BİR GİZLİ HAZİNE DAHA GÜNYÜZÜNE ÇIKTI

ULALI BAYRAMÎ MÜRŞİDİ HÜSÂM EFENDİ’NİN GERÇEK KİMLİĞİ VE DÎVÂNI İLK KEZ YAYINLANIYOR

Kültür-Sanat 8.02.2026 14:18:00 0
BİR GİZLİ HAZİNE DAHA GÜNYÜZÜNE ÇIKTI

Muğla’nın Ula İlçesi’nde 450 senedir sessizliğe gömülmüş büyük mutasavvıf Bayrâmî Şeyhi Muabbir Hüsâm Efendi’nin kimliği, silsilesi, şiirleri, yetiştirdiği öğrencileri ve etkisi ilk kez bilimsel olarak ortaya çıktı. Hacı Bayram-ı Velî’nin Akşemseddîn ve Akhisarlı Mecdüddin İsâ Efendi’nin silsilesinden yetişen büyük mutasavvıf Muabbir Hüsâm Efendi’nin hayatını ve şiirlerini içeren çalışma pek çok bilinmezi de aydınlığa çıkarıldı. 

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Edebiyat ve Tasavvuf tarihçisi Dr. Mustafa Tatcı’nın uzun süren araştırmaları sonunda yazdığı eser “Bayrâmî Şeyhi ULALI HÜSÂM EFENDİ ve MEHMED ŞÂFİÎ’NİN HAYATI – İLÂHÎLERİ” ismini taşıyor. H Yayınları” tarafından basılan eser, Hacı Bayram-ı Velî ve Akşemseddin Hazretlerinden sonra gelen silsiledeki belirsizliği de gidermektedir. 

YANLIŞ ATIFLAR DÜZELTİLDİ: 450 YILLIK BİR YANILGI AYDINLANDI

Kitabı hazırlayan Dr. Mustafa Tatçı, çalışmayla ilgili olarak şunları söyledi:

Yıllardır Hüsâm Efendi’nin adı, Pîr Hüsâmeddîn-i Uşşâkî ve oğlu Mehmed Şâfi‘î ile karıştırılıyor, hatta ona ait olmayan eserler Hüsâm mahlaslı başka kişiler adına yayımlanıyordu. Yeni çalışma; yazmalar, kitâbeler, menâkıbnâmeler ve silsilenâmeler üzerinden yapılan karşılaştırmalarla bu büyük yanılgıyı kesin biçimde ortadan kaldırdı. Bu çalışmada Hüsâm Efendi’nin Gelibolu’da başlayan Akhisar, Mısır, Hicaz,  İstanbul ve nihayet Menteşe/Ula’da devam eden hayat ilginç hayat hikâyesi ile Divan-ı İlahiyatı bulunmaktadır. Eserde ayrıca Hüsâm Efendi’nin oğlu Şâfiî’nin de bilinmeyen hayatıyla şiirlerine yer verilmektedir.

Hüsam Efendi Tasavvuf tarihinde olduğu kadar edebiyat tarihinde de adından söz edilmesi gereken önemli bir mutasavvıf şairdir. O, şiirleriyle Yunus Emre mektebine mensup bir şairdir. Onun divanı Yunus’un, Hacı Bayram-ı Velî’nin, Akşemseddîn, İbrahim Tennurî, İbrahim Gülşenî ve Dede Ömer Ruşenî’nin bir devamı niteliğindedir.”

ULA’DA BİR GÖNÜL OCAĞI: ANADOLU’NUN UNUTULMUŞ İRFAN HAVZASI

Şeyh Hüsam Efendi’nin ‘Ula’da Bir Gönül Ocağı: Anadolu’nun Unutulmuş İrfan Havzası’ olduğuna işaret eden Dr. Tatçı bu konuda şunları söyledi: "Vâhib Ümmî’nin Elmalı’da, Merkez Efendi’nin İstanbul’da, Şabân-ı Velî’nin Kastamonu’da gönüller uyandırdığı dönemde Şeyh Hüsâm Efendi Ula’da bir irfân ocağı kurdu. Burada yetiştirdiği onlarca gönül ehlini başta Menteşe çevresi olmak üzere, Adalara, Ege, Marmara ve İç Anadolu’ya ve hatta Kırım’a gönderdi.  Evliya Çelebi 1671’de Ula’ya ziyaretinde Hüsâm Efendi’nin hatırasının el-an canlı olduğunu anlattıktan sonra bu büyük gönül için ‘Din deryâsının dalgıcı, yakîn incisi Hazret-i Şeyh Hüsâmeddîn’ nitelemesinde bulunur.

ÇÜRÜMEYEN CESED

Dr. Tatçı, Hüsam Efendi’nin hayatı ve tasavvufî yolu ile ilgili olarak da şunları söyledi: “Yedi yıllık mağara sülûku ve emsalsiz bir tasavvuf haritası şöyledir:

Gelibolu’da doğup Akhisar’da Mecdüddîn İsâ Hazretleri’ne intisap eden Hüsâm Efendi, şeyhinin emriyle yedi yıl bir mağarada halvet çıkaran bir merd-i Hudadır.

Akhisar’da seyr ü sülûkunu tamamladıktan sonra önce Mısır’da İbrahim Gülşenî ile mülaki olan Hüsam Efendi, buradan Mekke’de geçti. Yedi yıl orada mücavir (harem hizmetinde) kaldı. Buradan dönünce ömrünün geri kalanını Ula ve Menteşe bölgesinde insanların eğitimiyle geçirdi. Vefatından önce ‘Beni toprak yemez’ diyerek kabrinin yedi yıl sonra açılmasını vasiyet etti; nitekim açıldığında cesedi çürümemişti. 

Hüsâm Efendi’nin yalnızca Bayrâmî değil; Gülşenî, Halvetî, Şabânî, Melâmî, Üveysî feyzleriyle yoğrulmuş çok yönlü bir mutasavvıf olduğu anlaşılmıştır. Kendi beyanı meseleyi şöyle özetliyor: ‘Yolların cümlesinin esrârına vâkıf oldum; lâkin Hacı Bayrâm Sultân erkanında gördüğüm marifeti gayrısında görmedim.’

KİTABIN HAZIRLANIŞI VE İŞLEVİ

Dr. Tatçı kitabının hazırlanması konusunda ise şunları dile getirdi:  “Hüsâm Efendi’nin oğlu Mehmed Şâfi‘î’nin 1616’da derlediği “Mecmûa-i Mergûbe”, araştırmanın kırılma noktası oldu Koç Üniversitesi ve Süleymaniye Yazmaları’nda iki nüshası bulunan bu eser: Hüsâm Efendi’nin gerçek şiirlerini, oğullarının dîvânlarını, silsilenâmeleri, Bayrâmî–Cezbetî meşrebinin tüm izlerini ilk kez bir arada sunmaktadır. Eserden anlaşıldığına göre Ula Bayrâmîleri kendileri için ‘Bayramîler, Hüsâmîler, Hüseynîler, Cezbetîler’ olarak kavuşturdu. Onun silsilesi Hacı Bayram-ı Velî’den Hz. Ali’ye ve Resûlullah’a uzandığı gözler önüne serilmektedir.

Anadolu’nun unutulan bir Pîr’inin 450 yıl sonra yeniden hatırlanacağına dikkat çeken Dr. Tatçı, kitabın kültür ve irfan tarihimizle ilgili olarak da şunları söyledi:

“Yeni kitap çalışması, sadece bir dîvân yayını değil; Anadolu tasavvuf tarihinin boş kalmış bir kısmını yeniden inşa eden kapsamlı bir keşif niteliği taşıyor. Ula ve Menteşe çevresinde yüzyıllarca yaşamış büyük bir irfan geleneğinin gerçek kurucusu yeniden hatırlanacak hale geldi. Eser, hem kültür tarihçileri hem tasavvuf akademisyenleri hem de yerel tarih araştırmacıları tarafından ‘Menteşe–Ula irfan havzası’nın merkezi’ olarak değerlendiriliyor.

Gelibolu’da doğup Akhisar’da pişen, Mısır ve Mekke’de olgunlaşan, Ula’da bir irfan ocağı kuran bu büyük pîrin sesi nihayet yeniden duyuluyor.

Ulalı Hüsam Efendi, sadece bir mutasavvıf değil; Anadolu irfanının kayıp halkasını tamamlayan bir büyük pirdir. Şimdi, dört yüz elli yıl sonra, onun dîvânı, silsilesi, şahsiyeti ve mirası nihayet doğru isimlerle, doğru kaynaklarla gün yüzüne çıkıyor.”

YERELDEN ULUSALA AÇILAN BİR MİRAS

”Hüsam Efendi ve Mehmed Şâfi’î için “Yerelden ulusala açılan bir miras” tespitinde bulunan Dr. Tatçı, bu konuda şunları söyledi:       

“Ulalı Hüsâm Efendi’nin önemi, Ula’nın sınırlarıyla ölçülemez. O, Bayrâmî geleneğin Anadolu’da nasıl yayıldığını, irfanın taşrada nasıl merkezleştiğini gösteren kilit bir şahsiyettir. Bu nedenle tanıtımı; ziyaret diliyle, folklorik anlatılarla ya da dar yerel çerçevelerle sınırlı kalmamalıdır.” diyerek şunları ekledi: “Bu eser, aynı zamanda açık bir çağrıdır: Ulalı Hüsâm Efendi , Anadolu irfan zinciri içindeki yeriyle, Yunus Emre geleneğinin temsilcisi olarak, bir beldeyi irfanla dönüştüren kurucu kimliğiyle anlatılmalıdır. Sempozyumlar, nitelikli yayınlar, ilâhî dinletileri ve kültür çalışmalarıyla Hüsâm Efendi, hak ettiği yere yeniden yerleştirilmelidir.

Dr. Mustafa Tatçı son söz olarak şunları dile getirdi: “Bu kitap bize şunu hatırlatıyor: Anadolu’nun ruhu, yalnızca büyük merkezlerde değil; irfanla merkezleşmiş ücra beldelerde de yaşar. Ula İlçemiz de onlardan biridir. Ve Ulalı Hüsâm Efendi yetiştirdiği gönül erleriyle birlikte, o ruhun adıdır. Ulalı Hüsâm Efendi, karanlıkta kalmış bir kutup yıldızı gibi yeniden görünür oluyor. Artık soru şudur: Bu irfan mirasına sahip çıkacak mıyız, yoksa bir kez daha görmezden mi geleceğiz?”

Ula’nın çok önemli bir kültür hazinesinin ortaya çıkmasıyla başta Vilayet olmak üzere Ula Kaymakamlığı ve Belediyesinin konuyu gündeme taşıyan konferanslar, paneller, sempozyumlar yapması bekleniyor. 

Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Türkiye Yazarlar Birliği Muğla İl Temsilcisi Prof. Dr. Namık Açıkgöz, “Dr. Mustafa Tatçı’nın bu çalışması, yöremizin kültürel zenginliklerine çok önemli bir katkıdır. Biz TYB Muğla İl Temsilciliği ve Metinbilim Enstitüsü Derneği olarak her türlü toplantıyı gerçekleştirmeye hazırız.” dedi. 

 

 

 

 

 

 

 

 

Anahtar Kelimeler: GİZLİ HAZİNE GÜNYÜZÜNE ÇIKTI
Pazar 7.2 ° / 2.8 °
Pazartesi 11.5 ° / 5.4 °
Salı 10.4 ° / 7.2 °