ÜLKEMİZİ DARBECİ EMELLERE TESLİM ETMEYECEĞİZ

En son 15 Temmuz’da uluslar arası emperyalist odakların içerideki işbirlikçileri ile teşebbüs ettikleri kanlı işgal girişimi ve saldırılarını millet olarak canla başla direnerek püskürttüğümüz şu zamanlar, 20 yıl önce yaşadığımız 28 Şubat darbesinin acı, hüzünlü tecrübesi daha anlamlı olmaktadır. Öfkeyle, kesin bir bilinç ve tavırla kınıyor, her türlü darbeciliği, vesayetçi yapıyı, dayatmayı reddediyoruz.

Millete düşmanlıklarını Mason ve Siyonistlerle ortaklık kurarak tescillemiş kimi odak ve medya merkezlerinin ordunun veya askerin rahatsız olduğuna dair şişirme, saçma haberlerinin belli amaçlarla servis edildiği bu günlerde demokratik, özgürlükçü tutum daha bir önem arz etmektedir. Bu konuda sonra yazacağım. Şimdilik şunu söyleyeyim: Başta bu manşetleri atanlar olmak üzere kimse sakın daha fazla yanlış yapmasın. Ayrıca bu sorumsuz kişi ve gruplar tespit edilip cezalandırılmalıdır. Değilse son aşamada millet zaten cezalarını verir. Sakın ha!

Konumuza dönelim:

28 Şubat sadece takvimden bir yaprak değildir. Kendilerini bu vatan ve milletten çok, dışarıdaki efendilerine bağlı gördükleri her hallerinden anlaşılan emperyalizmin yerli işbirlikçileri, efendileriyle eşgüdüm içinde ve onlardan aldıkları emirle bin yıldır süren inanç ve medeniyet değerlerimizi, aşkımızı, umudumuzu, kimliğimizi, benliğimizi kısaca bütün bir varlığımızı yok etmek istemişlerdir. Milli irade ve değerlerin yok edildiği karanlık düzenin bin yıl süreceği söylenmiştir. Esasen bütün darbelerin nihai amacı budur.

28 Şubat’ta ne olmuştur?

Tarihimize, kültürümüze ve elbette doğrudan insanımıza yapılan derin, karanlık operasyonlarla etkisizleştirmek istenen insanımız, bitmez tükenmez azmi, sabrı, hasret ve heyecanı ile kendini kuşatan tahakküm çemberini kırarak hayatın her alanında var olmayı başarmıştır. 1994 yılında yerel ve 1995’te genel seçimlerde kazandığı siyasi üstünlüğe rağmen yönetme hakkını milletin seçtiklerinde değil kendilerinde gören bir avuç vesayetçi seçkin, tankları Sincan’da yürütmek de dâhil, bütün yasadışı yol ve araçları kullanarak 54. Erbakan hükümetini istifaya zorladılar. Küresel güçler, yerli taşeronları aracılığıyla, seçilmiş hükümeti yıktı. Hepimizin acı bir tecrübeyle yakinen tanıdığı bu karanlık güçler, milletimizin yeniden tarihteki asli misyonuna dönmesinden rahatsızlık duymuştur. Sincan'da yürüyen tanklar, sadece halkın iradesi üzerinden değil, tarihimiz, ecdadımız ve asırlardır ilmek ilmek ördüğümüz inancımız ve değerlerimizin üzerinden geçirilmek istendi. 28 Şubat millete ve devlete doğrudan, açık bir saldırıdır. Millet iradesi zorla gasp edilmiş, hoyratça ayaklar altına alınmıştır. Bir tahakküm rejimi kurulmak istenmiştir.

28 Şubatta devleti ve milleti ile bütünleşme yolundaki Türkiye’nin milli değer ve varlıkları bütün cephelerden saldırıya uğramıştır. 28 Şubat sadece siyasi iradeyi değil Türkiye’nin durdurulması, engellenmesi için ekonomik, kültürel, sosyal bütün değer ve varlığımızın hedef alındığı bir darbedir. Darbe ile memlekette evvelâ siyasi bir belirsizlik ve istikrarsızlık yaratılmıştır. Denk bütçe yapmış ve neredeyse borçlanmayı durdurmuş bir hükümet icraatından sonra piyasalar bozulmuş, faiz, döviz, borsa, enflasyon sarmalında ekonomik değerler ve dengeler allak bullak edilmiştir. Hemen ardından bankalar iflas ettirilecek, hazine boşaltılacaktır. Aslında yapılan, devlet gücünü ve imkânlarını kullanan küresel çetenin vurgun ve talana dayalı operasyonuydu. Türkiye daha fazla dışa bağımlı hale getirdi. Özellikle savunma sanayinde tank ve uçak modernizasyon ve yazılım programlarını İsrail’e vermekle boyun bağlarını ellerine verdikleri efendilerini sonsuz sevindirdiler.

Maddi alanda yoksul düşürülen milletin asıl maneviyatı çökertilmek istendi. İnanç, düşünce ve giyimleri sebebiyle insanlar işlerinden uzaklaştırılıyor, öğrenci ve öğretmenler başta üniversiteler olmak üzere okullara alınmıyordu. Bilimin ve özgür düşüncenin merkezi olan, olması gereken üniversitelerimizde ikna odaları ile kızlarımıza materyalist, inkârcı bir hayat tarzı dayatılıyordu. İnsanların yaşama biçimine zorbaca müdahale edip saldırdılar. Onlar gibi, onların istediği gibi olmayanlara hayat hakkı tanınmıyordu. Bu anlayış parlamentoya, anayasa mahkemesi dâhil bütün yüksek yargıya, hukuka da saldırmıştı. Yüksek yargı mensupları, gazeteciler brifinglerle vesayet altına alındı. İradeleri gasp edildi. Gazete manşetleri, başkanlığını dönemin kudretli generali Çevik Bir’in yaptığı ‘Batı Çalışma Grubu’nda atıldı. Haberlerin çoğu asparagas, uydurma veya suç unsuru oluşturmak için bir tezgâh olarak kurgulanmıştı. Yetersiz kaldıkları durumlarda andıçlarla gazeteciler, aydınlar izlendi, hatta Akın Birdal hadisesinde olduğu gibi kurşunlandı.

Toplumsal ayrışmayı, düşmanlığı körüklediler. Fişleme ve sürek avı sadece ordu, üniversite ve yargıyla sınırlı kalmadı. Mahalle bakkalına kadar tehlikeli gördükleri daha doğrusu Müslüman, inançlı gördükleri herkesi fişlediler. Onların eşleri, kardeş ve çocukları işten atıldı, tutuklandılar. Başörtüsü, namaz kılmak, oruç tutmak en affedilmez suçtu. Başörtüsü yasağı, kesintisiz 8 Yıllık zorunlu eğitim, katsayı uygulaması ve Kur’an Kurslarının kapatılması ile çocuklarımızın İmam Hatiplere ve din eğitimine yönelmeleri engellendi. Sosyal huzursuzluk patlama noktasına geldi. Ülke adeta yabancı bir güç tarafından işgal ve bütün bir millet sanki esir edilmişti. Aslına bakılırsa 28 Şubat ile bir kez daha açığa çıkan savaşın mantığı İman ile küfür arasında asırlardan beri süren mücadelenin yansımasıdır.

Cezalar, takipler, fişlemeler, işten okuldan atmalarla toplumu ideolojileri doğrultusunda hizaya sokacaklarını zannedenler, milletin her sıkıntıya sabırla dayanma, direnerek kazanma azmini ve inancını hesap edemediler. Bu millet tepeden tırnağa sabır ve imanla kuşanmıştı. Hiçbir şekilde yılmadı. Bu karanlık günlerin geçeceğine ve her şeyin aslına rücu edeceğine olan inancını hiçbir durumda kaybetmedi. Zulme rıza göstermedi. 28 Şubat'ın bin yıl süreceğini söyleyerek milletimizi tehdit edenler, bugün tarih sahnesinden bir çırpıda silinip gittiler. Tarih onları yaptıkları zulümlerle yazacak.

28 Şubat darbesinin üzerinden 20 yıl geçti. Asla unutmayacağız, unutturmayacağız. Unutmamız kendi özgür kişiliğimize saygısızlık olur. Özellikle aziz milletimizin 15 Temmuz şanlı direniş ve zaferinden sonra, yakın dönem Türkiye tarihinin kara yaprakları gerilerde kalmıştır diye ümit ediyoruz. Bin yıl sürecek dedikleri darbenin bugün yargı önünde olduğunu görmek ülkemiz adına umut vericidir. 15 Temmuz ihaneti içinde olanların yargılanması umut ve beklentimizi canlı tutmaktadır. Bu yargılanmalar milletin umut ve beklentileri yönünde sonuçlanmalı, ihanet en ağır biçimde cezalandırılmalıdır. Darbeciler yargılanıp kamu vicdanını rahatlatacak cezaya çarptırılmadığı sürece Yeni Türkiye’nin demokratik devrimi kemale ermez.

Ülkemizi 28 Şubat ve 15 Temmuz darbeci alçaklarının içerideki ve dışarıdaki ortaklarına, onların karanlık emellerine asla teslim etmedik, etmeyeceğiz.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/903/ulkemizi-darbeci-emellere-teslim-etmeyecegiz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar