İZMİT PİŞMANİYESİ VE PİŞMANLIĞI

Ankara ile İstanbul arasında mekik dokuyanların gelip geçtikleri bir yerdir İzmit. Şehir merkezi, İzmit; vilayet, Kocaeli adını taşır.

Gelip geçerken damak tadına takılıp İzmit’in pişmaniyeden ibaret olduğunu sananlar, bu şehri tanımamanın pişmanlığını hissederler mi?

Doğrusu bir süredir bu pişmanlığın istilasıyla baş etmeye çalışıyorum.

İzmit’ten fazla davet almadım bugüne kadar. Geçen sene kitap fuarı sırasında Nureddin Topçu ile ilgili bir konuşma için çağrılmıştım. Yurtdışı Türklerin öğrencileri için konuşmak üzere Yavuz Altınışık’ın davetiyle gittim daha sonra. Önceki yıllarda ESAM’ın toplantısı hatırımda kalmış. Bütün bu ziyaretlerin günübirlik olduğunu, İzmit’in görülmesi gereken hiçbir yerini görmemizin mümkün olmadığını hatırlıyorum. Belki de İzmit, görülmesi, bilinmesi gereken bir yer değildi.

Asıl unuttuğum, yıllar önce Körfez Belediyesi’nin şiir şöleni... O sıralar Muzaffer Baştopçu, belediye reisi. Onunla şiir şöleninde ve Osmanlı usulü kıraathanesinde resimlerimiz var. Baştopçu ile Erdem Bayazıd merhum hatırımda o resimlerden. Sonra Muzaffer Bey, milletvekili olarak Ankara’ya geldi. Üç dönem İzmit’i, daha doğrusu Kocaeli’ni temsil etti. Arada bir Türkiye Yazarlar Birliği’ne uğrak verir, hâlleşiriz.

Eskiden İstanbul yolu İzmit’in içinden geçerdi; sabah mahmurluğunda şehrin yüzünü şöyle bir görürdük. Birkaç eski yapı ve bilhassa saat kulesi dikkatimizi çekerdi ancak. Sonra otoyol şehrin arkasını dolaştı; asıl İzmit görünmez oldu.

Osmanlı tarihinin efsane dönemi fetihleri arasında İzmit’in ayrı bir yeri var. Orhan Bey, Bizans İmparatoru 2. Andronikos’u, bugün Maltepe dediğimiz bölgede Dragos çayı kenarında mağlûb etmişti. Kadıköy’e, Üsküdar’a ramak kalmıştı. Fakat sarp kaleli İzmit’in fethi için beklemek gerekti. Dragos zaferinden 8 yıl sonra Nikomedya, artık yeni bir hayata başlıyordu ve adı da İznik olmuştu. Orhan Bey, İznik’i, oğlu Süleyman Paşa’ya tahsis etti. İznik civarını Akça Koca fethettiği için bölgeye Kocaeli denildi. (Bu sene fethin 670. yıldönümü galiba. Şehir ne ölçüde hatırlar bilmem!)

Süleyman Paşa, buradan aldığı hızla Gelibolu’ya geçmiş; böylece Osmanlı tarihinde bir devir başlatmıştır. O artık “Rumeli Fatihi”dir. Sonraki bütün anlı şanlı Osmanlı padişahları, paşaları onun çığırından gitmiştir. Süleyman Paşa’nın bir ara Anadolu’ya geçip Ankara’yı Osmanlı yapmasına ne demeli?

Osmanlı için Ankara olmadan Rumeli olmaz!

Çok şehir yazısı yazdık. Çünkü ülkemizin birçok şehrini çeşitli vesilelerle gördük; intibalarımızı, zaman zaman kayda geçirdik. Hele bu sene, birçok şehrimizi ilk görüşümüzün 40. Yılı. 1977’de Ulucami belgeselini hazırlarken ve çekerken çok sayıda şehrimizle tanışmıştık.

İznik’le de o zaman tanıştık diyemeyiz elbette. Onu uzaktan görmüşlüğümüz, sahilinden geçmişliğimiz var. Birkaç ay önce zarif bir davet aldık Necdet Barlas Bey’den. Meğer İzmit’te epey zamandır “Kültürden İrfana sohbetleri” yapılırmış. Bunun için İzmit’in tarihî bir yapısı, Saatçi Ali Efendi konağı seçilmiş. Başlığa uygun bir mekân, mekânla mütenasip ehl-i dil ve irfan sahibi seçkin insanlar...

İzmit’te “Neden Klasiklerimiz Yok?” başlıklı bir konuşma yaptık. Ney, keman ve kanundan oluşun bir saz topluluğu ve Yunus ilahileri okuyan değerli hanendeler... Anlayacağınız, sözün yanında mûsıkî de var. Toplantının sonunda İzmit’teki dikili ağacımızın belgesini aldık. Artık burada dostlarımız ve şahidlerimiz var!

Konuşma sona erip teşrifat tamamlandıktan sonra eski şehrin dolambaçlı yollarından habire yükselerek her hâlde zirveye ulaştık. Gece vakti bir şehidliğin önünde durduk. Tam bir şehidler tepesi burası...

Şehidler tepesi boş değil

Toprağını kahramanlar bekliyor

Ve bir bayrak dalgalanmak için

Rüzgâr bekliyor!

Ey koca şairimiz Arif Nihat Asya! Biz şahidiz: Rüzgârlı bir tepedeyiz; bu şehidler tepesinde bayrağın dalgalanmadığı bir an bile yok!

Burası bir şehidlik ama bazı mühim şahsiyetlerin kabirleri de burada. Bir hemşehrimizi ziyaret edeceğiz. Yüz yıl önce göçen ulemadan ve meşayihten Hacı Ahmed Hilmi Efendi hemşehrimizmiş. Ankara’nın Kızılcahamam’ından...

Serin selviler altında yatan ulu zevata fatihalar gönderiyoruz. Bu tepeden gece manzarası muhteşem! Körfez ayaklarımızın altında. Şehidliğin biraz altında bir cami var: Orhan Camii. Süleyman Paşa’nın eseri imiş; fakat zamanla Orhan adı galip gelmiş. İşte İznik’in fethinden kalan silinmez bir iz.

Gece karanlığında yine şehrin dolambaçlı sokaklarını, fazla tanıyamadan bu sefer inerek katediyoruz. Hilmi Efendi’nin şu an 79 yaşında olan torunu Hacı Nuran Kortel Hanımefendi’yi ziyaret ediyoruz. Bu güngörmüş hanımefendi ile eskilerden, yenilerden, dilden tasavvuftan konuşuyoruz. Bize tasavvufla ilgili bir kitap hediye ediyorlar; ben de Kelimelerin Seyir Defteri’ni takdim ediyorum. Sonra Hilmi Efendi’nin eski harfli basma ve az miktarda yazma kitaptan oluşan kütüphanesini görüyoruz. Çoğu Arapça dinî kitaplar. Osmanlı medresesinin temel metinleri, bugünün ilahiyatçılarının dikkatini çekiyor mu acaba?

Saat epey geç oluyor. Bir zamanlar Türkiye’nin kâğıt imalathanesi olan Seka’nın arazisi, halka açık tesisleri olan bir park hâline getirilmiş. Bu sahada, bazı dizilerin çekildiği platolar ve bazı müzeler varmış. Fakat görmek için vakit uygun değil. Geç saatlerde buradaki otelde yatıp, erken saatte kalkarak sabah namazını camide kılıyoruz. Hoca efendi, işini ciddiye alıyor. Kur’an okuması, duası, hâli tavrı bunu gösteriyor.

Sonra kahvaltı ve sohbet... Uçakla geldiğimiz İzmit’ten hızlı trenle dönmek için İstasyonun yolunu tutuyoruz.

Tabiî ellerimiz hediyelerle dolu. Tahsin Feyizli Hoca’nın Feyzülfurkan meali, elimizin altındaki ilk baskıya göre bir hayli tekâmül etmiş. Hoca, gerekli açıklamalar ve atıflarla eseri mükemmelleştirmiş. Sohbette hatıralarından bahsettiğimiz merhum Es’ad Coşan İdeal Yol ve Nuran Hanım’ın hediyesi Robert Frager’den çevrilen Kalb, Nefs ve Ruh kitapları...

Elbette pişmaniye!

İstasyonda bir tepeye doğru tırmanır vaziyette olan eski İzmit’e takılıyor gözlerim. İşte Orhan Camii ve maviliğin içinden yükselen minaresi! Asırların üstünden bakan o minare, nelere şahidlik etti kim bilir? Arkada gece vakti ziyaret ettiğimiz şehidlik ve minarelere refakat eden selviler ve elbette şehidliğin dalgalanmaya devam eden bayrağı. Evet, zihnimde artık bir İzmit resmi var. Fakat belli belirsiz.

İzmit’i tanıyamamak pişmanlığı içindeyim!

http://enpolitik.com/kose-yazisi/896/izmit-pismaniyesi-ve-pismanligi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar