Tarih: 10.02.2026 13:59

ÇETİN AY, "BU ARTIK SİYASET DEĞİL.. ORTAK DEĞER KRİZİ.."

Facebook Twitter Linked-in

Toplumlar farklılıkla yaşayabilir.
Ama ortak değer kalmadığında birlikte yaşayamaz.

Bugün yaşanan şey siyasal rekabet değildir.

Bu, ahlaki tekelleşmedir.

Aidiyet bir bağ olmaktan çıkmış, meşruiyet üreten bir silaha dönüşmüştür.
Kutuplaşma artık siyasi değildir.
Düşmanlaştırıcıdır.

Ortaya çıkan tablo nettir.
Toplumsal meşruiyet alanının parçalı bir yapıya doğru sürüklendiği görülmektedir.

Siyaset bilimi diliyle bu durumun adı nettir.
Ahlaki üstünlük üzerinden kurulan kimlik savaşı.

Artık mesele kim daha iyi yönetir değildir.
Mesele, kimin daha makbul sayıldığıdır.

Ben daha vatanseverim
Ben daha yerliyim
Ben daha milliğim
Ben daha Atatürkçüyüm
Ben daha dindarım

Bu cümleler bir tercih ifadesi değildir.
Bu dil, aidiyet üzerinden kurulan kapalı ve hiyerarşik bir meşruiyet alanıdır.

Bu noktada siyaset geri çekilir.
Yerini sadakat alır.
İtiraz, farklılık olmaktan çıkar.
Şüphe gerekçesine dönüşür.

Aynı toplum içinde
kimlerin içeride,
kimlerin dışarıda olduğu
sessizce belirlenir.

Bu bir inanç meselesi değildir.
Bu, aidiyetin dokunulmazlaştırılmasıdır.

Bu noktada ortak değerler paylaşılmak için değil,
ayıklamak için kullanılır.
Birleştirmek için değil,
ayırt etmek için konuşulur.

Kimin bu toplumun parçası sayılacağı,
kimin dışarıda kalacağı
sözle değil, bu dil üzerinden belirlenir.

Bu mekanizma çalıştığında
devletin kapsayıcı dili daralır,
temsil alanı küçülür,
toplum kendi içinde görünmez sınırlar üretir.

Sorun görüş ayrılığı değildir.
Sorun, aynı toplum içinde
meşruiyetin kimlere tanınacağının
sessizce yeniden tanımlanmasıdır.

Vatan ortak zemin olmaktan çıkar.
Bir tarafın tapusu gibi konuşulmaya başlanır.
Devlet ile toplum arasındaki ortaklık algısı zayıflar.
Karşı tarafın ele geçirdiği bir araç gibi algılanır.

Bu noktada kritik bir eşiğe gelinmiş olur.

Rakip artık rakip değildir.
Rakip, ahlaken meşru görülmeyen bir varlığa dönüşür.

Bu aşamadan sonra
siyaset dili sonuç üretmez,
refleks üretir.

Bu aşamadan sonra
kaybeden sandığı tanımaz,
kazanan toplumu temsil edemez,
meşruiyet yukarıda kurulamaz.
Öfke yukarıdan aşağıya değil,
yatay biçimde toplumun içine yayılır.

Bu tablonun uzun bir sürecin ürünü olduğu açıktır.
Bugün ise toplumun tamamı bu yükle yaşamak zorunda bırakıldı.

Devlet bu aşamada hemen dağılmaz.
Ama toplum çözülmeye başlar.
Çünkü güven, kurumla birlikte
toplumun birbirini meşru görmesiyle ayakta kalır.

Bu dil sürdükçe seçimlerin çözüm üretme kapasitesi zayıflar.
Toplumsal gerilim sandıkla boşalmaz.
Birikir.
Ve başka alanlara taşar.

Asıl tehlike budur.
Sessizdir.
Normalleşir.
Ve fark edildiğinde geç olabilir.

Bu satırlar, siyasi bir pozisyonun değil;
devletimin sürekliliği ve aziz milletimin bütünlüğüne duyduğum sorumluluk hissinin bir yansımasıdır.

Çetin Ay
BWA Başkanı




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —