Mehmet Çavul


‘Dinin Geleceği’

Bu iddialı ve dikkat çekici başlık Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski dekanı Prof. Dr Ali Köse’nin Temmuz 2023’te yayımladığı kitabın ismi.


Bu iddialı ve dikkat çekici başlık Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski dekanı Prof. Dr Ali Köse’nin Temmuz 2023’te yayımladığı kitabın ismi.

Kitap, her ne kadar İslam ve Müslümanları konu etmese de İlahiyat alanında 2023’ün en çok ses getiren eseri oldu diyebilirim. Bu ilginin nedeni, herkesin farkında olduğu ve fakat dillendirmekten çekindiği dini irtifa kaybını akademik dünyanın gözüyle görmek istemesinden kaynaklıdır. Buna ek olarak müellifin Hıristiyan Batı dünyasında yapılan istatistiksel verileri iyi bir analize tabi tutması ve konuyla ilgili zengin bir kaynak taraması yapmış olması kitabı daha da önemli kılmıştır.

Nobel Yayınları tarafından basılan 330 sayfalık eser, dinin Batıda son yıllarda yaşadığı mevzi kaybını veriye dayalı olarak ortaya koyuyor. Şüphesiz bunun onlarca sebebi var ve kitapta bunlar uzun uzadıya ele alınıyor. Modern insanın zihninin hayatın tüm alanlarında gerekçeli, kanıtlı ve rasyonel inanmaya alıştırılmış olmasını belki de başa yazmamız gerekiyor. Ayrıca modern insan, eski zamanların dünyaya hükmeden muktedir tanrılarının bugün isimlerini bile bilen kimsenin kalmadığının farkında. Mısır’ın İsis’i, İran’ın Hürmüz’ü, Yunanın Zeus’u, Sümerlerin İnanna’sı ve Filistin’in Anat’ı gibi kendi zamanlarında cihana hükmeden tanrılar artık sadece Tarihin konusu.

Özgürlüğü, bireyselleşmeyi ve bilimsel gelişmelerin büyüleyici etkisini en önemli değer haline getiren insanlık ilk önce hümanizmin etkisiyle “otorite”yi gökten yere indirdi, sonra da transhümanizmin cazibesine kapılıp yine “otorite”yi insandan “veri”ye devretti.

Kitapta sayfalarca PEW, Gallop, EVS, WVS, GSS, ARIS, CES … gibi dünyanın önde gelen araştırma şirketlerinin Batıdaki dini hayatın seyrine dair verilerini görmek mümkün. Bunlara birkaç örnek vereyim:

Modern dünyanın en muhafazakâr ülkesi kabul edilen ABD’de 1990’da “dinim yok” diyenler %5 iken bu oranın 2023’te %30’lara dayanması; Kişi başı milli geliri 10 bin doların altında olan ülkelerde inanan insan oranı %80-99 iken kişi başı milli geliri 30 bin doların üstünde olan ülkelerde inanan oranı %17-43 gibi düşük bir seviyeye gerilemesi; Dünyanın en yüksek gelirli ilk 14 ülkesindeki inanmayan oranının %42 olması; Dünyanın en dindar 22 ve en seküler 22 ülkesinin “cinayet” açısından karşılaştırılması sonucu; dindar ülkelerde 100 binde 13, seküler ülkelerde 100 binde 1.24 gibi rakamların ortaya çıkması; Avrupa’da “dinim yok” diyenlerin oranının %50’lerdeyken bu oranın İskandinav ülkelerinde %70’lere dayanmış olması gibi.

Ali Hoca’nın vurguladığı bir diğer husus da dinden uzaklaşmanın 2000’lerden sonra hız kazanmasıdır. 90’lar nispeten dindarlaşmanın yukarı bir seyir izlediği yıllar olurken internetin hayatı şekillendirmesiyle birlikte bu süreç son 20 yılda tersine dönmüştür.

17. yüzyıl din-bilim karşılaşmasına, 18. yüzyıl Endüstri Devrimine, 19. yüzyıl da bilimsel keşiflere sahne odu. 20. yüzyılda bilim ürettiği teknoloji ile dinin yaşam alanlarını epeyce daralttı. 21. yüzyılın ilk başlarında kendini iyiden iyiye hissettiren seküler eğitim, zorunlu ekonomik yaşam ve tüketim kültürü gibi unsurlar Batıda dinin ilk önce toplum sonra da birey üzerindeki etkinliğini azalttı.

Din insanı, doğayı, hayatı ve evreni anlama ve anlamlandırma noktasında bilimin gerisinde kaldı. Kutsal kitapların bu alanlardaki verileri hepten yanlışlandı. Big Bang ve evrim gibi teoriler sürekli güç kazandı. İnsanlığın tüm tarihinin beş bin yıl olmadığı belki yüz binlerce yıllık bir tarihi hikayeye sahip olduğu kabul gördü. Sosyal güvenlik sistemleri dinin güven ortamı sunma misyonunu yerle bir etti. Bilim, felsefe, siyaset, kültür ve ekonomi dinin gerileyişiyle özerkleşti. Şifacı İsa’nın ve diğer peygamberlerin tahtına nanoteknoloji, biyoteknoloji, nöroteknoloji ve sentetik biyoloji kuruldu. Transhümanizm sadece dine meydan okumuyor evrimin şeklini ve hızını bile belirleyici bir konuma yükseliyor artık. Din en güvendiği ahlak alanını bile kaybetmek üzere. İnsanlar ahlaki davranışlarının karşılığını varlığından tereddüt ettiği cennette değil yaşadığı hayatta peşin almak istiyor. Ritüellerle ruhsal rahatlama sağlamak ve ölümün kabulünü kolaylaştırma gibi dar birkaç alan dışında dinin birey ve toplum üzerinde etkinliğinin kalmadığı artık yadsınmıyor.

Modern insan cenneti dünyada kurmak istiyor. Önce hastalıkları sonra da ölümü ortadan kaldırabileceğini düşünüyor. Yapay rahim sayesinde hamilelik tarih oluyor. Önümüzdeki 40 yıl içinde üremenin kliniklerde embriyolardan istenilen özellikte olanının seçilerek biyoteknoloji sayesinde gerçekleştirileceği hesap ediliyor. Mars gezegeninde 2050’lere kadar bir milyon insanın yaşayabileceği şehirler kurulması planlanıyor. Nöronlara müdahaleyle aşk, öfke, korku ve depresyon gibi hallerin oluşturulabileceği veya ortadan kaldırılabileceği öngörülüyor. Yakın gelecekte insan beynine bilgisayar gibi bilgi ve beceri indirilip yüklenebileceği ifade ediliyor. 2030’larda hücre büyüklüğündeki bilgisayarların beyin ile iletişiminin sağlanması hedefleniyor. Yapay et, yapay kan ve yapay kalp gibi üretimlerle hayatın büyük bir değişime uğrayacağı söyleniyor. Krisp-a yöntemiyle genetik hastalıkların önlenebilmesine dönük çalışmalar şimdiden Nobel Kimya ödülüne layık görülüyor. 2200’lere varmadan ölülerin tekrar diriltilebileceğine olan inanç şimdiden ABD’de özel şirketler eliyle cesetleri veya sadece ölen kişinin kafasını kriyotizde -140 derecede dondurarak bekletiyor.

Yukarıdaki örnekler sizi şaşırtmış olabilir ama bunları ütopya olarak görmemenizi öneririm. Zira bu satırlar yazılırken medyaya düşen şu haber bile öngörülemez zamanların arifesinde olduğumuzu ispatlıyor. Şöyle yazıyor haberde: Neurolink’in sahibi Elon Musk, ilk kez bir insan beynine saç kılından ince bir çip takıldığını ve beyin dalgalarını kablosuz bir şekilde bilgisayara iletip onu yönetebildiğini açıkladı. Düşünceyle telefon ve bilgisayarın yönetilebilmesi önemli bir devrimin ilk sevinç çığlıkları sayılabilir.

Peki, böyle bir dünyada din varlığını sürdürebilecek mi?

Ali Hoca bu noktada çok ümitli görünmüyor. Haksız da sayılmaz. Zira bilim ve onun modern mucizesi teknoloji göz kamaştırıcı bir hızla ilerlerken din mensuplarının çaresizce olup bitene seyirci kalması bu ümitsizliği sadece büyütüyor.

Bundan sonra ya dinler geleceği, kültürü ve geleneği etkileme gücünü kaybedip antik zamanların dinleri ve tanrıları gibi mitoloji olacak, ya da kültüre nüfuz etmenin bir yolunu bulup yaşamına devam edecek.

Bu yazı ilginizi çektiyse eğer Dinin Geleceği kitabını alıp güzelce okumanız gerekecek.

Bir sonraki yazımda Rıchard Holloway’ın Dinin Kısa Tarihi kitabını bulacaksınız.