28 Şubat Mağduru İki Mücadele İnsanı!

Geçtiğimiz hafta sonu Manisa’mızda Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Manisa Şubesi tarafından düzenlenen “’8 Şubat’tan 15 Temmuz’a Darbeler ve FETÖ İhaneti” konulu panelde misafir olan ve duygularını Manisalılar ile paylaşan iki kahraman ve mücadeleci kadından bahsedeceğim.

Dr. Leyla Şahin Usta ve Prof. Dr. Sevgi Kurtulmuş’un azim ve kararlılıkları, inançlarını yaşama uğruna gösterdikleri çaba okumaya ve öğrenmeye değer.

Dr. Leyla Şahin Usta

1973 İstanbul doğumlu. Liseyi birinci olarak tamamlayıp Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanmış. Fakültedeki başarısı sonucu Cerrahpaşa Tıp Fakültesine yatay geçiş yapmış. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde öğrenci iken 28 Şubat sürecinde başörtüsü yasağı nedeniyle aldığı disiplin cezası sonucu fakülteden uzklaştırılıyor. Türkiye’deki tüm adli mekanizmalardan sonuç alamayınca 'insan hakları ihlali' olduğu gerekçesiyle AİHM'e taşıyan ilk kadın olarak tarihe geçiyor. Ancak Avrupa İnsan Hakları mahkemesi Leyla Şahin’i haksız bularak üniversiteye dönüşüne izin vermez.

Hukuk yolları tükenen Leyla Şahin “öz yurdunda garip, öz vatanında parya” kabul edildiği için okumak ve hedefi olan doktorluk mesleğine ulaşmak için Viyana Tıp Fakültesi’ne devam etmek zorunda kalıyor. 2007 yılında Türkiye’ye dönerek mesleğini icra etmeye ve aynı zamanda Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği’nde mücadelesine ve kendi gibi mağdur insanlara yardım etmeye çalışıyor.

2015 yılında Konya’dan AK Parti Milletvekili olarak Yüce Meclise girmeye hak kazanıyor. İnsan Hakları Komisyonunda görev alan Leyla Şahin bir zamanlar kendine “bu şekilde üniversitede okuyamazsın, her ülkenin kendine özgü kanunları vardır” diyen Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna Türkiye’yi temsilen gidiyor ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hakimini seçme imkanına kavuşuyor.

AİHM'in başvurusuna 2004 yılında cevap verdiğini belirten Leyla Şahin Usta, "AİHM temyiz kararını 2004 yılında reddetmişti.

28 Şubat darbe dönemlerinden bugüne hayal edemeyeceğimiz bir tabloya eriştik” diyen Dr. Leyla Şahin Usta, “Gerçekten anlamlı ve farklı bir durum içerisindeyim. Strasbourg’a AİHM’e açtığım davayı takip için gelmiştim. Çok endişeliydim ve ‘Acaba ne olacak?’ diyordum. AİHM üyeleri ‘Bize nasıl bakıyorlar, ne düşünüyorlar?’ endişesi içerisindeydim. Lakin şimdi AKPM’de görev yapıyorum ve en azından bazı şeyleri değiştirebileceğinin bilincinde olarak buradayım’’ dedi.

Farklı ve anlamlı duygular içerisinde olduğunun altını çizen Usta; “Burası 47 tane ülkenin parlamenterlerinin olduğu bir meclis, çok hızlı işliyor ve kararlar çok çabuk alınıyor. Biz burada Türkiye için çok doğru kararlar vermenin cehdi içinde olacağız. Sadece Türkiye değil bizimle aynı dili konuşan, Azerbaycan, Kırgızistan, Filistin, Ürdün için, bütün mazlum milletler için en doğru ve iyi şeyler yapmayı Rabbim bizlere nasip eder’’ diye konuştu.

Davası reddedilenlerden biri olan Leyla Şahin çok şükür ki milletvekili seçilerek ve kaderin çok tatlı bir tevafuku olarak, kapısından çevrildiği AİHM’in alt kolu olan parlamenterler meclisine asil üye olarak seçildi. İnanıyorum ki, bundan sonrası için insan hakları ihlalleri daha gür bir şekilde gündeme gelecek ve hayırlı çalışmalarda bulunacaktır. Bu süreç Türkiye'nin başarısıdır. Türkiye, bireysel hak ve özgürlükler alanındaki çalışmaları, yenilikleri ve gelişmeleri gerçekleştirmemiş olsaydı, aynı sorunları halen yaşıyor olabilirdik.

Birilerinin 1000 yıl sürecek dediği 28 Şubat süreci kısa sürede tarihin tozlu sayfalarında yok olup gitmiştir. Adalet er ya da geç yerini bulacaktır.

Prof. Sevgi Kurtulmuş

Sevgi Kurtulmuş, 28 Şubat sürecinde başörtüsü nedeniyle üniversiteden uzaklaştırılan ilk akademisyen. Sırf başörtüsü nedeniyle profesörlüğüne çok az bir zaman kala İstanbul Üniversitesi'nde kendi deyimi ile ' kapı önüne ' konulmuş. Sevgi Kurtulmuş, Bölüm Başkanı'nın, ' Sen başörtünle talebelere kötü örnek oluyorsun. Kızlar senin gibi kariyer yapmak istiyorlar. Bu bizi çok endişelendiriyor. ' dediğini aktarıyor. Kurtulmuş, bu sözlerin aslında 28 Şubat sürecinin bam teli olduğunu belirtiyor.

Kemal Alemdaroğlu’nun rektör olmasının ardından, bir numaralı kararla Nur Serter’i rektör yardımcısı yaptığını, iki numaralı kararla da kendisini açığa aldığını söyleyen Kurtulmuş, o dönemi karanlık bir süreç olarak nitelendiriyor. Kurtulmuş, “Çok kötü günlerdi. Herkesin kenara çekildiği, bir dönem yaşadık. Ben üniversiteden atılan, başörtümle doçent olmuş ilk akademisyenim. Arkasından başörtülü öğrencilerin okula alınmadığı bir süreç başladı. ” diyor.

Birileri istediği için başını açmayı kabul etmediğini anlatan Kurtulmuş, psikolojik destek almasa da sürecin kendisini çok yaraladığını anlatıyor. Akademik başarıları ile anılabilecek iken, üniversiteden uzaklaştırılan ilk akademisyen olarak anılmanın kendisini incittiğini söyleyen Kurtulmuş, “Profesörlüğe kadar olan akademik kariyerin en zor kısmı Doçentliğe kadar olan kısımdır. Profesörlüğe az bir zaman kala sırf şekilden dolayı mağdur ediliyorsunuz, kapının önüne koyuluyorsunuz. Bu hakikaten kolay bir şey değil. Çoğu zaman, başörtüsü değil de Müslümanlığı temsil eden bir rozet olsaydı da bu kadar tepki alır mıydı diye düşündüğümde herhalde aynı tepkiyi gösterirlerdi diye düşünerek üzülmüşümdür. ” diyor.

Kurtulmuş, İstanbul Üniversitesi’ne döndüğünde başına gelen bir olayı da şu sözlerle anlatıyor: “Amerika’nın en iyi üniversitelerinden birindi başörtüsüyleydim. Orada hiçbir sıkıntım yoktu. Tekrar İstanbul Üniversitesi’ne döndüğüm zaman bölüm başkanımız bir gün beni çağırdı. Alemdaroğlu’nun rektör olmasından az önceydi. ‘Sevgi, senin başını açman lazım. Çünkü insanlara kötü örnek oluyorsun.’ dedi. Dedim ki, ‘Hocam ben ABD’nin en iyi okullarından birinde başörtümleydim, bundan hiç rahatsızlık duymadım. Neden böyle düşünüyorsunuz?’ Verdiği cevabı hiç unutmam ve 28 Şubat’ın bam telinin de burası olduğunu düşünürüm. İnsanlar inandıkları gibi yaşayarak sosyal hayatta var olmaya başlamışlardı. Bu bir takım çevreleri çok endişelendirdi. Onun için düğmeye basıldı.”

Kemal Alemdaroğlu’nun rektör olmasının ardından, verilen emirlere ve kılık kıyafet yönetmeliğine uymadığı gerekçesiyle hakkında soruşturma başlatıldığını, 6 ay gibi bir sürenin ardından da üniversiteden uzaklaştırıldığını kaydeden Kurtulmuş, “O hukuki süreçte ben tamamen haklıyım. Verilen emirlere uymamak yok, açık bir kıyafet kanunu yok. Fakat kılıfına uydurularak savunmam istendi. Uyarı, maaştan kesilme, açığa alınmak… Altı ay gibi kısa bir sürede

verilen emirlere uymamak nedeniyle üniversiteden uzaklaştırıldım. Yargı yolunu sonuna kadar kullandım. Fakat o dönemde yargı siyasallaşmıştı. Hepsi aleyhime sonuçlandı. Yıllar sonra bir arkadaşımın damadı Danıştay’da çalışıyormuş. O zaman söylediği şeyi hiç unutmam. Aileye, ‘O dosyanın kaybetmesi mümkün değildi, fakat yapacak hiçbir şey yoktu. Sadece seyredebildik.’ demiş. “ diyor.

Üniversiteye dönerek profesörlüğünü alan Kurtulmuş, “Yarım kalan her şey insanı üzer. Benimle aynı dönem üniversiteye başlayan arkadaşlarımın çoğu ya rektör ya dekan ya da YÖK üyesi. Sadece başörtülü olduğum için sistemin dışına itilmem hala içimi acıtır. Kolay bir şey değil. İç hukuk kurallarını tamamen tükettim ben. Tekrar yargı yolu açılırsa tabi ki başvurmayı düşünürüm. ” şeklinde konuşuyor.

Okuldan atıldığında ilkokula giden kızının, yıllar sonra üniversiteye başladığını anlatan Kurtulmuş, “Çapa Tıp Fakültesi’nde okuyordu. Kızımı okula götürdüğümde çocuğumu önce hastaların da kullandığı tuvalete bırakıyordum. Bu ne kadar acıtıcı bir şey. Mikrop yuvası bir yere bırakıyorsunuz, çocuğunuz orada saçına başına şekil veriyor, ondan sonra okula giriyor. Geçen seneye kadar kızım bu sıkıntıyı yaşadı. Bu çok incitici bir şey.” diyor.

28 Şubat’ta sönen hayatlar olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Bunlar nasıl telafi edilebilir. Rakam olarak belki şu kadar insan mağdur oldu demek kolay. Ama yaşanan şeyler çok incitici, kolay değil. ” diye konuşuyor.

Kurtulmuş, dönemle ilgili bir soruşturma sürecinin başlamasını olumlu bulduğunu aktarıyor. “28 Şubat sürecinde bin yıl sürecek denmişti. Biz o zaman bu işin bin yıl süreceğini düşünmüyorduk ama bu kadar uzun süreceğini de tahmin etmemiştim. Keşke bu kadar uzun sürmeseydi.” diyor. Başlayan 28 Şubat soruşturmasının bir hesaplaşma olmadığını vurgulan Kurtulmuş şunları dile getiriyor: “Kin, intikam duygusu ile hareket edildiğini düşünmüyorum. O dönemde çok ciddi mağduriyetler oldu ve bizden sonraki insanların aynı acıları çekmemesi için yapılması gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde, kimsenin mağduriyetini telafi etmek mümkün değil. Çok ciddi dramlar var işin içinde. Ama yaşananların mutlaka ibreti alem olması , bir daha yapılmaması için, yapanın yanına kar kalmaması için yargılanmasını çok önemsiyorum.” diyor.

Kamuoyunda ikna odalarının kurucu olarak bilinen Nur Serter ile o dönemde aynı bölümde olduklarını söyleyen Kurtulmuş, Serter’in de yargılanması gerektiğini ifade ediyor.

Öğretim hakkı elinden alınan Kurtulmuş 2013 yılında "Profesör" unvanını almıştır. Üniversiteye tekrar dönüşünde kapı önünde “Prof. Dr. Sevgi Kurtulmuş” tabelasını gördüğünde çok duygulandığını söylediği anda salonda herkesin gözleri yaşardı.

Darbeler hep bizlerden bir şeyler almıştır. Bazı darbeler gençlerimizi, bazı darbeler paramızı, bazı darbeler de insan hak ve özgürlüklerini almıştır. Bir daha aynı şeyleri yaşamak istemiyorsak 16 Nisan’da hep birlikte sandığa giderek Yeni Türkiye’nin önünü açacak anayasa teklifine evet diyelim.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/919/28-subat-magduru-iki-mucadele-insani.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar