İKİ ŞÛRA ARASINDAKİ 7 FARK

3. Millî Kültür Şûrası da tarihe not düşmeye vesile olacak bir faaliyet olarak geride kaldı. Konuşuldu, tartışıldı, birtakım metinler hazırlandı, kararlar alındı. İstişarî mahiyetteki bu toplantıda alınan kararlar sadece Kültür Bakanlığı’nı değil, devletin diğer kurumlarını da ilgilendirecek kapsamda. Konuşmak kolay, bir takım metinler hazırlamak da çok zor değil. Esas olan uygulama. Uygulamada ne olacak?

“Devlette devamlılık esastır” diye bir söz vardır. Bunun medlûlü açık: Daha önce yapılanlar, devletin konu ile ilgili birikimi… Uzun bir aradan sonra yapılan 3. Millî Kültür Şûrası ile daha önceki şûralar karşılaştırılırsa, en başta Türkiye’nin kültürel değişimi hakkında bazı fikirlere sahip olabiliriz.

1.Millî Kültür Şûrası 1982’de, askerî yönetim döneminde yapılmıştı. Darbenin lideri Kenan Evren’in açılışını yaptığı şûraya geniş bir katılımın olduğu görülebiliyor. Şûra böyle bir dönemde toplanmış olmasına rağmen, bir hayli muhalefet şerhi olduğuna bakarak, hayli demokratik bir toplantı olarak nitelenebilir. Cumhuriyetin tek parti dönemi ideolojisinin katı bağlıları ile bu ideolojik zeminin dışında kalanlar arasında bir hayli tartışma olduğunu ve muhalefet şerhlerinin de bu çerçevede yazıldığını söyleyebiliriz.

Biz yedi yıl sonra, 1989’da Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek tarafından toplanan 2. Millî Kültür Şûrası’nın katılımcılarındanız. Bir sivil toplum kuruluşunu, Türkiye Yazarlar Birliği’ni temsilen bu şûraya katıldık. Sözümüzü da ona göre söyledik. Bildirimizin başlığı, “Tanınmayan meslek: Yazarlık” idi.

Şimdi bu metne baktığımızda, Türkiye’nin 28 yıldaki değişimi de ortaya çıkıyor. Radyo-televizyon yayıncılığında TRT’nin tekel olduğu; hatta tek televizyonun bulunduğu dönem. Bazı fikirlerimizi, devlet radyo ve televizyonunun konumu etrafında beyan etmişiz. Bu alanda tekel sona ereli epey oldu. Önce gayri nizamî bir çoğalma; sonra kanun çerçevesinde çoğullaşma oldu. Şimdi sayılarını kestiremediğimiz radyo ve televizyon yayını var. Sadece bu değil, bilgisayarın yeni yeni kişiselleştiği bu dönemden sonra bütün dünyayı kaplayan bir ağ, “internet” ortaya çıktı. Bu değişim, Türkiye’yi de geniş ölçüde etkiledi.

Konuşmamızın bir yerinde Avrupa Topluluğu’na girilmekten söz ediliyor. Avrupa Topluluğu (AT), sonraki yıllarda Avrupa Birliği (AB) oldu ve bugün bu yapıya girme konusunda çok da istekli görünmüyoruz.

“Tanınmayan Meslek: Yazarlık” bildirimizde, kültür politikalarının tesbitinde meslekî kuruluşların görüşlerinin alınmasını en başa yazmışız ki bu fikrimizde bir değişiklik yok. Türkiye’de böyle bir uygulamayı daha önce görmediğimiz gibi, bundan sonra da göreceğimizi pek tahmin etmiyoruz. Fakat doğrusunun bu olduğundan hiç şüphemiz yok!

Yazarları temsil eden kuruluşlara destek sağlanması, yaşayan yazarlarımızın öğretim programına alınması, kültürel çalışmalar konusunda devlet desteği, kültür alanında KDV olmaması, yazarlara teknik destek sağlanması, sadece gazetecilere sağlanan kolaylıkların diğer yazarlara da teşmil edilmesi gibi hususlar da güncelliğini koruyor. Demek ki o zamandan bu zamana bu hususlarda bir mesafe alınamamış. Birkaç teklifimiz var ki onları buraya aynen aktarıyorum:

* Serbest yazarlık, müstakil bir meslek olarak kabul edilmeli ve ilgili mevzuat bu yolda düzenlenmelidir.

* Büyük şehirlerde yazar - sanatçı evleri, çarşı ve lokalleri açılmalı; böylece kültür muhitlerinin teşekkülüne yardımcı olunmalıdır.

* Öğretim kurumlarında Türk yazarlarından misafir öğretim görevlisi olarak yararlanılmalıdır.

* Her yıl çeşitli ülkelerde yaşayan ve Türkçe eser veren yazarların katılacağı bir kongre düzenlenmelidir.

Bilmiyorum, Şûra’nın her hangi bir komisyonunda bu hususlarla ilgili görüşler dile getirildi veya karar altına alındı mı? Pek sanmıyorum!

O bildiride ifade ettiğimiz bir görüş daha var, bugünün şartlarında pek yerinde bulunmayabilir. Biz yine de o teklifimizi buraya kaydetmeden geçmek istemiyoruz:

Fikir suçluları için geniş kapsamlı bir af çıkarılmalıdır!

http://enpolitik.com/kose-yazisi/955/iki-sra-arasindaki-7-fark.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Ah Hocam
12.03.2017 17:29
Neyde ileri gittik ki? Yol yapılır, köprü yapılır ama kültür yapılabilir mi? Bütün sağ iktidarların düştüğü tuzağa düştük. Ama ahlak gitti, doğruluk gitti, dürüstlük gitti. Yerine ahlaksızlık geldi, yalancılık geldi, dolandırıcılık geldi. İyi müteahhit olduk ama ahlaklı ve kültürlü olamadık. Yol yaptık ama insanların maneviyatını besleyemedik. Ve biz yalan söyleyen siyasileri sırf bizden diye alkışladık. Doğru söyleyenleri de bizden değil diye vatan haini ve darbeci yaptık. Ah.. Ah...
Bir Muhasebe ve Sonumuz
14.03.2017 12:39
Bu yorumlara ben de katılıyorum. Hele başörtülü kadınların sırf cemaatten diye bebeğiyle gözaltına alındığını, on binlerce dindar insanı işsiz bıraktığımızı düşündükçe uykularım kaçıyor. Bunu biz mi yapıyoruz? Yoksa Perinçek mi? Sanki 2004 MGK kararlarını on misliyle uyguluyoruz. Ve aklıma şu geliyor. Cemaate bunu yapanlar yarın aynı şeyi partimize de yapmaz mı? Bu zulümleri benim AK Partim yapmaz. Bunların arkasında Ergenekon'un ve Perinçek'in olduğundan eminim. Son pişmanlık fayda etmeyecek.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar