REFERANDUM DÖNEMİ VE SİYASî ÜSLUP SORUNU

Olaylara sonuç odaklı değil, süreç odaklı bakan biriyim. Mesela bir maç seyrediyorsam, kendimi gole kilitlemem; golün hazırlanışına bakarım. Gole giden süreç dantel gibi işlenmesi;  yani golün geometrisi, fiziği ve topun ayaklar ve kafalar arasındaki gidiş gelişi ve oradan kaleye girişi çok önemlidir. Tesadüfen gelişmiş goller bana zevk vermez.

Şimdi de bir tür maç yaşıyoruz. İnşallah 16 Nisan akşamı saat 20.00 civarında skoru göreceğimiz bir referandum maçı olacak bu.

Şu kadarını söyleyeyim: Bu maçın sonucu belli. Oran vermek zor olsa da  “evet”in  kazanacağı âşikâr. Bu yüzden kimseyle referandumdaki tercih meselesini konuşmuyorum ve tartışmıyorum.  Sadece gerçekten kafası karışık olup da zihninde bazı şeyleri netleştirmek isteyenlerle konuşuyorum.

Sonucu belli maç için uzun uzadıya konuşmaya gerek yok. Sonucu konuşmaktansa, 16 Nisan’a kadar geçecek süre zarfında yapılması gerekenleri; yani süreci konuşmak daha mantıklı bana göre.

HAZIR ALGILAR AÇIKKEN…

Şu 45 günde iktidar, “evet”ten emin bir şekilde, olgun ve içeriği zengin bir üslup geliştirirse, 15 yıldan beri ilişki kuramadığı kitlelerin bir kısmına ulaşabilir. Buna bir nevi “restorasyon dönemi” demek mümkündür.

Algıların son derece açık ve siyasi zihinlerin parlak olduğu şu dönemde iktidar nitelikli bir üslup geliştirirse ve kimseyi ötelemeden ve hatta vaktiyle ötelediklerine kucak açarak yeni bir politik alan oluşturabilir. Yeni alan oluşturulurken iktidarın da yapacakları var, Sayın Cumhurbaşkanımızın da. Her iki makam da, “evet”ten emin bir şekilde üslup geliştirir ve antipatiyi sempatiye dönüştürebilirse, referandumdan, tahminlerin üzerinde bir “evet” ile çıkılacağı gibi, asıl 2019 seçimlerinin sosyal ve siyasi alt yapısı tahkim edilmiş olur.  Türkiye üzerine oynanan oyunların asıl hedefi, 2019’dan itibaren Ortadoğu açmazında Türkiye’yi saf dışı bırakmaktır. Bu tehlikenin tedbirini şimdiden alıp güçlü bir sosyal ve siyasi yapı oluşturulmalıdır. Bu güçlü yapı gerçek anlamda bir “siyasi irade” şeklinde tanımlanacak özelliğe sahip olmalıdır. Bunun için de MHP ile kurulan ittifak, müzmin ve müfrit olmayan diğer muhaliflerle de kurulmalı ve böylece “millî muhalefet” ile ülke daha da güçlü bir yapıya kavuşmalıdır.

FETÖ İFTİRASI MAĞDURLARI MESELESİ

Diğer bir husus da FETÖ’cü suçlamasıyla mağdur edilenlerin gönüllerinin alınmasıdır.

15 Temmuz terörist darbe girişiminden beri söylüyorum… Fetöcüler, önlerindeki engelleri, “Şu Fetöcü” iftirasıyla kaldırmaya çalışacaklar ve böylece bir taşla iki kuş vurmuş olacaklar. Hem önlerindeki engelleri kaldırmış olacaklar, hem de iktidara yakın kişileri, iktidara muhalif hale getirecekler.  Bu görüşümü ifade eden 4-5 yazı yazdım ama maalesef “kılıcın bu patırtıda, ağzı da kesti sırtı da” ve Fetö ile uzaktan yakından alakası olmadığını çok iyi bildiğim insanlar mağdur edildi. Bir kısmı aklandı fakat sel gitti kumu kaldı;  yani mağduriyet gitti ama acıları kaldı.  Bu tür mağduriyete uğrayanların içinde bir burukluk var ve iktidar bu burukluğu izale etmek için bu 45 gün bir fırsattır. Yoksa mağdur olanlar ve çevresi...

SON SÖZ

15 yılın üslubunun getirisi de oldu, götürüsü de... Artık yerleşmiş ve kendine güvenen bir iktidar dili geliştirerek,  “defans dili”ni terk etmek; bütün oyuncuları oyuna dahil edecek bir dil geliştirmek şarttır. Bu sadece 16 Nisan için değil, 2019 ve sonrası için de yapılması gereken bir şeydir.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/908/referandum-donemi-ve-siyas-uslup-sorunu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar