Mustafa Hayırlı


Anayasa Değişikliği

Anayasa’yı tağyir’e (başkalaştırmaya), tebdil’e (değiştirmeye), ilga’ya (kaldırmaya) kalkışmayın.


Anayasa’yı tağyir’e (başkalaştırmaya), tebdil’e (değiştirmeye), ilga’ya (kaldırmaya) kalkışmayın.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ıskata (düşürmeye), vazifesini yapmaktan men’e cebren teşebbüs etmeyin.

Yargılanır ve idam cezası alabilirdiniz. (Türk Ceza Kanunu’nun 146 ıncı maddesi ile düzenlenmiş olan ölüm cezası; 2004 yılında Anayasa’dan ve Türk Ceza Kanunu’ndan çıkarılmıştır.)

Dünyada ve ülkemizde anayasalar son 200 yıldır başkalaştırılmış (tağyir), değiştirilmiş (tebdil) ya da tümüyle kaldırılmıştır (ilga).

Bunları başarıyla gerçekleştirenler kahraman olmuş, başaramayanlar ise vatan haini.

İnsanları ya kahraman ya da vatan haini yapan “Anayasa nedir?”

Demokrasi yolunda en önemli iki aşamadan ilki halkın yönetime katılması diğeri ise yönetimde yazılı kuralların benimsenmesidir. Halk yönetime temsilcileri vasıtasıyla katılır. Temsilciler, meclis ya da parlamento adı verilen yerde toplanarak ülke yönetimi için gerekli kararları alırlar; bu amaçla yasa adı verilen yazılı kuralları belirlerler. Bu uygulama, parlamenter düzen olarak adlandırılan yönetim biçiminin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Toplumun, önceden belirlenen ve yasa olarak adlandırılan yazılı kurallara göre yönetilmesi ise hukukun üstünlüğü ilkesinin benimsenmesini ve anayasal düzenin oluşmasını sağlamıştır.

Anayasaya ve hukukun üstünlüğü ilkesine dayanan parlamenter düzen sayesinde devletin işleyişi ve ülke yönetimi keyfilikten kurtarılmış ve belirli kurallara bağlanmıştır. Anayasacılık da denilen yazılı anayasa anlayışının benimsenmesi 19. yüzyılda yaygınlık kazanmış ve demokrasinin en önemli göstergelerinden biri olmuştur.

Çağdaş anlamda anayasa düşüncesi yönündeki ilk adımlar Avrupa’da reform döneminden sonra özellikle toplum sözleşmesi düşüncesini geliştiren Thomas Hobbes (1588-1679), John Locke (1632-1704), Montesquie (1689-1755),  Jean Jacques Rousseau (1712-1778) gibi düşünürler tarafından atıldı. Bunlar anayasa yapmadılar ama toplum, devlet, birey ile ilgili düşünceleriyle anayasaların oluşmasına zemin hazırladılar.

Anayasa (constitution) en geniş anlamıyla; bir toplumun hukuki ve siyasi ana kuruluşuna ilişkin yazılı ve yazısız tüm temel hukuk kurallarını kapsar. Bu kurallar:

*  Tek bir belgede toplanmış olabildiği gibi,

*  Değişik yasaları da içerebilir ya da yazılı yasa haline getirilmemiş olabilir (yazısız anayasa).

Yazısız anayasa; hukuka ilişkin örf ve âdet kurallarından oluşan –teamüli- anayasadır. Yazısız anayasa, uygulana uygulana yerleşmiş hukuki ve siyasi geleneklere,  yazılı olmayan kurallara dayanır. Günümüzde geleneksel anayasaya dayanan yönetimler pek azdır. (Bu tarz yönetim anlayışından kaynaklanan yazısız anayasa uygulaması sadece İngiltere, Yeni Zellanda ve İsrail’de görülmektedir.)

Yazılı ya da yazısız olsun özetle anayasa; bir devletin kuruluşunu, örgütlenişini ve işleyişini düzenleyen kurallar ile bireylerin sahip oldukları temel hak ve özgürlükleri kapsayan temel yasadır.

Demokrasi bir kurallar düzenidir. Bu kurallar anayasa ile önceden belirlenir. Diğer yasalar, anayasa ile çerçevesi çizilen temel ilke ve kurallara aykırı olamaz.

Anayasa toplumun değişmesi, gelişmesi ve ortaya çıkan yeni gereksinimler nedeniyle değiştirilebilir. Anayasa değişikliği ya tümüyle ya da bazı hükümlerinin değiştirilmesi biçiminde olabilir. Bu değişikliklerin nasıl yapılabileceği de yine anayasada belirtilmiştir. Örneğin ülkemizde anayasa değişikliği ya TBMM’nin kararıyla ya da halk oylaması (referandum) yoluyla yapılabilir (Madde 175).

7 Kasım 1982’de halk oylaması ile kabul edilen 1982 Anayasası, 12 Eylül 1980’de askeri bir harekat ile ülke yönetimine el koyan ve Milli Güvenlik Konseyi olarak adlandırılan beş kişilik bir heyetin hazırladığı/hazırlattığı, dili ve anlatımı çok kötü bir metindir. Bu metin, o dönemde yine bu heyet tarafından belirlenen ve yönlendirilen Danışma Meclisi’nde görüşülmüş ve halk oyuna sunularak kabul edilmiştir. Bu nedenle 1982 Anayasası; toplumun farklı kesimlerinin, örneğin sendika, dernek, meslek odası ve benzeri kuruluşların, aydınların ve tümüyle halkın, hazırlanmasında doğrudan ya da dolaylı olarak hiçbir şekilde katılamadığı/katkıda bulunamadığı ve hatta hiçbir eleştiri yöneltemediği bir anayasa niteliğini taşır. Öyle ki 1982  Anayasası’nın halk oyuna sunulmasından önceki tanıtım ya da tartışma döneminde dahi yapılan eleştiriler/değerlendirmeler çok büyük riskleri göze almayı gerektiriyordu. Çünkü o dönem, askeri yönetimin tüm toplum düzeyinde tam anlamıyla varlığını, ağırlığını ve yoğun baskısını hissettirdiği bir dönemdi.

1982 Anayasası bir bütün olarak ele alındığında, temel hak ve özgürlükler başta olmak üzere pek çok konuda sınırlandırıcı, kısıtlayıcı ve yasaklayıcı bir anayasa’dır. 1982 Anayasası’nda da 1961 Anayasası’nda olduğu gibi temel hak ve özgürlüklere, Anayasa Mahkemesi gibi yargı organlarına yer verilmiştir. Ancak bu konularla ilgili anayasa maddelerine aynı zamanda hep kısıtlayıcı, sınırlandırıcı hükümler ya da konunun ruhuna aykırı ifadeler eklendi.

İlki 17 Mayıs 1987’de olmak üzere 1982 Anayasası’nda bugüne dek pek çok değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklikler en çok Cumhuriyetin Temel Organları  başlığı altındaki Üçüncü Kısım’da (52 madde üzerinde) ve Temel Haklar ve Ödevler başlığı altındaki İkinci Kısım’da (45 madde üzerinde) yapılmıştır. En kapsamlı değişiklik ise 2001 yılında gerçekleştirilmiştir (32 maddede). Bu değişikliklerde daha çok temel hak ve özgürlükler ile ilgili sınırlandırıcı, kısıtlayıcı hükümler yeniden düzenlenmiş ve daha özgürlükçü bir anlayış benimsenmiştir. 12 Eylül 2010’da halk oylaması ile 26 madde üzerinde yapılan anayasa değişikliğinde ise daha çok Üçüncü Kısım’da Cumhuriyetin Temel Organları başlığı altındaki bazı maddeler yeniden düzenlenmiştir. Ülke ve devlet yönetiminin büyük ölçüde değişmesine neden olan en köklü anayasa değişikliği ise 16 Nisan 2017’deki halk oylaması sonucunda gerçekleşti. Toplam 18 maddenin yeniden düzenlendiği bu anayasa değişikliği, başkanlık sistemine geçişi hedefliyordu. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen bu yeni yönetim anlayışında; başbakanlık makamı kaldırıldı, bakanların Cuhurbaşkanı tarafından seçilmesi esası getirildi, milletvekili sayısı 550’den 600’e çıkarıldı ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)’nun yapısı değiştirildi.

Anayasa profesörü Fazıl SAĞLAM, 16 Nisan 2017 tarihinde halkoylaması ile yapılan anayasa değişikliğini şöyle özetlemektedir:

Yürütme gücü  cumhurbaşkanına verilmiş, yasama cumhurbaşkanının vesayeti altına alınmıştır. Yargı ise yoğunlaşmış yürütme gücüne bağımlı duruma getirilmiş, hak ve özgürlükleri koruyucu gücü ve etkisi kalmamıştır.

Bir başka anayasa profesörü Kemal GÖZLER, anayasa değişikliğini konu alan makalesine "Elveda Kuvvetler Ayrılığı" başlığını vermiştir. Bu başlığın bir de devamı vardır: "Elveda Anayasa".

Bu çok isabetli bir tespittir. Çünkü:

*  Güçlerin yürütmede toplanması, yönetimi demokratik olmaktan çıkarır.

*  Hakların güvence altına alınmadığı ve kuvvetler ayrılığının olmadığı bir toplumda anayasa yoktur.

16 Nisan 2017'deki anayasa değişikliğinden önce, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN şunları söylemişti:

"10 Ağustos'ta cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle Türkiye'de bir dönem fiilen bitmiştir. ... Parlamenter sistem ... geri dönüşü olmamak üzere milletimiz tarafından bekleme odasına alındı. Bu bekleme ne zamana kadar sürecek; ya mevcut uygulamaya anayasal zemin kazandırılana kadar ya da bunun yerine yeni bir sistem ikame edilene kadar. ..."

Cumhurbaşkanı, birkaç ay sonra bu söylemi daha da netleştirmiştir: " İster kabul edilsin ister edilmesin, Türkiye'nin yönetim sistemi bu anlamda değişmiştir. Şimdi yapılması gereken bu fiili durumun hukuki çerçevesinin yeni bir anayasa ile netleştirilmesi, kesinleştirilmesidir.

Anayasa profesörü Kemal GÖZLER, bu söylemi, o sırada içine girdiğimiz "anayasızlaştırma" sürecinin açık bir itirafı olarak olarak nitelemişti. (Fazıl SAĞLAM, "Devlet Güçlerinin OHAL KHK Rejimi ve 2917 Anayasa Değişiminden Sonraki Görünümü"; Anayasa Hukuku Dergisi, Cilt 7, Sayı 13, Yıl 2018, s. 21-102)

AKP İktidarının 21. yılında yeni anayasa yapma düşüncesinin yeniden gündeme gelmesi, çeşitli soru ve tartışmaları, kaygıları da beraberinde getirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'ın, "Milletin çeşitliliğini ve zenginliğini yansıtan bir anayasa hedefliyoruz." demesi; yapılacak yeni anayasanın ve içeriğinin nasıl olacağı, neleri hedefleyeceği konusunda bazı ipuçlarını da veriyor. Bu konuda en kritik konu şu: Yürürlükteki anayasanın, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek ilk dört maddesinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üniter yapısının değiştirilmesi mi amaçlanıyor!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'ın, kendi rejiminin anayasasını yapmak istediği çok açık.

Yapılacak yeni anayasanın özeti şu: Otoriteyi meşrulaştırmak. "Karşı anayasa" ya da "anayasızlaştırma" denilen de işte bu!

Otoriter bir yönetimden, otoriter bir liderden; demokratik, özgürlükcü, eşitlikçi bir anayasa yapması beklenemez. Yapılmak istenen; anayasayı bir istismar unsuru olarak kullanıp halkın güvenini kazanmak ve bu yolla kendi otoriter yönetim anlayışını meşru, yasal hale getirmek, bir çeşit güvenoyu almak.

Bir de uymak ve uygulamakla yükümlü olduğu yürürlükteki anayasayı ihlâl eden, bu anayasada var olan hak ve özgürlüklerin kullanılmasını engelleyen ve her geçen gün otoriterleşen bir iktidardan, liderden demokratik ve özgürlükçü anayasa yapma beklentisi, iyimserliği olmasa!