ALKIŞLAR MEDİPOL BAŞAKŞEHİR’E

Türk futbolu denilince akla Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray gibi köklü kulüpler geledursun, derinden ve sessizce gelen mütevazı bir takımın, bu sezon hem Süper Lig’i hem de Türkiye Kupası’nı domine ettiğini söyleyebiliriz. Hatta bu sene, bu iki kupa bağlamında futbolumuza ayar verdiği dahi ifade edilebilir.

Evet, bildiniz… Futbol fanatikleri bilemese de, siz iyi niyetli futbolseverler bildiniz… Medipol Başakşehir Futbol Takımı’ndan söz ediyorum tabii ki…

…..

Medipol Başakşehir dediğimizde, açık, net ve tüm olumsuz yorumlara kapalı, bir büyük başarıdan söz etmeye başlıyoruz. Ayağa kalkarak ve önümüzü ilikleyerek…

Başarının, sadece para, şöhretli futbolcular, omzu kalabalık apoletli teknik direktörler ve kamuoyundan düşmeyen meşhur yöneticiler demek olmadığını dost-düşman, iç-dış cümle spor âlemine ve önemle futbol mahallesine gösteren bir takım…

Özellikle, çok uzun süre ilk sırada götürdüğü Süper Lig şampiyonluğu yolunda yarıştığı üç büyüklerle basitçe kıyaslandığında parlayarak öne çıkan…

Rakiplerinin Türkiye’de milyonlarca taraftarı varken ve otuz-kırk bin kişiye oynarken, onun maçlarını genelde birkaç yüz kişi izlemektedir. Hatta medyada yer aldığı üzere, deplasman maçlarından birini sadece bir taraftar izlemiştir. Yazıyla bir, rakamla 1.

Twitter hesaplarına bakıldığında da, bu durum acı bir şekilde görünmektedir. Çok kısa geçmişine sığdırılan büyük başarılarına rağmen… Çoğunluk sırasına göre, Galatasaray’ın takipçi sayısı, 6.888.095; Fenerbahçe’nin, 5.540.134; Beşiktaş’ın, 2.144.057 iken, Başakşehir’i sadece ve sadece 16.951 hesap takip etmektedir. (07.02.2017 itibariyle)

Şampiyonluk için yarıştığı üç büyüklerin oyuncu ve teknik kadrosunun ekonomik karşılığına bakıldığında da görülebilir bu büyük fark. Rakiplerde dünyaca ünlü futbolcular ve yurtdışında yetişerek isim yapmış Türk oyuncular varken; Başakşehir, başarı destanını, çoğunluğu yerli oyunculardan kurulu mütevazı kadrosuyla yazmaktadır. Üç büyüklerde forma giydikten sonra beğenilmeyerek gönderilen Yalçın, Emre, Volkan ve Bekir gibi, sahaya sadece terini değil, yüreğini akıtan oyuncularla…

Bir tarafta yüz yılı aşan geçmişleriyle dünya markası olmuş üç büyük kulüp, diğer yanda kuruluşunun üzerinden sadece çeyrek asır geçmiş, sessiz ve ağırbaşlı bir cesur yürek…

Beyefendi Hocası Abdullah Avcı, Milli Takım teknik direktörlüğüne kadar yükselmiş, adı sık sık Galatasaray ile anılmış, her gün başarı çizgisini daha yukarı taşıyan bu ülkenin öz çocuğu. Milli Takım’ın başına dört yıllığına getirildiği halde, yabancılar başta olmak üzere, birçok hocaya gösterilen müsamaha kendisine gösterilmeyen; daha takımın başındayken yeni hoca arayışına girişilmesi üzerine istifa edecek kadar da onurlu. Yani meşhur ifadeyle söylenecek olursa, “adam gibi adam”…

Başkan Göksel Gümüşdağ’a gelince…

Özellikle başarısızlıklar sonrasında sağa sola saldıran, birbirine giren; medya, hakem, taraftar, futbolcu, yorumcu vs. kimi bulsa kafa göz dalan başkanların aksine, beyefendi dedikçe beyefendi bir kişilik. Kulüpler Birliği Başkanlığı dâhil, olması gerekmedikçe sahnede yer almayan, efendi efendi işini yapan yönetici profili. Örnek alınacak düzeyde…

…..

Başakşehir’in tarihçesine bakıldığında, köklü takımları kıskandıracak, yola yeni çıkacak olanların da örnek alacağı bir başarı çizgisi görülebilir, hiçbir olumsuz söze yer bırakmayacak şekilde.

1990 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyespor adıyla kurulmuş, kısa süre sonra 1994-95 sezonunda 1. Lig’e yükselmiş, 2007-08 sezonunda da ilk kez Süper Lig’de yer almış.

İlk sezonunda ligde tutunmayı başaran ve sezonu Abdullah Avcı yönetiminde 38 puanla 12. sırada tamamlayan, o zamanki adıyla, İstanbul Büyükşehir Belediyespor; bir sonraki sezonu 42 puanla 9. sırada tamamlamayı başarır.

2009-2010 sezonunda ise, Süper Lig’deki üçüncü sezonunda, 56 puan ve 6. sıra gibi, büyük bir başarıya daha imza atar. O sezon Türkiye Kupası’nda da çeyrek finale yükselir. Kaybettiği takım ise, Anadolu’nun güçlü sesi, Trabzonspor’dur.

2010-11 sezonu 42 puanla 12. sırada tamamlanır, ancak o sezon çok büyük bir başarıya imza atan bu mütevazı takım, Türkiye Kupası’nda final oynama başarısı gösterir. Rakibi, Türk futbolunun lokomotiflerinden Beşiktaş’tır ve uzatma dakikaları 2-2 eşitlikle sona eren maçı ancak penaltılarla 6-5 kaybeder.

Takım, 2011-2012 sezonunun ilk yarısını 24 puanla 9. sırada tamamlarken, Abdullah Hoca, Milli Takım’ın başına geçer. Başarılar meyvesini vermeye devam etmektedir.

2012-2013 sezonunda takımın başına ilk kez bir yabancı hoca getirilir (Carlos Carvalhal) ve bekleneni vermemesi üzerine, yerli bir hoca ile yola devam edilir. Fakat yabancı elinin değdiği sezon sonunda, altı yıl kesintisiz olarak yer aldığı Süper Lig’den düşer.

2013-2014 sezonunu 1. Lig’de geçirse de, adeta, “ben buraya zaten misafirliğe gelmiştim” dercesine, sezonun bitimine haftalar kala şampiyonluğunu ilan ederek, Süper Lig’e tekrar döner. Üstelik en yakın takipçisine 5 puan fark atarak...

Süper Lig’e çıkışın hemen ardından ismi değişmiş, futbolseverleri İstanbul Başakşehir Futbol Kulübü olarak selamlamaya başlamış ve Abdullah Avcı yeniden göreve gelmiştir. Bunun motivasyonu ve Semih Şentürk, Volkan Babacan gibi deneyimli oyuncuların da

katkısıyla, sezon 59 puan ile 4. sırada tamamlanmış ve tarihinde ilk kez Avrupa Ligi’nde mücadele hakkı kazanılmıştır. Yani takım tekrar ışıl ışıl parlamaya başlamıştır.

2015-16 sezonunun öncesinde, Avrupa Ligi’ne 3. Ön Eleme Turu’nda veda edilse de, sezon sonunda tekrar 4. olunarak UEFA Avrupa Ligi’ne katılma hakkı kazanılmıştır.

Ve nihayet, 2016-2017 sezonu…

Taraflı-tarafsız, dost-düşman, birazcık futboldan anlayan vicdan sahibinin hakkını vereceği üzere, Medipol Başakşehir, sezonu fırtına gibi yaşamakta ve geleceğe dair çok çok olumlu sinyaller vermektedir.

Bu yazıyı kaleme alan bendenize ve okuyan sizlere de alkışlamak düşmektedir. Gönlümüzden gele gele… Ülkemiz adına, gururla ve memnuniyetle…

http://enpolitik.com/kose-yazisi/826/alkislar-medipol-basaksehire.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar