Tarih: 25.01.2026 12:30

Prof. Dr. Tuncay AKÇADAĞ; “MEB, Doktoralı Öğretmen Sermayesini Görmüyor…”

Facebook Twitter Linked-in

AY: Sn. Hocam nasılsınız?

AKÇADAĞ: Teşekkür ederim. İyi olmaya çalışıyoruz. 

AY: MEB, Lisansüstü Çalışma Yapanları Değerlendiriyor mu?

AKÇADAĞ: Danışmanlık yaptığım okullardan birinde, doktora eğitimini tamamlamış ama hâlâ öğretmen olarak görev yapan bir meslektaşımla kısa bir sohbet etmiştim. Heyecanla şunu söyledi: "Bilgisini ve deneyimini paylaşmak istiyorum, ama bunun okulda bir karşılığı yok…Ciddiye alınmıyorum, bu durum moralimi ve motivasyonumu düşürüyor" Sonunda da "Ne yapmalıyım?" diye sordu.

AY: Gerçekleri Söylemiş. Hocam! Bu vb. Öğretmenler Ne Yapmalıdır? Ya da MEB'mi Bir Şeyler Yapmalıdır?

AKÇADAĞ: O an ona şunu önerdim: "Sessiz kal. Ama yalnızca susmak için değil; bilgin ve deneyimin gerçekten ihtiyaç olduğunda konuşmak için… Talep geldiğinde katkı sun." Bu öneri onu durdurdu. Bir an düşündü, sanki yeni bir şey fark etmiş gibi "Evet ya…" dedi. Ardından da içini çekip ekledi: "Hocam, çok zor ya…"

Gerçekten de zor. Daha iyi yolları bileceksiniz; yapılan yanlışları göreceksiniz, gerekçelendireceksiniz; doğrusu için içinizde bir şey yanıp duracak… Ama çoğu zaman görünmez olacaksınız. Örgütsel yaşamda bundan daha yıpratıcı bir duygu var mı? Kendi kendinize "Abartıyor muyum?" diye sorarsınız. Fakat değil. Çünkü bu sadece bir kişinin hikâyesi değil. MEB'de görev yapan ve potansiyeli neredeyse hiç değerlendirilmeyen doktoralı öğretmenlerin önemli bir kısmı benzer bir duyguya temas ediyor.

AY: Hocam, Öneriniz üzerinde konuşalım. Gerçekten de arkadaşlar kendi düşüncelerinin sorulmasını beklemeyi tercih ettiklerinde talep gelecek mi? Bu bir çözüm olabilir mi?

AKÇADAĞ: Bana göre başka akılcı çözüm yok. Bir sistem yasası vardır; ne kadar sıkı yüklenirseniz o kadar geri teper. Doktoralı veya yüksek lisanslı arkadaşlar kendi bilgilerini göstermek için çabaladıklarında ve bu çabalarına ihtiyaç duyulmadığı halde bunu yaptıklarında kendilerini değersiz hale getirebilirler. Danışma faaliyeti, danışan ihtiyaç duyduğunda anlamlı hale gelir. Öyleyse danışılmayı beklemek ve sabır göstermek doğru adım olarak değerlendirilebilir. Bir diğer durum, sorunların çözümünde "eğitim"i bir araç olarak düşünebilen kültürel bir yapı olmadığından eğitilmiş insan kaynağı da boşa çıkabiliyor. Bu öncelikle genel yönetimin tutumu olmaktan çıkmak durumunda. Bakanlık eğitimi bir sorun çözücü mekanizma olarak görme ve bunu ilke haline getirmelidir. Öyle olunca okul yönetimini de eğitim yönetimi eğitimini almış profesyonellerden seçer. O zaman da eğitilmiş insanlar okul örgütü içinde danışılır ve iş görür hale gelirler. Ya değilse bu iş kişisel gelişim olarak görülür.   

AY: Bu öğretmenler fazladan 4 yıl okumuş, başarılı olmuş ve mezun olmuşlar. Kendi imkânlarıyla; bin bir zorluğun içinden geçerek, engellere takıla takıla; yılmadan, bıkmadan hedeflerine yürümüşler ve başarmışlar. Bunların verimsiz ve etkisiz kullanılması ciddi sorun sanırım. 

AKÇADAĞ: Çünkü bu, açıkça bir kayıptır. Gelişmiş örgütler tam tersini yapar: Yetkin insanı arar, bulur, tutar; örgüt içinde anlamlı roller vererek onu kurumsal kapasiteye dönüştürür. Hatta kimi zaman, o kişi ayrılmasın diye örgütünü daha cazip hâle getirir.

AY: Genellikle doktoralı öğretmenin okullardaki pozisyonu hakkında ne söylersiniz?

AKÇADAĞ: Doktoralı bir öğretmen okula geldiğinde, öğretmenler çoğu kez hemen yakınlaşmaz; önce bir "ölçme-biçme" başlar: "Bilgiçlik taslayacak mı?" Bazen içten içe özenenler çıkar: "Ne güzel doktora yapmış." Zamanla ilişkiler kurulur. Öğretmenler genellikle iyi niyetlidir; adalet duygusu güçlüdür; mağduru korumaya çalışırlar.

AY: Peki Ya Yöneticiler? Kendileri Doktora Yapmadıkları İçin Makamları Gider Diye Korkarlar mı?

AKÇADAĞ: Okul yönetimi ise çoğu zaman daha temkinlidir. Dille "kıymetli" mesajı verilir; ama pratikte doktoralı öğretmen, gerektiğinde "kullanılacak bir kaynak" gibi bir köşeye çekilir. Günlük işleyişte rolü değişmez; yetkinliği örgütsel süreçlere yansımaz. Bu da zamanla normalleşir: Doktoralı olmanın iş yaşamında bir fark yaratmadığı düşüncesi, okulun sessiz kabullerinden birine dönüşür.

 

 

AY: İşte Hocam, Soru Şu: MEB Lisansüstü Çalışma Yapmış Bu Öğretmenleri, Doğrudan İdareci (Müd.Yard.) Yapamaz mı? Yönetmelik değişikliği Olamaz mı? Ülke Kazanmaz mı?

AKÇADAĞ: Her doktora bitiren öğretmen idareci oldun diye bir kural olmamalı. Öncelikle bir kez daha belirtelim. Okul yöneticiliği profesyonel bir meslek olarak ele alınmalıdır. Meslek olan her alandaki süreç nasıl işliyorsa okul yöneticiliği de öyle anlaşılmalı ve öncelikle eğitim yöneticiliği eğitimi akademik boyutta tamamlanmalıdır. Yöneticiliğe niyetlenen öğretmenler eğitim yönetimi eğitimi alarak bu alanda profesyonelleşmelidir. Gelelim doktoralı öğretmenlere… doktora yapmış oldukları alanlara göre okullarda öncelikle o alanın öğretim lideri olarak değerlendirilmelidirler. Bulundukları okulda onun uzmanlık alanı olabildiğince okula yansıtılmalıdır ve okulun akademik yanını bu öğretmenler üstlenmelidir. Böylece okulda fark yaratacak işler planlanır ve gerçekleştirilir. 

 

AY: Şu anki tablo nasıl?

AKÇADAĞ: Genellikle "acil servis" ihtiyacı doğduğunda devreye sokuluyorlar. "Hocam proje yapalım." "Kongre varmış, bildiri sunalım." "Şu makaleyi yazalım, bizim de adımız geçsin." Ya da temsiliyeti yüksek komisyonlarda, toplantılarda "isim" gerektiğinde… Yani doktoralı öğretmen, çoğu kez öğrenmenin değil, temsilin ve vitrin işlerinin parçası yapılıyor.

AY: Doktoralı öğretmenlerin daha başka özellikleri hakkında neler söylenebilir?

AKÇADAĞ: Bu öğretmenler, yalnızca "unvan sahibi" değildir. Birçoğu;

Veri okuryazarıdır; veriye dayalı karar alma süreçlerinde güçlü katkı sunabilir. 

Mesleki gelişim döngülerinin kurucu aktörü olabilir. 

Alanına göre öğretmenlere yol gösterebilir; okulun öğretim kültürünü besleyebilir. 

Kurumsal hafızanın taşıyıcısı hâline gelebilir. 

Öğretim liderliği rolü üstlenebilir. Bir okulun "öğrenen örgüt" olma iddiasını, kâğıttan hayata taşıyacak sacayaklarından biri olabilir. 

Okullarda mesleki gelişim döngüsünün mimarı ve uygulayıcısı olarak değerlendirilebilirler. 

İl ve ilçe düzeyinde, hatta bakanlık düzeyinde liyakat esaslı görevlerde konumlanabilirler. 

Böylece yalnızca bireysel başarıları değil; kurumsal öğrenmenin üretken bir parçası hâline gelirler. 

Bu bir hayal değil; doğru rol, doğru süreç ve doğru kültürle mümkün.

AY: Bu Saydıklarınız Ülkemiz Eğitimi İçin Büyük Bir Kazanç… 24 Yılda 9 MEB Bakanı ve 9 Sistem Değişti. "MEB Siyaset Üstüdür" Dendi, Olamadı… MEB Neden Başarılı Olamıyor?

AKÇADAĞ: Maalesef MEB, öğrenen bir kurum görüntüsünden hâlâ uzak. Bu yüzden doktoralı öğretmeni çoğu yerde "süs" gibi görüyor; meseleyi kişisel gelişim etkinliğine indirgemek gibi anlaşılması zor cümleler kuruyor. Oysa gerçekten öğrenmek isteyen bir kurum, doktoralı öğretmeni "öğrenme motoru" olarak görür; süreçlerin içine alır; onu duyulur ve etkili kılar. Geldiğimiz noktada unvanlar duvarda asılı kalıyor. Oysa öğrenen örgüt olmak, öğrenmenin yalnızca duvarlara asılmasından değil; örgütün damarlarına girmesinden geçiyor. Sonuç olarak MEB'in öğrenmeyi kurumsallaştırma kapasitesi, doktoralı öğretmeni işlevsel kılacak düzeye henüz taşınmış görünmüyor. Sorun doktoralı öğretmen değil; onu dinlemeyi öğrenemeyen yönetim refleksidir.

 

AY: Çok Teşekkür ederiz.

AKÇADAĞ: İlginizden dolayı ben teşekkür ederim.

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —