KUR’AN PEDAGOJİSİ

Sakarya’da bir Kur’an kursunda minicik bir çocuğun öğretici tarafından dövülmesi sosyal medyaya ve medyaya düşünce yürekler parçalandı.

Küçücük bir çocuk… Eti-budu yerinde bir kurs hocası… Elindeki terliği var gücüyle minicik bir çocuğa vuruyor.

Yavrucağız çığlık çığlığa yalvarıyor. Hoca olduğunu zanneden kişi çocuğun başına, koluna, bacağına, sırtına vurdukça vuruyor terliği.

Yüreğin sızlayarak baktım görüntülere…

Anlaşılan hoca olduğunu zanneden şahıs, ne çocuk psikolojisi biliyor ne de davranış bilgisinden haberdar!... Yani o vahşeti yaşatan şahıs, bir çocuğun öğrenme dünyasına son derece uzak biri…

Başka Bir Olay

Yıllar önce bir olay yaşamıştım.

Bir grup akademisyen arkadaş, yaz tatili başladığında çocuklarını, dini bilgileri öğrensinler diye mahalledeki camiye gönderdi. Çoğumuz hiç olmazsa namaz kılacak kadar bilgi ve buna ilaveten 32 farz, 54 farz dediğimiz bilgileri öğrenmek için gittik mahalledeki camilerimize. Arkadaşlarımız da aynı amaçla göndermişti çocuklarını.

Akşamüstü çocuklar bizim yanımıza geldiler. İçlerinden biri, “Bet-bereket ne demek?” dedi. Bu deyimin bolluk-bereket olduğunu açıladık ama “O da nerden çıktı?” diye de çocuklara sorduk. Çocuklar, “Bugün camide hoca, kimlerin evinde namaz kılındığını sordu ve ‘Namaz kılınmayan evde bet-bereket olmaz’ dedi” dediler ve eklediler: “Hoca, ‘Açık kollarınız cehennemde yanacak. Yarın gelirken uzun kollu gömlek giyin gelin’ dedi.

Bu hocanın hangi yanlışını düzelteceksin?

Milletin evinde namaz kılınıp kılınmadığını mı fişliyorsun bilader?

Temmuz sıcağı… Çocuklar o yakıcı sıcakta camiye gidip birkaç bilgi öğrenecekler ama camiye girer girmez çocukları cami serinliği değil, cehennem sıcağı karşılıyor. Çocuklar ilk defa gittikleri camide bu sıcakla karşılaşırsa ve üstelik bir de onları yaratan Allah, kolları açık diye onları yakacaksa… O çocuk bu travmayla ömür boyu yaşar…

Nitekim o çocuklar bir daha camiye gidip dini bilgilerini almadılar; aileler başka yollarla giderdiler bu ihtiyaçlarını.

Çocuklara Kur’an ve dini bilgiler öğretmesi gerekenler, mutlaka sistematik bir pedagoji eğitiminden geçirilmelidirler. Bu, teorik olarak pedagoji bilgileri kazanmaları demek değil, davranış, öğretme yeteneği ve yöntemleri, çocuk psikolojisi, sabırlı olma, suçu cezalandırıcı değil de ibretlerle vaz geçirici olma gibi yolları öğrenmelidir.

Hutbeler ve Vaazlar

Gerçi bu husus sadece Kur’an kurslarında ve yaz kurslarında karşılaşılan bir durum değildir. Mesela şu anda en yaygın bir iletişim aracı olan hutbeler, sosyolojik ve psikolojik zeminlerden son derece uzak ve sadece “alıntı bilgiler”le oluşturulmuş fakat insan beynine, ruhuna ve gönlüne hitap etmeyen metinler halindedir. (Cuma namazından sonra bir anket yapın bakalım; hutbe kaç kişiyi etkilemiş.)

Gerek kurs ve benzeri yerlerde ve gerekse vaaz ve hutbelerde “Kur’an pedagojisi”; yani, Kurân’ın özüne uygun bir şekilde insaniyet, mülâyemet, sevdirme, hoş tutma gibi yöntemler mutlaka kullanılmalıdır. Yoksa “Kolaylaştırınız; zorlaştırmayınız!... Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz!....” hadisi, güzel bir söz olmaktan öteye gidip hayatımıza giremez. Buna en çok uyması gerekenler, toplumun geniş bir kesimi tarafından rol model olarak kabul edilen din görevlileridir.

Son söz: Kur’an-ı kerim, “Kur’an pedagojisi” olmadan öğretilemez.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/782/kuran-pedagojisi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar