ERZURUM’DAN GELEN İSTANBUL BEYEFENDİSİ

Orhan Okay’ı, 86 yaşında kaybettik.

“Asırlık çınar” denilebilecek şahsiyetlerimizdendi; yaşı bir asıra yaklaşmıştı. Fakat onun ötesinde, asrı aşan bir değerimizdi. Sadece edebiyat tarihçisi, araştırmacısı değil, edebiyatçı idi aynı zamanda.

Orhan Okay, Fatih Camii avlusunda son defa Türkiye’nin her yerinden gelen edebiyatçılar ve edebiyat araştırmacılarını bir araya getirdi.

*

İlk şiirim, Hareket dergisinin 1967 sayılarından birinde yayınlanmıştı. Böylece farkında varmadan bir camianın mensubu olmaya doğru bir adım atmıştım. Sonraki yıllarda da Hareket’de şiirlerim yayınlandı. Daha sonra inceleme ve fikir yazılarıyla bu dergide yer aldım. Bu camianın “ağabey” olarak nitelendirdiği az sayıda şahsiyetten biri, Orhan Okay’dı. Onun Erzurum’da olduğunu, üniversitede hocalık yaptığını bilirdik. O zamanlar çok başarılı bir doktora tezi olan Beşir Fuad, Hareket Yayınları’ndan çıkmıştı.

Menba sularını ziyaret, eski İstanbul kültürünün bir parçası idi. Yetmişli yılların başında, yaz mevsiminde, Hareketçilerin su seferlerinden birine İstanbul’da bulunmam hasebiyle katıldım. Hünkâr Suyu, Sarıyar’da ormanlık bir alanda kademeli bir mesire yeri idi. Merhum Hocamız Nureddin Topçu da kafilemizdeydi. Nureddin Hoca’yı daha önce tanımıştım. Fakat vapurda yeni karşılaştığımız bir sima vardı. Dikkat çekmekten imtina ettiği sezilebilen bu şahıs, Orhan Okay Hoca idi. Onu görünce, “O çok meşhur İstanbul beyefendisi bir efsane değilmiş.” diye düşündüm.

Vapurun seyranlı bir yerinde yol boyunca Orhan Hoca ile sohbet ettik. Esasen o konuştu. İstanbul çocuğu idi; İstanbul’dan uzaktaydı. Yılda bir, yaz tatili münasebetiyle geliyor ve bir ay kadar kalıyordu. Birikmiş İstanbul hasreti ile konuşuyordu Hoca. İstanbul’un güzelliklerinden, bizce bilinmeyen hususiyetlerinden söz ediyordu.

Hafızamdan silinmeyen hatıra, Necip Fâzıl’la ilgili olanı. Necip Fâzıl, 1940’lı yıllarda bir gazetede köşe yazarı. Birgün Boğaz vapurları ile ilgili bir yazı yazıyor. Boğaz vapurlarının kaptanları, Boğaz’ın ahalisi ile samimiyeti hayli ileri götürürlermiş. Hele bir tanesi varmış ki onun vapurunun da bir numarası var her vapur gibi, fakat şimdi hatırımda yok. Uğradığı iskelelerde düdükler çalarak halkı selâmlar; halk da şenlik şamata ve tezahürat ile cevap verirmiş. Kaptan memnun; vapur ahalisi ve iskele ahalisi mutlu. Çok ciddi tavırlı Necip Fâzıl Bey, bu laubalilikten hoşnut değilmiş. Bunu bir yazısında şedit üslubuyla dile getirmiş. Tabii, hemen Deniz Yolları İdaresi kaptanı uyarmış.

Ertesi gün gemi görününce kaptanın mutad selâmını bekleyen iskele ahalisi, sessizlik karşısında sükût-ı hayâle uğramış. Bu sessizlik, Necip Fâzıl’ı da rahatsız etmiş ve “Bir top mermisi ile bir serçe vurmuşum meğer” kabilinden bir yazı yazarak hatasını itiraf etmiş.

Orhan Hoca, tanıştığımızda edebiyat doktoru idi. Ancak 11 yıl sonra doçent ve 13 yıl sonra profesör olmasına bakarak, akademik kariyeri ve unvanları fazla önemsemediğini söyleyebiliriz. Onunla yola çıkanların birçoğu ondan önce bu unvanlara kavuşmuştur; fakat kalıcı olan eserleri, Orhan Hoca vermiştir.

Burada bir ayraç açarak hasbelkader Orhan Hoca’dan önce tanıdığım bir başka İstanbul beyefendisinden de söz etmek istiyorum: Kaya Bilgegil. Kaya Bey de İstanbul’un akademik camiasında yer bulamayıp Erzurum’a giden hocalardandı. Onunla tanışmamız, bir bayram vesilesi ile ziyaret ettiğimiz ilk edebiyat doktorumuz olarak bilinen, metinler şerhi hocalarının en ünlüsü Ali Nihat Tarlan’ın evinde oldu. Biz grup olarak Tarlan Hoca’nın odasına girdiğimizde elini edeple bağlamış biri ile karşılaştık. Biz boş bulduğumuz yerlere otururken o eli bağlı, başı eğik vaziyette hocanın karşısında edeple durmaya devam ediyordu. Hoca, “Evladım Kaya Bey, lütfen oturur musunuz?” dedi. Kaya Bey, “Teeddüb ederim efendim” cevabını verdi. Bunun üzerine Tarlan ısrar etti. Israrlar üzerine Kaya Bey de “Emir telakki ederim” diyerek oturdu. Kaya Bey’i biraz abartılı bulmuştum. Orhan Hoca’da mübalağa yoktu.

Orhan Okay Hoca, günümüzde edebiyat ilmî sahasının en kıdemlisi, adeta “pîri” idi. 1910’lu yıllarda zamanın edebiyatçıları, Tevfik Fikret, Mehmed Âkif ve Yahya Kemal, Edebiyat Fakültesi’nde hocalık yaptılar. Fikret, 1915’te vefat etti. Mehmed Âkif, hocalığı sürdürmedi. Fakat onlardan genç olan Yahya Kemal, devam etti. Onun talebesi Ahmed Hamdi Tanpınar, 1939’da Tanzimat’ın 100. yılı dolayısıyla Yeni Türk Edebiyatı kürsüsü kurulunca, bu kürsüye profesör olarak tayin edildi. Daha önce Güzel Sanatlar Akademisi’nde Ahmed Hâşim’in halefi olan Tanpınar, bu sefer Yahya Kemal’in halefi oldu.

Tanpınar, yeni kurulan kürsüye hoca olarak tayin edilirken, Edebiyat Fakültesi’nden yeni mezun olmuş bulunan Mehmed Kaplan da asistan olarak alındı. Mehmed Kaplan, o yıllarda Nureddin Topçu ile tanışıyor ve Hareket dergisinde yazıyordu. Tanpınar’ın 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, işte bu kürsü hocalığının muhteşem bir verimi. Kaplan Hoca, Yahya Kemal, Tanpınar çizgisini sürdürerek hem araştırmalar yaptı hem de deneme mahiyetinde yazılarıyla edebiyatımıza hizmet etti. Onun bir başka hizmeti de yetiştirdiği ilim adamlarıdır.

Orhan Okay, Mehmed Kaplan Hoca’nın ilk asistanıdır. Fakat bu asistanlık İstanbul Üniversitesi’nde değil, yeni kurulan Erzurum Üniversitesi’nde Kaplan’ın Edebiyat Fakültesi dekanlığı sırasında olmuştur. Bir süre Artvin ve Diyarbakır liselerinde edebiyat öğretmenliği yapan Orhan Okay, 1959’da hocası Mehmed Kaplan tarafından Erzurum’a davet edilir. Orhan Okay, Tanpınar’ın ve Mehmed Kaplan’ın talebesidir. Fakat onlardan önce Nureddin Topçu’nun talebesidir.

Orhan Okay Hoca için bu çizgi önemlidir. Onun Mehmed Âkif üzerinde ısrarında Topçu Hoca’nın tesiri olduğunu düşünüyorum. “Mehmed Âkif-Bir Karakter Heykelinin Anatomisi” kitabı, Âkif’le ilgili en önemli eserlerden biridir. Topçu muhabbeti, Orhan Hoca’nın Necip Fâzıl üzerinde çalışmasına engel olmamıştır. Diyebiliriz ki akademik camiada Necip Fâzıl’ın şiirini kitap çapında ele alan ilk şahsiyet odur. Orhan Hoca, sahasının yol açıcısı konumunda bulunan Ahmed Hamdi Tanpınar’ı da ihmâl etmemiş; son kitaplarından biri onunla ilgili olmuştur: Bir Hulya Adamının Romanı Ahmet Hamdi Tanpınar.

Orhan Hoca ile münasebetlerimiz ilk tanışıklıktan sonra da devam etti. Türk Dili Edebiyatı Ansiklopedisi yayınlanırken o da danışmanlarımızdandı. Nureddin Topçu’yu vefatının 10. yıldönümünde anmak üzere Yazarlar Birliği’nin 1985 Temmuz’unda düzenlediği toplantı için ilk aklımıza gelen isimlerden biri, Orhan Okay Hoca idi. Hoca, Ankara’da yaptığımız bu toplantıya “Bir muallim ve maarifçi olarak Nureddin Topçu” bildirisi ile katıldı.

Orhan Hoca, sonraki yıllarda da Türkiye Yazarlar Birliği’nin birçok önemli toplantısına katıldı. Bunlardan biri, 1992’de ilk Bursa ve Konya’da yapılan Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni’dir.

Ertesi sene, Kazakistan’da yapılacak Türkçenin 2. Şiir Şöleni kafilemizde de vardı. Fakat tam uçağa binecekken gelen “Kazakistan’da kolera var” haberi üzerine seyahate katılamadı. Orhan Hoca, bu şölenlerin 5.si olan Strazburg Şöleni’nde, "Orta Asya'dan Akdeniz Kıyılarına Türkçe'nin Şiir Serüveni" başlığı altında bir konuşma yaptı. Onunla son yazışmamız (Hoca ağır işittiği için oğlu Cüneyd Okay’ın e-postasından yazışıyorduk) “40 Yıl Sonra Nureddin Topçu Bilgi Şöleni” vesilesiyle oldu (2015):

Aziz Cüneyd,

İnşaallah işlerin yolundadır; Orhan ağabeyin de sıhhati yerindedir. Bu sene Topçu’nun vefatının 40. yılı. Bu münasebetle, İstanbul Belediyesi’nin desteği ile 18-20 Aralık’ta bir sempozyum yapacağız. Orhan ağabeyin sıhhati elverirse açılışta onun da konuşmasını arzu ediyoruz. Selamlarımı saygılarımı Orhan ağabeye iletirsen memnun olurum.

Hoca davetimize şöyle cevap verdi:

Sevgili Mehmed Doğan

İşitme zorluğumdan konuşmam güçleşiyor.

Bu yüzden ve başka sağlık sebeplerinden toplantılara konuşmasam bile katılamıyorum.

Teşekkür eder, özür dilerim.

Orhan Okay

Aziz Hocamızın geride bıraktığı kıymetli eserleri ve yetiştirdiği talebeleri ile ilim ve edebiyat dünyamızın unutulmazları arasında yer alacağından şüphe edilmez.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/763/erzurumdan-gelen-istanbul-beyefendisi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Ahmet Resmi Efendi
19.01.2017 21:51
Beyefendi hep edebi yazılar yazmalı. Siyasi yazıları hiç tat vermiyor.
doğanlar
20.01.2017 15:58
Mehmet Beyi bu güzel yazısından dolayı tebrik ediyorum. Lütfen edebi yazılara devam etsin. Siyaset onun işi değil.
Melih06
21.01.2017 13:52
Evet abi i. Melih le uğraşma çiçek böcek yaz sen

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar