Şehircilikle, şehir tarihi ile ilgili çalışmalarınızdan en azından biz haberdar değiliz. Hadi diyelim ki Ankara ilgi sahanıza giriyor. Onu da tesbite muvaffak olamadık. “Belki de hocam Ankaralıdır” diye düşündük. 4 yıl Mülkiye talebeliği dışında sürekli Ankara’da bulunmuşluğunuz da yok gibi.

Aziz Hocam, hiç Ankara Kalesi’ne çıktınız mı?

Eski, yani gerçek Ankara’nın havasını koklamayı denediniz mi?

Ankara’daki selatin camiden haberiniz var mı? Mimar Sinan’ın Ankara’daki eseri hangisidir? Tâceddin Dergâhı neden önemlidir? Akköprü, hangi cihete düşer?

Bu soruları niye soruyoruz? Bir Ankaralı olarak Şehir Araştırmaları Merkezi Bilim Kurulu Başkanımıza yardımcı olmak için. Hasbelkader Ankara’yı biraz biliriz de...(İlk fırsatta başkanımızla bir Ankara gezisi yapmaktan imtina etmeyiz.)

Hocam, bizimle geçinmekte zorlanmazsınız; asıl mesele başkanınızla geçinmekte. ŞAR’ın da başkanı Büyükşehir Belediye Başkanı imiş. Zihnimi kurcalayan şu: Başkan giderayak neden böyle bir “merkez” kurdu acaba? Yirmi küsur yıl sonra mı aklı başına geldi? Sizi neden bu işle ilintilendirdi? Sizin üzerinizden nerelere ulaşmak istiyor?

Bunlar sakil sorular elbette! Siz artık bildiğim kadarıyla Ankara’da mûkim değilsiniz; yeni görevinizden ötürü İstanbul’da bulunuyorsunuz.

Geçmiş olsun hocam!

Notlar:

1. “Şar”, “şehir”den galattır, o yüzden uzatılarak söylenir “şâr” veya “şeer” gibi. Yani, şar şeklinde yazılması yanlıştır. Böyle yazarsanız, bol ve gür akan şu sesini kastetmiş olursunuz: Şar! Şar! Şar!

2. Neden kısaltma ŞAR? Ankara Şehir Araştırma Merkezi AŞAM olmalı değil mi?

3. Şehir Araştırma Merkezi kurulduğuna göre, kütüphanesi de düşünülmüştür her hâlde. Kitap okumamaya ve kütüphane kurmamaya yeminli büyükşehir başkanı işin o tarafını ne yapacak bilemeyiz. İhtiyaç olursa Pursaklar Belediyesi’nin bu mevzu ile alâkalı bir kütüphanesi olduğunu

http://enpolitik.com/kose-yazisi/747/sar-sar-sar.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar