ŞEHİRCİLİK ŞÛRÂSI MÜNASEBETİYLE: MEDENİYET “KENTSEL”LE OLMAZ

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ansızın bir Şehircilik Şûrâsı ilân etti... Gizlilik derecesi yüksek bu faaliyetten kimsenin haberi olmadı; ta ki Cumhurbaşkanımızın açılış konuşması basına yansıyana kadar... Bir önceki yazımızda konuyu ele almış ve “Şehircilik Şûrâsı, yalnızca bürokrasiye, mühendislere emanet edilemeyecek kadar ciddi bir iştir. Bakanlığın bürokratları ile üç beş akademi bürokrasisi elemanı bir araya gelerek Türkiye’nin şehirlerine nizam veremez.” demiştik.

Dönelim başa: Bu Şûrâ’da katılımcılar kim, belli değil. Peki, açılışa dâvet edilenler kimler? O da meçhul! Bir tesadüf, açılış günü iki dönem Şanlıurfa belediye başkanlığı yapmış, Refah-AK Parti geleneğinin ilk belediye reislerinden İbrahim Halil Çelik uğradı. Onun Şehircilik Şûrâsı’nın açılışından geldiğini düşünüyordum. Dâvet bile edilmemişti! Kendisi dâvet edilmemişti ama benzer konumda olan belediye başkanları da haberdar edilmemişti. Eski bayındırlık bakanlarından biri aynı gün telefonla aranmış; o da Ankara dışında olduğu için katılamayacağını beyan etmiş.

Medeniyet, birikimle olur; hâfızasız medeniyet iddiası olmaz. Doğrunuzu yanlışınızı konuşacaksanız, bu birikimi dikkate almak zorundasınız. “Biz yaptık oldu” diyorsanız, husran kaçınılmaz.

Türkiye’de siyaset, birçok ahvâlde yerleşik bürokrasiye teslim olmuş durumda. Türkiye’nin derin bürokratik zihni, hâlâ tek parti ideolojisine ayarlıdır. Bu, en önce nereden anlaşılır? Kullandıkları dilden! Kendi dilinizi oluşturamıyorsanız, bürokrasiye ram olmuşsunuz demektir.

Şehircilik Şûrâsı ile ilgili metinlerin tamamında bürokrasi, bildiği dille konuşmaktadır. Bu dil, medeniyet inşasına müsait bir dil değildir. Bu, taklidin dilidir; aşağılık kompleksinin dilidir.

Şûrâ’nın açılışını yapan Cumhurbaşkanımız ise bu dili hiçe sayarcasına bizim kadîm dilimizle konuşmaktadır. Bu, aynı zamanda bir zihniyet ifadesidir; bir medeniyet tasavvuru çağrısıdır.

İşte Cumhurbaşkanımızın konuşmasından satırbaşları:

“Düzenli ama karakteri olmayan şehirleşme, bizim idealimiz olamaz... Dikey değil yatay mimarîden yanayım. İnsan toprağa yakın yaşamalıdır. Dikey mimarînin altında yatan gerçek, az topraktan çok büyük para kazanmaktır... Artık ülkemizde tarihimize, kültürümüze hayat tarzımıza uygun binalar inşa etme dönemi geldi, geçiyor... O çirkin yapılar yaylalarımızı kıyılarımızı dahi işgal etmeye başlamıştır. Karadeniz yaylalarında Ege'de Akdeniz'de gördüğüm yapılardan büyük rahatsızlık duyuyorum. Hep birlikte buna karşı set oluşturmalıyız... Şehirlerimiz gecekondu tarzı yapılardan kurtulurken şahsiyetsiz binalara terk edilmemelidir. Sadece rant, kazanç odaklı anlayışla şehir inşası gerçekleştiremeyiz... Bizim kültürümüzde zengin, fakir, patron, işçi yanyana evlerde oturabilmektedir. Bu birliktelik herkesin diğerinin halini görmesine, gerektiğinde yardım eli uzatmasına imkân sağlamaktadır. Bilinçli bir şekilde kurulan şehirler, medeniyetlerin kurucu ve taşıyıcı şehirleri olmuştur.”

Cumhurbaşkanımızın açış konuşmasında dile getirdiği hususlar, bir şehircilik beyannamesi (manifesto) olarak okunmalıdır.

Şehrimizin dili, uydurma bir dil olamaz; çünkü biz köklü bir medeniyetin vârisleriyiz. Kendi zengin dilimizle konuşamıyorsak, kendi şehrimizi kuramayız.

Medeniyet iddiamız da boşa çıkar!

http://enpolitik.com/kose-yazisi/808/sehircilik-srsi-munasebetiyle-medeniyet-kentselle-olmaz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar