KÜTÜPHANELERDE GEÇEN KIYMETLİ ÖMÜRLER

Bazı ikililer vardır ki, birbirinden ayrı değerlendirilemez. Biri düşünüldüğünde, eş zamanlı olarak diğeri de akla gelir. “Gün” kavramıyla, gece ve gündüz birlikte kastedilir. “Gül” ile “bülbül”, adeta birbirinin mütemmim cüzüdür. Birbirinden ayrı düşünülemediği gibi, sanki biri olmadan diğeri olmazmış gibi değerlendirilir. Bilhassa edebiyat muhitinde.

Kendisini bu vatana ait hisseden ve bu aziz milletin üyesi olmaktan, Büyük Türkiye Ailesi’ne mensubiyetten onur ve mutluluk duyan herkes için, “ay” ile “yıldız” ayrılmaz ikilidir. “Kırmızı” denildiğinde, kalbimiz “beyaz” diye haykırır; dilimiz ise, memnuniyetle ona tercüman olur.

Araştırma görevlisinden profesöre kadar bütün kademelerdeki akademik personel akla geldiğinde, araştırma faaliyetlerinin ve pek doğal olarak kütüphanenin akla gelmesi de bu cümledendir.

Türkiye merkezli olumsuz örnekleri akla getirmeksizin söylenecek olursa, aslında tüm eğitimci kadrolar için bu böyledir. Ancak akademisyenler bağlamında çok daha güçlü bir birlikteliktir söz konusu olan.

Kelimenin tam anlamıyla kütüphane dostu bir hocamızın, “benim ilk adresim, üniversitemin kütüphanesidir” dediği aktarılmıştı da, hayret etmiş; bizzat sorduğumda da aynı cevabı almıştım. Şaşkınlık ve memnuniyetin iç içe geçtiği bir ruh haliyle.

İkinci adres değil, dikkatinizi çekerim; “birinci adres”. Yani birbirini tamamlayan, birbirinden ayrılması düşünülemeyen, -moda deyimle- ayrı düşünülmesi teklif dahi edilemeyen bir birlikteliktir,  akademisyen-kütüphane ilişkisi.

“Hoca ile kütüphane”… Can ile cânan gibi… Âşık ile mâşuk misâli…

…..

İşte böylesi kütüphane dostu, kitap âşığı, bilgi muhibbi bir hoca Hakk’a emanet eylendi çok kısa bir süre önce. Sadece bir hoca değil elbette… Tertemiz bir yürek, pırlanta bir şahsiyet, bir gönül adamı… Fotoğraflarında dahi beyefendiliği, sevecenliği, merhameti, hulâsa birçok insanî özelliği bir arada görülebilecek bir güzel insan…

Prof. Dr. M. Orhan Okay’dan (26.01.1936 - 13.01.2017) söz ediyorum.

Çok başarılı bir edebiyatçı, yüksek donanımlı bir akademisyen…

Türk Edebiyatı Tarihi üzerine çalışmalar yapan en önemli araştırmacı ve akademisyenlerden biri olarak kabul görmüş üst düzey bir öğretim üyesi.

Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’nu ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirmesinin ardından kısa bir süre öğretmenlik yapmış, hemen peşinden Atatürk Üniversitesi bünyesinde akademisyenliğe adım atmış, nihayet bu yolculuğu, 1988 yılında profesörlük ile taçlandırmış.

Ve 81 yıllık ömrüne pek çok çalışma sığdırmış… Çeşitli dergi ve gazetelerde, Türk edebiyatı üzerine kaleme alınmış onlarca makale ve deneme… Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) İslam Ansiklopedisi için yazılmış elliden fazla madde… Çok sayıda kitap…

Ve elbette kitaplarla, bilgi odağında ve bittabi kütüphanelerde sürmüştür bu pek kıymetli, çok başarılı araştırma yolculuğu…

Görev yaptığı üniversitelerdeki akademik çalışmaları kapsamında da, redaktör olarak çalıştığı TDV İslam Ansiklopedisi merkezli çalışmaları çerçevesinde de, edebî faaliyetleri bağlamında da.

Zaten başarılı bir üniversite hocasından ve ehl-i kalemden başka ne beklenir ki?

Çok kıdemliler kuşağına mensup akademisyenler için kütüphanelerde uzun süreler geçirmek işin ruhunda var olan, şanından sayılan bir durum değil midir?

Dijital göçmenler kategorisine girememiş öğretim üyelerinin birçoğundan da kıdemli olan Orhan Hoca’nın vefat haberleri eşliğinde kullanılan fotoğraf nasıl da güzel resmeder işbu durumu. Orhan Hoca ve TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM) Kütüphanesi… İki kıymet bir arada...

Şimdilerde, dijital göçmen grubundaki kıdemli öğretim üyeleri ile dijital yerliler sınıfındaki akademisyenlerin, bilişim temelli olarak yenilenen ve çeşitlenen kütüphane hizmetleri çerçevesinde birçok hizmete ve kaynağa ofislerinden ulaştıkları malûm. Ancak, işin ruhu itibariyle, gerçekten de “araştırma”, “bilgi”, “bilgi kaynağı”, “akademisyen” ve “kütüphane” (bilhassa “üniversite kütüphanesi”) et-tırnak ayrılmazlığında pek kıymetli, çok saygın bir gruptur.

Gelişmiş dünyada tam olarak böyledir. Aziz vatanımız, gözbebeğimiz Türkiyemizde de böyle olması ise, hedefimiz, duamız ve dileğimizdir. Çalışmalarımız da bu yöndedir.

…..

Bilvesile, zîkıymet Prof. Dr. Mehmet Orhan Okay hocamıza Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı dileriz.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/800/kutuphanelerde-gecen-kiymetli-omurler.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar