Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Mehmet Çavul
Köşe Yazarı
Mehmet Çavul
 

Yeniden Düşünmek

“Özeleştiri yapmayanlar önce eleştirilir sonra suçlanır” der Sezai Karakoç. Bu gerçek, insana her daim düşünce yolculuğunda olması gerektiğini tebliğ eder. T ezekkür, tedebbür, tefakkuh, taakkul, tefekkür … gibi kavramlar düşünme sürecinin kronik dizilişini ele verir. Tezekkür geçmişe, tedebbür geleceğe, tefakkuh hale dönük düşünceyi ifade eder. Taakkul ise bu süreçler arasında bağ kurmayı anlatır. Metin Önal Mengüşoğlu, “Düşünmek Farzdır” ifadesini isim olarak seçer  kitabına. Hayat problem çözme süreci ise ve biz bu problemin çözümünü arıyorsak ancak eleştirel düşünmeyle aradığımızı bulabiliriz. Tarih bunun en büyük şahididir. İşte bu sebeple düşünme belki de en insani faaliyettir diyebiliriz.  Buradan hareketle bizi ilgilendiren büyük konuları bir kez daha düşünmeye ne dersiniz? Düşünmek doğru soru sormakla başlar. Biz de eğitimden İmam Hatip okullarına, siyasetten dine, sanattan şehirleşmeye, çevrecilikten teknolojiye kadar pek çok konuda özgün sorular üretmeye çalışabiliriz. Özgün soru özgür zihin işidir. Prangaya vurulmuş akılla çıldırtan sorular üretemeyiz. Öyleyse kısıtlayıcı tüm etkenlerden arınıp sormaya başlayabiliriz. Sezai Karakoç’un “modern çağda insan varoluş bunalımı yaşamaktadır” sözünden hareketle birkaç soru sorarak başlayabiliriz. Premodern, modern ve postmodern zamanlar boyunca insan varoluş sorununa dair hangi mukni cevapları üretebildi? İdeolojiler, bilim ve bilimin üretimi olan teknoloji varoluşsal sorulara hangi cevapları verdi? İnsana hangi ideoloji veya hangi teknoloji huzur bahşedebildi? Küçük insanın devasa evrendeki varlık hikayesinin sırrına dair “Evrim, izafiyet  ve Bing Bang” teorilerinden başka ne üretebildik? … En büyük sorunumuz olarak değerlendirilen eğitim konusu ile devam edelim. Önce üniversite. Her şehre bir üniversite(!) açarak o şehrin ekonomisini mi yoksa gençlerin ve dolayısıyla ülkenin geleceğini mi öncelemiş oluyoruz? Üniversite politikamız, diplomasız işsizlerin diplomalı işsizlere nazaran daha zor kontrol edilebilir oluşu düşüncesine mi dayanıyor? Nepotizmin ve bizdenciliğin en üst düzeyde yaşandığı üniversitelerimizin ülke gelişiminde lokomotif rolünü üstlenmesi ne kadar mümkün? Eğitimle ilgili daha geniş bakış açılarını aşağıdaki adreste bulabilirsiniz.  http://www.enpolitik.com/yazar/mehmet-cavul/egitimi-yeniden-dusunmek-4293-kose-yazisi … Biraz da din. Dinler kendi varlık sebebini insanın mutluluğu olarak ifade eder. Gerçekten böyle midir, böyle mi olmuştur? Modern insanın din ile kurduğu etkileşim “mezarlaşmış tapınaklar ve tapınaklaşmış mezarlar” düzeyine indiyse bunun sebebi dinlerin varoluş sorunsalına ürettikleri cevabın artık kabul görmeyişinden olabilir mi? Dinler Tarihi biraz da Tanrılar Tarihi değil midir? Bir zamanlar dünyaya hükmeden Mısır’ın RA’sı, İran’ın Hürmüz’ü, Yunan’ın Zeus’u, Sümerlerin İnanna’sı, Babil’in İştar’ı, Yahudilerin Yehova’sı ve Hıristiyanların İsa’sı şimdi niye hükmedemiyorlar? Kendilerini hakikatin mutlak sahibi gören 43 bin din ve mezhep mensubunun, birlikte, huzur içinde yaşayabileceği bir dünya ne kadar mümkün? ... Ve benzeri sorular sizin, bizim aklımızı pek meşgul etmese de meşgul ettiği milyarlarca insan var. Benzer soruları modernizm, ekonomi, siyaset, sanat … için de sormak zorundayız. Bir süre ara verdiğim yazılara “……i Yeniden Düşünme” başlığı altında devam edeceğim. Beklerim.     
Ekleme Tarihi: 13 Eylül 2021 - Pazartesi

Yeniden Düşünmek

“Özeleştiri yapmayanlar önce eleştirilir sonra suçlanır” der Sezai Karakoç. Bu gerçek, insana her daim düşünce yolculuğunda olması gerektiğini tebliğ eder.

T ezekkür, tedebbür, tefakkuh, taakkul, tefekkür … gibi kavramlar düşünme sürecinin kronik dizilişini ele verir. Tezekkür geçmişe, tedebbür geleceğe, tefakkuh hale dönük düşünceyi ifade eder. Taakkul ise bu süreçler arasında bağ kurmayı anlatır.

Metin Önal Mengüşoğlu, “Düşünmek Farzdır” ifadesini isim olarak seçer  kitabına.

Hayat problem çözme süreci ise ve biz bu problemin çözümünü arıyorsak ancak eleştirel düşünmeyle aradığımızı bulabiliriz. Tarih bunun en büyük şahididir. İşte bu sebeple düşünme belki de en insani faaliyettir diyebiliriz.

 Buradan hareketle bizi ilgilendiren büyük konuları bir kez daha düşünmeye ne dersiniz?

Düşünmek doğru soru sormakla başlar.

Biz de eğitimden İmam Hatip okullarına, siyasetten dine, sanattan şehirleşmeye, çevrecilikten teknolojiye kadar pek çok konuda özgün sorular üretmeye çalışabiliriz.

Özgün soru özgür zihin işidir. Prangaya vurulmuş akılla çıldırtan sorular üretemeyiz. Öyleyse kısıtlayıcı tüm etkenlerden arınıp sormaya başlayabiliriz.

Sezai Karakoç’un “modern çağda insan varoluş bunalımı yaşamaktadır” sözünden hareketle birkaç soru sorarak başlayabiliriz.

Premodern, modern ve postmodern zamanlar boyunca insan varoluş sorununa dair hangi mukni cevapları üretebildi?

İdeolojiler, bilim ve bilimin üretimi olan teknoloji varoluşsal sorulara hangi cevapları verdi?

İnsana hangi ideoloji veya hangi teknoloji huzur bahşedebildi?

Küçük insanın devasa evrendeki varlık hikayesinin sırrına dair “Evrim, izafiyet  ve Bing Bang” teorilerinden başka ne üretebildik?

En büyük sorunumuz olarak değerlendirilen eğitim konusu ile devam edelim. Önce üniversite.

Her şehre bir üniversite(!) açarak o şehrin ekonomisini mi yoksa gençlerin ve dolayısıyla ülkenin geleceğini mi öncelemiş oluyoruz?

Üniversite politikamız, diplomasız işsizlerin diplomalı işsizlere nazaran daha zor kontrol edilebilir oluşu düşüncesine mi dayanıyor?

Nepotizmin ve bizdenciliğin en üst düzeyde yaşandığı üniversitelerimizin ülke gelişiminde lokomotif rolünü üstlenmesi ne kadar mümkün?

Eğitimle ilgili daha geniş bakış açılarını aşağıdaki adreste bulabilirsiniz.

 http://www.enpolitik.com/yazar/mehmet-cavul/egitimi-yeniden-dusunmek-4293-kose-yazisi

Biraz da din.

Dinler kendi varlık sebebini insanın mutluluğu olarak ifade eder.

Gerçekten böyle midir, böyle mi olmuştur?

Modern insanın din ile kurduğu etkileşim “mezarlaşmış tapınaklar ve tapınaklaşmış mezarlar” düzeyine indiyse bunun sebebi dinlerin varoluş sorunsalına ürettikleri cevabın artık kabul görmeyişinden olabilir mi?

Dinler Tarihi biraz da Tanrılar Tarihi değil midir? Bir zamanlar dünyaya hükmeden Mısır’ın RA’sı, İran’ın Hürmüz’ü, Yunan’ın Zeus’u, Sümerlerin İnanna’sı, Babil’in İştar’ı, Yahudilerin Yehova’sı ve Hıristiyanların İsa’sı şimdi niye hükmedemiyorlar?

Kendilerini hakikatin mutlak sahibi gören 43 bin din ve mezhep mensubunun, birlikte, huzur içinde yaşayabileceği bir dünya ne kadar mümkün?

... Ve benzeri sorular sizin, bizim aklımızı pek meşgul etmese de meşgul ettiği milyarlarca insan var.

Benzer soruları modernizm, ekonomi, siyaset, sanat … için de sormak zorundayız.

Bir süre ara verdiğim yazılara “……i Yeniden Düşünme” başlığı altında devam edeceğim.

Beklerim.   

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.