Türkiye'nin önde gelen araştırmacı-yazarlarından biri olarak kabul edilen, Ülkücü Hareket, Darbeler, Yakın Politik Tarihimiz, Ortadoğu vb. konularda, sahasında otorite olan, fikirleri, yazıları, konuşmaları dikkatle takip edilen, Hakkı Öznur, ABD'nin Venezuela'ya yönelik askerî saldırısı ve Devlet Başkanı Maduro'nun eşi ile beraber Amerika'ya götürülmesi ile ilgili yazılı açıklama yaptı . Açıklamasında yapılan askerî müdahalenin küresel haydutluk, emperyalist haydutluk olduğunu uluslararası hukukun bir kez daha ABD tarafından çiğnendiğini söylemiştir. AKP Genel Başkanı Erdoğan'ı "dostum" dediği Trump konusunda uyararak "Trump dost olamaz o bir küresel hayduttur. ABD müttefikimiz değil baş düşmanımızdır." diyerek uyarmıştır.
Öznur açıklamasında, Amerikan emperyalizminin bu güne kadar 41 ülkede rejim değişikliğine yol açtığını, darbeler yaptırdığını ve özellikle arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika'daki emperyalist yayılmacılığını ve haydutluğunu geniş bir şekilde anlatmıştır.
Hakkı Öznur'un yaptığı açıklamanın tam metni: KAHROLSUN AMERİKAN EMPERYALİZMİ
Küresel haydut ABD ile petrol zengini Venezuela'nın 27 yıllık gerilimi, sonunda sıcak temasa dönüştü. Savaş çılgını Trump'ın emriyle Karakas ile 4 eyalete bomba yağdı. Özel birlik Delta Force, çok sayıda helikopterle indirme yaparak Devlet Başkanı Maduro ve eşini kale gibi evden kaçırdı. Hollywood filmlerini andıran bir operasyonla Maduro ve eşini iki saatte alıp götürdüler. Maduro ABD ordusu tarafından açıkça madara edilmiştir. Yetmemiş, Trump yönetimi bir kupa gibi şehirden şehre gezdirmiştir. CIA bu görüntüleri tüm dünyaya servis ederek psikolojik propaganda yapmıştır. Karakas yakınlarındaki askerî üsse yönelik saldırı dikkatle planlanmış, siyasi ve net askerî hedefleri olan bir operasyon. Operasyon Manuel Noriega'nın devrildiği 1989 Panama işgaliyle benzerlikler taşıyor. 20 Aralık 1989'da başlayan operasyon sonucunda Panama lideri Manuel Noriega devrilmişti. Küresel haydut Donald Trump yaklaşık üç buçuk saat sonra saldırıyı üstlendi ve Venezuela Devlet Lideri Nicolas Maduro ile karısının ABD'ye kaçırıldığını duyurdu. Operasyonu canlı izleyen Trump, "Venezuela petrolüne müdahil olacağını açıkladı." ifadelerini kullandı.

Kendisini '2. Roma İmparatoru' olarak gören 'yeni zamanlar 'Neron'u' Trump'ın "operasyonu izlerken" fotoğrafı akıllara eski başkanlardan Barack Obama'nın 2 Mayıs 2011 günü Abbottabad,/Pakistan'da öldürülen EL Kaide lideri Usama Bin Ladin operasyonunu takip ettiği anın fotoğrafını getirdi. Emperyalizm yeni yılda, aynı kanlı düzenini sürdürüyor. Maduro'ya açıkça petrol darbesi yapıldı. Karayipler'in son korsanı" Trump'ın emriyle Venezuela Devlet Başkanını sarayından kaçırdılar.
Dünyayı şoke eden haydutluğu Trump ise övünerek duyurdu. Maduro ve eşinin New York Şehri'ndeki hapishaneye nakledilmesinin ardından Maduro'nun yardımcısı Delcy Rodriguez, Venezuela'nın geçici devlet başkanı oldu. Trump yönetiminin listesinde Latin Amerika ülkeleri Küba, Kolombiya, Meksika ile Panama (Grönland ) ile Kanada ve Danimarka' ( Grönland). da var. Dünyanın en büyük adası olan Grönland halihazırda Danimarka Krallığı'na bağlı bir özerk/otonom bölge. Danimarka'ya bağlı ama coğrafi olarak Kuzey Amerika'nın bir parçası. 1946'da, yani ABD'nin Dünya Savaşı sonrası adayı işgali sona erdikten sonra Harry Truman'ın başkanlığı döneminde O dönemin parasıyla 100 milyon dolar gibi bir meblağ karşılığında ABD, Grönland'ı almayı gizli bir şekilde teklif ediyor. Danimarka teklifi ciddiye almıyor. Küresel hayduyt Trump' 80 yıl sonra eski başkanlardan Truman gibi düşünüyor. "Neyse parası verelim, Grönland'ı Danimarka'dan alalım" meselesine yine gündeme getiriyor. Washington askeri seçenekte masada diyerek Danimarka'ya gözdağı vermeye devam ediyor. Trump söz konusu bu ülkelere de askeri müdahalede bulunacağını söylemiştir. Bu ülkelerle yetinmemiş İran'a da gözdağı vermiş Maduro'ya yapılanların benzerini İran'ın dini lideri Ali Hamaneye'de yapılabileceğini tehdidinde bulunmuştur. ABD Karayipler'de aylardır tırmandırdığı askeri gerilimi Venezuela'ya açıktan ilan ettiği savaşla yeni bir boyuta taşıdı. Uluslararası hukuka ve ülkelerin egemenlik haklarına aykırı bu emperyalist saldırganlık emperyalist haydut çetesinin yeni bir saldırıdır. Dünya tarihine geçecek utanç verici bir haydutlukla karşı karşıyayız. Dünyanın dört bir yanını kana bulayan, ülkeleri felaketlere sürükleyen, darbelerin, çatışmaların, iç savaşların arkasındaki temel güç olan Amerikan emperyalizmi Venezuela da bir darbe gerçekleştirmiştir. ABD emperyalizmi "uyuşturucuyla mücadele" ve "demokrasi" yalanlarıyla başlattığı ablukayı askeri bir saldırganlığa dönüştürdü.
ABD'nin Venezuela'ya yaptığı ve resmen kabul ettiği müdahale, pek çok açıdan uluslararası hukuka aykırıdır. "Kuvvet kullanma yasağı, egemen eşitlik, devlet başkanlarının başka bir devlette yargılanamazlığı" gibi bir takım temel ilkeler açıkça ihlal edilmiştir. Daha önceleri insan hakları ve demokrasi naraları atarak Afganistan'ı, Irak'ı, Suriye'yi, Libya'yı işgal eden Amerikan emperyalizmi, artık bu kılıflara gerek bile duymuyor. Uyuşturucuya karşı savaş argümanları, emperyalist manevranın yalnızca bir bahanesidir. ABD müdahalelerinin tarihi, bu politikanın uyuşturucu ticaretiyle mücadele etmek gibi bir niyeti olmadığını göstermektedir. Aksine, ABD federal teşkilatları Meksika ve Kolombiya'daki uyuşturucu kartelleriyle işbirliği yapmış, müdahaleleri ticareti durdurmak yerine onu ABD denetimi altında yeniden organize etmiştir.
Trump'ın, ABD'de uyuşturucu kaçakçılığından 45 yıl hapis cezası alan Honduras'ın eski devlet başkanı Juan Orlando Hernández'i affetmesi bu sahtekârlığın açık bir göstergesidir. Biliyoruz ki bu emperyalist saldırının arka planında, ABD'nin Latin Amerika'yı babasının çiftliği sanması; Venezuela'nın doğal kaynaklarını kendi malı gibi görmesi yatmaktadır. ABD'nin de bugün attığı tüm adımlar, Venezuela'nın 'suç' içinde olan başkanı için değildi. Çünkü ABD'ye karşı yönetimi olan Venezuela, Çin'le güçlü bir petrol alışverişi içindeydi. Bu Bir Yağma ve İşgal Saldırısıdır! Hedef Venezuela'nın petrolü, altını ve bağımsızlığıdır. ABD öncülüğünde yürütülen askeri, siyasi ve ekonomik müdahaleler; halkların kendi kaderini tayin hakkını, egemenlik ilkesini ve uluslararası hukuku açık biçimde ihlal etmektedir. ABD, çıkarlarına uymayan her ülkeyi tehdit eden, istediği coğrafyaya saldırmayı kendinde hak gören bir küresel haydut gibi hareket etmektedir. Bugün yaşananlar; demokrasi, insan hakları veya istikrar söylemleriyle örtülmeye çalışılan çıplak bir emperyalist müdahaledir. ABD'nin Venezuela'ya yönelik saldırısı, bir halkın iradesine ve egemenliğine karşı emperyalist müdahalesidir. Dünya tarihi Amerikan emperyalizminin insanlık düşmanı suçlarıyla doludur. Bu saldırılar; ülkemiz başta olmak üzere ABD'nin emperyalist siyasetlerini tanımayan tüm uluslara ve devletlere yöneliktir. Amerikan emperyalizminin amacı uyuşturucu falan değil Venezuela petrollerine el koymaktır. Uzun bir süreden beri Venezuela'yı uyuşturucu trafiğinden sorumlu tutarak Karayipler'e donanmasını yığan, Venezuela'ya ait ticaret gemilerini batıran bu emperyalist ülkenin başlıca amacı, uyuşturucu ticaretini engellemek değil Venezuela'nın petrolünün ve doğal kaynaklarının ele geçirmektir. ABD Başkanı Trump Venezuela'yı kendilerinin yöneteceğini ve Amerikan petrol şirketlerinin ülkeye sokulacağını söyledi. Petrol rezervleri açısından 299 milyar varil ile birinci sırada yer alan, petrol üretiminde günlük 2.3 milyon varille 12. sırada olan bu ülkeye yapılan darbenin 'demokrasi' ya da 'uyuşturucu mücadelesi ile alakası olmadığını başta Amerikan halkı olmak üzere bütün dünya biliyor.
MONROE DOKTRİNİ – DONREO DOKTRİNİ
Trump, operasyon sonrası düzenlediği basın konferansında 1823 tarihli Monroe Doktrini'ni işaret ederek "Monroe Doktrini çok önemli bir şey. Ama biz onu çok daha ileriye taşıdık. Şimdi buna Donroe Doktrini diyorlar" ifadelerini kullandı. Peki nedir bu Monroe Doktrini: Monroe Doktrini, ABD Başkanı James Monroe'nun 1823'te Kongre'ye yaptığı konuşmada şekilleniyor. ABD, 1826 Monroe Doktrini'nden beri arka bahçesi ve yakın kıta havzası olarak kabul ettiği Latin Amerika'da ABD karşıtı politikalara ve iktidarlara izin vermeyeceğini açıklamıştır. Uluslararası siyasette son dönemde sıkça dile getirilen "Donroe Doktrini", adını ABD Başkanı Donald Trump ve 1823'te ilan edilen Monroe Doktrini'nden alıyor. Resmî metinlerde "Trump Corollary" (Trump Eklemesi) olarak geçen bu yaklaşım, kamuoyunda Trump'ın ismiyle özdeşleşerek "Donroe" olarak anılmaya başlandı. Trump yönetimi bu dönemde ilk kez şu yaklaşımı açıkça dile getirdi: "Asker göndermesen bile, altyapı kuruyorsan tehdit sayılırsın." Bu söylem, Monroe Doktrini'nin 21. yüzyıl uyarlaması olarak görülüyor. Trumpizm' Monroe Doktrini'nin 21. yüzyıl versiyonu. Venezuela'ya yapılan askeri müdahale ve Maduro'nun derdest edilmesi, Monroe Doktrini'ni tozlu bir tarih sayfasından çıkarıp yeniden önümüze koyuyor. Maduro örneği ise şunu gösteriyor: Rusya ve Çin'le kurulan ittifaklar, ABD gibi bir aktörün arka bahçe olarak gördüğü coğrafyada nihai güvenlik ve siyasal garanti üretemiyor. Venezuela, Washington için sadece bir enerji dosyası ya da uyuşturucu rotası meselesi değil; Monroe Doktrini'nin iki yüzyıllık alışkanlıklarıyla şekillenmiş bir nüfuz alanı. ABD'de başkanların dış politika için oluşturdukları doktrinler bulunur ve isimleri ile anılır. 1823'te Başkan James Monroe'nun açıkladığı doktrin, Avrupa sömürgeciliğinin Batı yarımküreye etki etmemesi için ortaya çıkmıştır. O dönemde Latin Amerika'daki sömürgeler ya bağımsızlıklarını yeni elde etmiş ya da etmek üzerelerdi. Bu nedenle, Avrupa kıtasından Amerika'ya gelebilecek siyasi müdahaleler ABD'nin güvenliğine bir tehdit olarak algılanmıştır. Monroe doktrini de Amerika kıtasına herhangi bir askeri ya da siyasi müdahaleyi düşmanca bir hareket olarak alınacağını belirtir. 1823 tarihli Monroe Doktrini'nin kaderini asıl belirleyen, 1904'te Theodore Roosevelt'in yaptığı ek yorum oluyor. Roosevelt Corollary adıyla bilinen bu ek, masum görünen savunma ilkesini doğrudan bir müdahale doktrinine çeviriyor. Monroe Doktrini, ABD'nin kendisini uluslararası sistem içinde nasıl konumlandırdığını gösteren erken ve problemli bir güç ilanı olarak tanımlanabilir: 1823'te ilan edildiğinde, Avrupa'nın Amerika kıtalarına müdahalesini reddeden bir savunma refleksi gibi sunulsa da, özünde ABD'nin Batı Yarımküre üzerinde tek taraflı bir nüfuz iddiası anlamına geliyordu. Klasik Monroe Doktrini, Avrupa devletlerinin Amerika kıtasında sömürgecilik faaliyetlerini engellemeyi hedefleyen savunmacı bir çerçeve sunuyordu. Donroe Doktrini ise bu anlayışı aşarak, Batı Yarımküre'de rakip büyük güçlerin askerî olmayan nüfuzunu dahi ABD açısından meşru bir müdahale sebebi olarak tanımlıyor Donroe Doktrini'nin merkezinde Çin ve Rusya'nın Latin Amerika'daki varlığı yer alıyor. Washington, Çin'in bölgedeki kredi mekanizmalarını, liman ve altyapı yatırımlarını, 5G ve telekomünikasyon projelerini "yeni tip sömürgecilik" olarak tanımlıyor. Rusya'nın askerî iş birlikleri ve İran'ın siyasi nüfuzu da aynı çerçevede güvenlik tehdidi olarak değerlendiriliyor. 2025'in Ocak ayında, New York Post gazetesinin kapağında Trump'ın Amerika kıtasının bulunduğu yarımküre (batı) ile ilgili vizyonunu 'Donroe (Donald Monroe birleşimi) Doktrini' olarak yazmıştı. Bu görüşe göre, Donald Trump, ABD'yi kendi sınırlarını korumaya çalışan bir ülke olarak değil, yarımküredeki tüm toprakları ve denizleri 'ABD'ye ait' görüyor. 2025 Kasım'ında New York Times gazetesinde Jack Nicas imzasıyla yayınlanan makalede, Monroe Doktrini'nin 2025 yılı versiyonunda ABD'ye bölgede tehdit oluşturan yeni aktörün, Latin Amerika ülkeleriyle ilişkileri derinleştirmeye çalışan Çin olduğu belirtildi Emperyalizmin Latin Amerika üzerinde kurmaya çalıştığı tahakküm ve bölgenin emperyalizm tarafından dizayn edilme arzusu bugün Venezuela'da somutlanmış; ABD emperyalizminin gerçek yüzü bir kere daha ortaya çıkmıştır. 1823 Monroe Doktrini'ni "Neo-Monroe" adıyla yeniden hortlatan ABD, Amerikan kıtasındaki tüm egemenlik haklarını hiçe sayarak kendi hegemonyasını zorla dayatmaktadır. Monroe Doktrini' ABD'nin meşru olmayan hamlelerini meşrulaştırmak için kullandığı bir bahanedir. ABD Ordusunun Venezuela'ya yönelik saldırısı ve Afrika'ya düzenlediği hava saldırıları, Kasım ayında yayınlanan yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi'nin (NSS) bir yansımasıdır. Bu strateji belgesi, 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde ABD imparatorluğu için neo-kolonyal vizyonu ortaya koymuştur. Belge, Latin Amerika'nın Washington'ın arka bahçesi olduğu ve Küba'dan Şili'ye kadar otoriter, ABD yanlısı rejimleri destekleyerek ekonomik ve siyasi hâkimiyetini sürdürmek için istediği zaman müdahale ettiği 20. yüzyıla bir geri dönüşü öngörüyor. Karayipler ve Pasifik'teki askeri saldırganlığa, petrol ablukasına, tüm savaş eylemlerine ve ABD askeri müdahalesine karşı çıkmak tüm insanlığın görevidir.
ABD EMPERYALİZMİ VENEZAUELA'YA 3 KEZ DARBE GİRİŞİMİNDE BULUNDU
1999'da "Bolivarcı devrim" programıyla seçim kazanan Venezuela Sosyalist Partisi çeyrek yüzyıl boyunca iktidardadır. Nicolas Maduro, solcu Devlet Başkanı Hugo Chavez ve Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi'nin (PSUV) liderliğinde öne çıktı. Eski bir otobüs şoförü ve sendika lideri olan Maduro, 2013'te Chavez'in yerine geçti. ABD'nin devrim lideri Chavez'e karşı 2002'de ve sonraki başkan Maduro'ya karşı 2019'da örgütlediği iki darbe yenilgiye uğratılmıştı. Ruh hastası manyak Trump ikinci döneminde Venezuela'ya operasyon yapılacağını açıkça ilan etmiş, bir yıldır Amerikan Savaş Bakanlığına hazırlık yaptırıyordu. Venezuela'yı uyuşturucu devleti ("narco-state") olarak dünyaya ilan edip işgali meşrulaştırmaya çalışıyordu. 3. üncüsü içerden darbe ile değil, bizzat ABD Ordusu ve CIA'nın ( Kara Deniz Hava ) dev işgal girişimi ile yapıldı. Maduro, ABD işgal kuvvetleri tarafından esir alındı. New York Metropolitan Federal Gözetim Merkezi'ne götürüldü. Venezuela basını ABD saldırısında 23 Venezuelalı asker, 32 Kübalı güvenlik görevlisi ve iki sivil kadın olmak üzere toplam 57 kişinin hayatını kaybettiğini aktardı. Küba Komünist Partisi'nin resmi gazetesi Granma, "Onur ve Şan" başlıklı bir açıklama yayımlayarak, yaşamını yitirenlerin Küba Devrimci Silahlı Kuvvetleri ve İçişleri Bakanlığı bünyesinde görevli personeller olduğunun altı çizildi. Açıklamada, askerlerin "fedakarca direniş gösterdikten sonra hayatını kaybettiği" belirtildi. Hayatını kaybedenler arasında iki albay, bir yarbay, dört binbaşı, dört yüzbaşı, yedi üsteğmen, üç teğmen, bir astsubay, bir kıdemli başçavuş ve dokuz er bulunduğu belirtildi. Trump baskını Delta Force'nin başarıyla yaptığını söyledi. Panama'da Noriega döneminin sonlandırılmasında Somali operasyonlarında Irak ve Saddam rejiminin düşüşünde Afganistan'a yapılan asker harekâtlarda uyuşturucu baronu Pablo Escobar'a'nın Kolombiya'da yakalanmasında El Kaide lideri Usame Bin Ladin'in 2 Mayıs 2011'de Pakistan'da, Irak El Kaide lideri Ebu Musab ez-Zerkavi'nin 7 Haziran 2006 tarihinde Irak'ta ve IŞİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'nin 27 Ekim 2019 tarihinde Suriye İdlip'te öldürülmesinde "Delta Force" yer almıştır. IŞİD liderinin öldürülmesinden sonra Donald Trump "Çok önemli bir şey oldu!" diye tweet atmıştı.
ABD LATİN AMERİKA'DA DA 41 HÜKÜMET DEĞİŞİKLİĞİNE MÜDAHALE ETMİŞTİR
Venezuela, Güney Amerika kıtasının kuzey ucunda yer alan Karayip denizine sınırı olan 916 bin 445 kilometre kare yüzölçümüyle yaklaşık 34 milyon nüfusu olan bir ülkedir. Ayrıca, Venezuela zengin doğal kaynaklara sahiptir. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olmasının yanı sıra, zengin doğal gaz yataklarına da sahiptir. Bu enerji kaynakları bakımından dünya genelinde altıncı sırada yer almaktadır. Trump'ın başkanlığının ikinci döneminin başından itibaren Venezuela rejimine karşı baskı politikası uyguladı. Trump, Maduro'yu Amerika'yı istikrarsızlaştırmakla suçlayarak ABD'ye yasa dışı göçün ve bölgedeki uyuşturucu kaçakçılığının arkasındaki isim olduğunu söylemiştir. Maduro'nun başına 50 milyon dolar ödül koymuştur. Bunun yanı sıra Trump, Venezuela'da rejim değişikliğine ilişkin açıklamalarda bulunmuş ve Maduro'ya ülkeyi terk etme çağrısı yapmıştır. ABD'nin Venezuela'ya müdahalesinin tarihsel arka planında; ABD ile Venezuela arasındaki gergin ilişkiler yatmaktadır. Bu gerginlik Venezuela'nın Maduro'dan önceki lideri olan Hugo Chavez'in 1999'da iktidara gelmesine kadar dayanmaktadır. Sosyalist ve anti-emperyalist bir lider olan Chavez, iktidara geldikten sonra ABD'nin Irak ve Afganistan'daki operasyonlarına ilişkin karşı söylemler geliştirmiştir. 1898–1994 yılları arasında ABD' Latin Amerika'da en az 41 hükümet değişikliğine doğrudan ya da dolaylı müdahale etmiştir. ABD, 19. yüzyılın ortalarından bu yana 41 ülkede doğrudan askeri müdahalede bulundu veya dolaylı biçimde askeri güç kullandı. Bu müdahalelerin bir bölümü rejim değişikliğiyle sonuçlanırken, bazıları örtülü operasyon, hava saldırısı, deniz ablukası ya da özel kuvvet faaliyetleri şeklinde gerçekleşti. ABD' 1840'larda Meksika'nın yarısından fazlasını ilhak etmiş 1961'de Küba'daki Domuzlar Körfezi Çıkarması fiyaskosuna kadar çok sayıda ülkeye askeri operasyon yapmıştır. Soğuk Savaş döneminde Arjantin, Şili ve Brezilya'daki askerî rejimlere verdiği destek, bölgede derin yaralar bıraktı. İsim İsim Yıl Yıl -Meksika (1846–1848) ABD, Meksika topraklarının yaklaşık yarısını ilhak etti (California, Arizona, New Mexico, Nevada, Utah). -Küba (1898) İspanya'ya karşı savaş; fiili ABD vesayeti dönemi başladı. -Porto Riko (1898) ABD toprağı haline geldi. Muz Savaşları Dönemi (1900–1934) ABD şirketlerinin çıkarları için: -Honduras (defalarca) -Nikaragua (1912–1933) -Haiti (1915–1934) -Dominik Cumhuriyeti (1916–1924) -Panama (kanal güvenliği sebebiyle) Soğuk Savaş Darbeleri (CIA Dönemi) -Guatemala (1954) Seçilmiş başkan Jacobo Árbenz, CIA destekli darbeyle devrildi. -Küba (1961) – Domuzlar Körfezi Başarısız ama rejim devirmeye yönelik doğrudan operasyon. -Brezilya (1964) Askerî darbe – ABD desteğiyle. -Şili (1973) Salvador Allende devrildi, Pinochet iktidara geldi. -Uruguay (1973) Askerî rejim – ABD istihbarat desteği. -Arjantin (1976) Cunta – "Kirli Savaş". -Bolivya (1967) Che Guevara CIA destekli operasyonla öldürüldü. -Paraguay (Stroessner rejimi) -El Salvador (ölüm mangaları desteği) -Nikaragua (1980'ler) – Contra Savaşı Soğuk Savaş Dönemi -Panama (1989) Manuel Noriega devrildi. -Haiti (1994 & 2004) Aristide iki kez iktidardan uzaklaştırıldı. -Venezuela (2002) Hugo Chávez'e karşı başarısız darbe girişimi (ABD bilgisi/desteği iddiası yer alıyor.) Amerika'nın Ankara Büyükelçisi Tom Barrack bir süre önce itiraf ediyor: "Amerika İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyada 93 darbe ve rejim değişikliğinde rol almıştır." Venezuela Amerika'nın 94. darbesi olarak tarihe geçiyor. Trump'ın Suriye özel elçisi de olan Tom Barrack ise "Başkan Trump tüm satranç tahtasını değiştirdi. Her yerde bunu görüyorsunuz. Hazar Denizi'nden Akdeniz'e kadar bir hizalanma göreceksiniz." demişti... 2003 yılında Irak'a karşı, Bush'un oğlu Başkan George W. Bush ve yönetimi tarafından uydurulan yalanlara dayanılarak bir savaş başlatıldı. ABD, Irak'ın kitle imha silahlarına sahip olduğunu iddia ederek ülkeyi işgal etti. Bu silahlar doğal olarak hiçbir yerde bulunamadı, ancak ABD ordusu yine de ülkenin çeşitli bölgelerini yerle bir etti ve yüz binlerce Iraklıyı öldürdü. Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin yakalandı, yargılandı ve ABD tarafından atanan geçici Irak hükümeti tarafından infaz edildi.
MADURO'DA OTOKRAT BİR LİDERDİR Maduro'nun sabıka kayıtları da hayli yüksek. Tam otokrat lider. Küresel Haydut trump'ın talimatıyla eşi ile beraber direnemeden paketlenip ABD'ye getirilen küçük Haydut Maduro'da asla masum değildir. Trump'a ve onun müdahaleciliğine karşı mücadele etmek, hiçbir koşulda Maduro'ya herhangi bir siyasi destek vermek anlamına gelmez Evet, Maduro'nun iktidardan indirilmesi gerekiyor idiyse, bu, Venezuela halkının hakkı olurdu, bir başkasının değil. Trump'ın haydutluğu kapitalizmin klasik otoriter kriz yönetimi örneği: Trump yönetimi Maduro'yu en son uluslararası öcü ve varoluşsal tehdit haline getirmiş olsa da, bu anlatı pek çok açıdan yetersiz kalıyor. Objektif olarak konuşursak, ABD'nin kendisi, Maduro'dan daha suçludur. Kişiliği ne olursa olsun, kaçırılması, Venezuela'ya el konulması tam haydutluk. Aslında Trump ile Maduro birbirinin kopyası. İkisi de: Ne kendi iç hukuklarına ne de uluslararası hukuka uymayı akıllarından geçiriyor. Evet, Nicolas Maduro'da demokrasi ve özgürlük düşmanı bir hayduttur! Ülkesinde demokrasi yok! Hukuk yok! İnsan haklarını çiğnedi. Temel hak ve hürriyetleri yok etti. Halkına devlet terörü uyguladı. Faili meçhul cinayetlerde binlerce kişi öldü. 8 milyon Venezuelalı Madura faşizmi yüzünden ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı. Madura rejiminin Ortadoğu'daki Baas'çı rejimlerden farkı yoktu. Venezuela bir tür Latin Amerika BAAS'çılığını temsil ediyordu. Rusya ve Çin'e yakındı. Bir tür totaliter rejimdir. Nicolas Maduro da bir halk ve demokrasi düşmanıdır. Maduro rejiminin insan hakları ihlalleri, muhalefete yönelik baskıları ve demokratik siyasal alanı daraltan anti demokratik uygulamaları da ülkeyi derin bir çıkmaza sürüklemişti. Peki ya küresel haydut Trump'ın yaptığı ne? Onunki de tam bir haydutluk! Uluslararası hukuku hiçe sayan emperyalist bir haydutluk! Ancak, hiçbir şey bu küresel saldırıyı meşrulaştıramaz. Venezuela halkına kan kusturan diktatör Maduro'yu cezalandıracak tek güç Venezuela halkıdır. Halk demokratik yollardan indirir ve halk cezasını sandıkta verir. 2024'te, muhalefete göre adayları Edmundo Gonzalez seçimi ezici farkla kazanmıştı. Ancak Maduro başkanlık seçiminin galibi ilan edildi. Gonzalez, adaylığı engellenen ana muhalefet lideri Maria Corina Machado'nun yerine Maduro'yla yarışmıştı. Maria Corina Machado, Ekim ayında "diktatörlükten demokrasiye adil ve barışçıl bir geçişi sağlamak için verdiği mücadele" nedeniyle Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldü. Venezuela muhalefet lideri küresel emperyalizm tarafından Nobel ödülü ile ödüllendirilen María Corina Machado, Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun "uluslararası adaletle yüzleştiğini" belirterek, ülkede "özgürlük saatinin geldiği"ni söylemiştir. Bu Nobel ödüllü ABD işbirlikçisi Maria Corina Machoda ABD'nin askeri müdahalesini, işgalini savunarak tam bir ABD işbirlikçisi ve halkına ihanet eden bir hain olduğunu göstermiştir. Venezuela'da Nicolás Maduro gibi ABD hegemonyasına direnen bir iktidar gayrimeşru ilan edilirken, María Corina Machado gibi Batı uyumlu muhalefet figürleri 'demokrasi' ve 'özgürlük' yaftalarıyla parlatılıyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, ABD özel kuvvetleri tarafından kaçırılmasından iki gün sonra 5 Ocak 2026 günü uyuşturucu, silah ve "narko-terörizm" suçlamalarından mahkemeye çıktı. Maduro, bu suçlamalarla ilgili savunmasında suçsuz olduğunu söyledi. Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun ABD ordusu tarafından cumartesi sabahı kaçırılmasının Latin Amerika'ya ve dünyaya yaydığı şok dalgalarından en sert etkilenen yer Küba oldu. Maduro'yu koruyan onlarca seçkin Kübalı güvenlik görevlisi hayatını kaybetti.
BAY ERDOĞAN "DOSTUN TRUMP" "KARDEŞİN MADURO"YU ESİR ALDI HİÇ KONUŞMUYORSUN NEDEN?
Dünya otoriter popülist liderlerin oyun sahası haline gelmiştir. AKP Genel Başkanı Bay Erdoğan'ın dostum dediği, barış meleği görünümlü şeytan Trump yine Bay Erdoğan'ın "dostum" dediği Maduro'yu gece yarısı eşiyle beraber yatak odasından aldırarak Cezaevine koydurmuştur. Geçtiğimiz günlerde Trump tarafından Erdoğan için yapılan övgüler yandaş medyada günlerce yayınlanmış ve Trump seviciliği yapılmıştır. Şimdi ne olacak? Bir taraftan Trump'la iyi ilişkiler kuran Erdoğan, bir taraftan da Maduro ile iyi geçiniyordu. Bay Erdoğan'a soruyorum: "Dostum Trump" a "kardeşim Maduro" için tek kelime etmeyecek misiniz? AKP hükümeti, ABD'nin bu haydutluğuna sessiz kalmaktadır. Ancak; Erdoğan pragmatiktir. Çok sıkışırsa Trump'tan yana tavır alır. Amerikan emperyalizminin defteri de dürülür, bir gün o günlerde gelecektir. İşgalciler ve işbirlikçileri her zaman kaybeder! Venezuela'dan ve ülkemizden defol Amerika! Bir kez daha söylüyoruz!
KAHROLSUN AMERİKAN EMPERYALİZMİ NE AMERİKA NE RUSYA NE ÇİN HER ŞEY TÜRKLÜK İÇİN!