BİR KADERİN SON TALİHSİZLERİYİZ

16 Nisan’da yapacağımız referandum, yürütmenin başkanlık sistemine göre biçimlenip biçimlenmemesinin çok ötesinde anlamlar yüklendi. Her bir genelleme ve indirgemenin bu tarz büyütülen veya küçültülen anlamları olur.

Siyaset, doğal akışı içinde biçimlenen gelişmeleriyle yaşansaydı, mesele bu boyutta bir varlık yokluk veya istiklâl istikbal meselesine dönüşmezdi. Ancak en az yüz yıldır bu millet siyasi, sosyal, kültürel baskılarla biçimlendirilmek istenmiştir.

Ne olduğu belli olmayan ideolojik anlamda da ucube olan bir rejimi egemen kılmaya çalıştılar. Buna karşılık insanımız son derece sistemli, bilinçli yapılan budama, baskı, yıldırma ve sindirmelere karşı, şaşılacak bir sabır ve mukavemetle direnmiştir.

Özellikle 15 Temmuzla birlikte yaşanan gelişmeler süreci ile olmadığı kadar zafere yaklaşmıştır. Vesayete karşı kazanılan ve elbette vesayetten kurtulmanın zaferidir. Şu anda bunun kavgası sürmektedir. Vesayete açık bir sistem mi özgürlük ve bağımsızlık mı? Aslında oylanacak temel tema budur.

Özgürlüğe ‘evet’ diyenlerin, hangi derinliklerde kurulmuş bir ittifak ilişkisiyle engellenmek istendiği açık seçik görülüyor olmalıdır. İşte o ilişkilerle açığa çıkan kuşatma, en az yüz yıldır kurulan vesayet sisteminin mahiyetini ortaya koymaktadır. Eğer Türkiye’deki bir halkoylaması Almanya’yı, Hollanda’yı, Avusturya’yı bütün derin güçleri ile Avrupa’yı ve ABD’yi ilgilendiriyorsa, bizi içeriden ve dışarıdan kuşatan emperyalizmin çok boyutlu ve karmaşık ilişkiler ağını siz hesap edin.

Yerli ve milli duyarlık için asıl önemli olan 15 Temmuz’da zirveye çıkan milli benlik ve kimliğin tamamen özgürleşmesidir. Onlar için önemli olansa Türkiye’nin istedikleri zaman kontrol altında tutulabilmesi veya zayıf düşürülmeye müsait sistemiyle yoluna devam etmesidir. Çünkü güçlü Türkiye elbette onların varlığını tehdit ediyor. Tarih ve kültür kodlarıyla barışık, kendine güvenini kazanmış, tarihsel iddialarından vazgeçmemiş ve vazgeçmeyen bir Türkiye onları ürkütmektedir.

İslâm’la özdeşmiş istiklâl ruhuyla benliğini kazanmış bir milletin yöneldiği yeni ufuklar emperyalist kâfirlerin sömürü planlarını sonuçsuz bırakmaktadır. Bizi ruhen ve aklen zayıf bırakmayı amaçlayan programlar istedikleri sonucu vermemiştir. Program, maddi manevî varlığımızı yok etmek için kıtalar ötesi odakların içerideki işbirlikçileri ve acenteleri arasında kurulan emir komuta ilişkisiyle sürmektedir. Bu millete efendilik taslayanlar o karanlık odaklara kul köle olmuşlardır.

Kendini ayrıcalıklı gören bir avuç elit, millet adına, millet için karar verme hakkını sadece kendilerinde görür. Onlar kendilerini ‘efendi’ milleti buyrukları altında ‘köle’ saydılar,  sayarlar. Millet onların adeta mülküdür, mülkündedir. Eğer ikinci dünya savaşı sonrası göstermelik bile olsa değişen konjonktür zorlamasaydı, egemenliğin millete ait olduğunu sözle bile telaffuz etmeyeceklerdi.

Milli iradenin egemen olduğu her durumun onlarda travmatik sıkıntılara yol açması hâkimiyetlerinin ve kurulu düzenle elde ettikleri çıkarlarının kaybolması sebebiyledir. Başta statükoya bağlı saltanatları olmak üzere çıkarlarının sürdürülmesi, milletin maddi manevi her bakımdan zayıf bırakılmasına bağlıdır.

O nedenledir ki kendimizi bulduğumuz, kendimize geldiğimiz her durumda güçlenmekteyiz. İçeride güçlenmemiz bizi dışarıda da, dışarıda güçlenmemiz bizi içeride de güçlü kılıyorsa varlığımıza karşı örgütlenmiş tahakküm sisteminin de sınır tanımaması sebebiyledir.

Sınırlar ötesine uzayan, sınırlar ötesinde tasarlanan, tahkim edilen vesayet sistemini sınır tanımayan inanç ve kararlılığımızla sonlandırdığımız zaman, buradaki işbirlikçileriyle birlikte, Avrupa’da kimi devlet ve odakların da hayır kampanyasına katılmaları mücadelemizin asalet ve derinliğini ifade ediyor.

İradesini, umudunu korumakta kararlı olduğunu her fırsatta göstermiş bu millet, sancılı, sıkıntılı, sisli zamanlara uzun süre sabreder ama teslim olmaz, olmadı. Bu var olmak ve yok olmak arasında hayati eşiği aşıyoruz, aşacağız.

Bir esenlik, dirlik ve dirilik bizi bekliyor. Bütün bu gelişmelerin Avrupa’da da bir karşılığı oluyor, olacak. Biz de onlar da bir kaderin sonuna geldik. Belki de bir kaderin son talihsizleriyiz. Yarınlarımızın nasıl şekilleneceğini biz ümit ve coşkuyla, onlar korkarak, titreyerek bekliyor.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/982/bir-kaderin-son-talihsizleriyiz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar