Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Mehmet Anıl Korkmaz
Köşe Yazarı
Mehmet Anıl Korkmaz
 

Korku Nedir Bilmeyiz

“Sayılmayız parmak ile Tükenmeyiz kırmak ile…” Muhyiddin Abdal’ın muhteşem eserinin şu iki dizesi Selçuk Özdağ’a yapılan saldırıdan beri dilimdedir. Sabah arabaya bindiğimde açar dinlerim türkü versiyonunu da. Baştan sona her dizesi derin anlam yüklü olan “Zahid bizi tan eyleme” parçasını Yılmaz Özdil’e yapılan tehditlerden sonra köşeme taşımaya karar verdim. İlkokula başladığımın ilk günü... Heyecanlı ve de telaşlıyım. Hafif de endişe var tabi. Kıymetli validem yakalığımı takarken dedi ki “bak oğlum, ben bu devletin yurdunda kalarak okudum ve öğretmen oldum. Baban bu devletin hastanesinde çalışıyor. Kardeşlerin ve sen, devletin bize verdiği maaş ile büyüdünüz. Şimdi de seni devletin okuluna gönderiyoruz. Devletin okulunda okuyacak; çalıştığın derste, attığın adımda, oynadığın topta bile devletin ne demek olduğunu düşünecek ve ona göre hareket edeceksin.” Validemin bu sözü hayat felsefemi teşkil etmiştir. Üniversite yıllarıma kadar devletçi anlayışıyla hemhal oldum. Milletin devlet için olduğuna dair sarsılmaz bir inancım vardı. Devlet sadece devlet olduğu için kutsaldı benim için. Üniversite yıllarımın sonuna doğru devletçi anlayışı milletçi anlayışla yoğurunca varlığımı hem devletime hem milletime adadım. Bunları yazıyorum çünkü eminim benim gibi düşünerek hayat yaşayan ve dillerinde “Zahid bizi tan eyleme” türküsünü mırıldanarak yaşamlarını sürdüren onlarca evlat vardır. Biz yaradılışımız gereği hiçbir şeyden korkmayız. Hazreti Hamza misali yaklaşırız korku duygusuna “gözümün gördüğü hiçbir şeyden korkmam” deriz. Gözümüzün görmedikleri de elbet yapacaklarını yapmak için gözümüze görünecekleri için onları da dert etmeyiz. Muhsin Yazıcıoğlu, Recep Yazıcıoğlu, Abdi İpekçi, Bahriye Üçok, Necip Hablemitoğlu gibi niceleri ölümle nişanlı olan insanlardı. Korksalardı zaten öldürülmezlerdi. Her biri yaptıkları çalışmalardan vazgeçmeleri karşılığında büyük vaatler sunulan insanlardı. Bu vaat sunulanlardan biri olan rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu “bir saniyesine bile hâkim olmadığımız dünya için fırıldak olmaya gerek yok” diyerek cevap vermiştir. Kendisini son yıllarda oldukça yakından tanıma fırsatı elde ettiğim Selçuk Özdağ… Selçuk Özdağ, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde kendisine sunulan bakanlık teklifini kabul etmiş olsaydı o elim saldırı yapılabilir miydi kendisine? Dik duruş sergilemek kolay değildir. Bakın bu ülkede bir siyasetçinin arkasından iyi konuşulması ender rastlanan bir durumdur. Selçuk Özdağ için –buyurun isteyen hemen gitsin yerinde görsün- Manisa’da herkes “Selçuk Baba” hitabını kullanır. Baba ailenin direğidir. Direk gibi dik duruşu olmalıdır. Baba sıfatı kolay kazanılmaz. Eğer bugün kabinede bakanlığı kabul etmiş bir Selçuk Özdağ olsaydı neredeyse elli yılda oluşmuş olan efsanevi kişiliği yerle yeksan olabilirdi. Evet, Yılmaz Özdil diyordum. Yılmaz Özdil yazıyor. Her yazdığını tasvip etmem mümkün değil lakin bir kişi yazıyor diye ona zulmetmeyi hatta öldürmeyi düşünmek ne demektir? Siyasetçi konuşacak, gazeteci yazacak, akademisyen araştıracak ki memleket ilerleme kaydetsin. Vatanseverlik adı altında konuşana, yazana, araştırana yapılan saldırı sadece ve sadece içi ve dışı hainlerle kaplı ülkemize ihanetten başka bir halta yaramayacaktır. Arkadaşlar unutmayalım, bir tane Türkiye var. Bu topraklarda karışıklık çıkarsa hiç kimsenin gidebileceği başka bir Türkiye yok. Sonuna kadar bu ülkenin birliği, dirliği için konuşmaya, yazmaya, araştırmaya devam edeceğiz. Madem Muhyiddin Abdal ile başladık, Nazım ile bitirelim: Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan Bu memleket, bizim.   Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak Ve ipek bir halıya benzeyen toprak, Bu cehennem, bu cennet bizim.   Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, Yok edin insanın insana kulluğunu, Bu dâvet bizim....   Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür Ve bir orman gibi kardeşçesine, Bu hasret bizim...  
Ekleme Tarihi: 15 Eylül 2021 - Çarşamba

Korku Nedir Bilmeyiz

“Sayılmayız parmak ile

Tükenmeyiz kırmak ile…”

Muhyiddin Abdal’ın muhteşem eserinin şu iki dizesi Selçuk Özdağ’a yapılan saldırıdan beri dilimdedir. Sabah arabaya bindiğimde açar dinlerim türkü versiyonunu da. Baştan sona her dizesi derin anlam yüklü olan “Zahid bizi tan eyleme” parçasını Yılmaz Özdil’e yapılan tehditlerden sonra köşeme taşımaya karar verdim.

İlkokula başladığımın ilk günü... Heyecanlı ve de telaşlıyım. Hafif de endişe var tabi. Kıymetli validem yakalığımı takarken dedi ki “bak oğlum, ben bu devletin yurdunda kalarak okudum ve öğretmen oldum. Baban bu devletin hastanesinde çalışıyor. Kardeşlerin ve sen, devletin bize verdiği maaş ile büyüdünüz. Şimdi de seni devletin okuluna gönderiyoruz. Devletin okulunda okuyacak; çalıştığın derste, attığın adımda, oynadığın topta bile devletin ne demek olduğunu düşünecek ve ona göre hareket edeceksin.” Validemin bu sözü hayat felsefemi teşkil etmiştir. Üniversite yıllarıma kadar devletçi anlayışıyla hemhal oldum. Milletin devlet için olduğuna dair sarsılmaz bir inancım vardı. Devlet sadece devlet olduğu için kutsaldı benim için. Üniversite yıllarımın sonuna doğru devletçi anlayışı milletçi anlayışla yoğurunca varlığımı hem devletime hem milletime adadım.

Bunları yazıyorum çünkü eminim benim gibi düşünerek hayat yaşayan ve dillerinde “Zahid bizi tan eyleme” türküsünü mırıldanarak yaşamlarını sürdüren onlarca evlat vardır. Biz yaradılışımız gereği hiçbir şeyden korkmayız. Hazreti Hamza misali yaklaşırız korku duygusuna “gözümün gördüğü hiçbir şeyden korkmam” deriz. Gözümüzün görmedikleri de elbet yapacaklarını yapmak için gözümüze görünecekleri için onları da dert etmeyiz.

Muhsin Yazıcıoğlu, Recep Yazıcıoğlu, Abdi İpekçi, Bahriye Üçok, Necip Hablemitoğlu gibi niceleri ölümle nişanlı olan insanlardı. Korksalardı zaten öldürülmezlerdi. Her biri yaptıkları çalışmalardan vazgeçmeleri karşılığında büyük vaatler sunulan insanlardı. Bu vaat sunulanlardan biri olan rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu “bir saniyesine bile hâkim olmadığımız dünya için fırıldak olmaya gerek yok” diyerek cevap vermiştir.

Kendisini son yıllarda oldukça yakından tanıma fırsatı elde ettiğim Selçuk Özdağ… Selçuk Özdağ, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde kendisine sunulan bakanlık teklifini kabul etmiş olsaydı o elim saldırı yapılabilir miydi kendisine? Dik duruş sergilemek kolay değildir. Bakın bu ülkede bir siyasetçinin arkasından iyi konuşulması ender rastlanan bir durumdur. Selçuk Özdağ için –buyurun isteyen hemen gitsin yerinde görsün- Manisa’da herkes “Selçuk Baba” hitabını kullanır. Baba ailenin direğidir. Direk gibi dik duruşu olmalıdır. Baba sıfatı kolay kazanılmaz. Eğer bugün kabinede bakanlığı kabul etmiş bir Selçuk Özdağ olsaydı neredeyse elli yılda oluşmuş olan efsanevi kişiliği yerle yeksan olabilirdi.

Evet, Yılmaz Özdil diyordum. Yılmaz Özdil yazıyor. Her yazdığını tasvip etmem mümkün değil lakin bir kişi yazıyor diye ona zulmetmeyi hatta öldürmeyi düşünmek ne demektir? Siyasetçi konuşacak, gazeteci yazacak, akademisyen araştıracak ki memleket ilerleme kaydetsin. Vatanseverlik adı altında konuşana, yazana, araştırana yapılan saldırı sadece ve sadece içi ve dışı hainlerle kaplı ülkemize ihanetten başka bir halta yaramayacaktır.

Arkadaşlar unutmayalım, bir tane Türkiye var. Bu topraklarda karışıklık çıkarsa hiç kimsenin gidebileceği başka bir Türkiye yok. Sonuna kadar bu ülkenin birliği, dirliği için konuşmaya, yazmaya, araştırmaya devam edeceğiz. Madem Muhyiddin Abdal ile başladık, Nazım ile bitirelim:

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan

Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan

Bu memleket, bizim.

 

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

Ve ipek bir halıya benzeyen toprak,

Bu cehennem, bu cennet bizim.

 

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

Yok edin insanın insana kulluğunu,

Bu dâvet bizim....

 

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

Ve bir orman gibi kardeşçesine,

Bu hasret bizim...

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.