Bahçeli’nin, ”Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvaya” sözünü bazıları hukuk/adalet çağrısı olarak anladı.
Oysa bu sözde bir hukuk vurgusu yok. Ama o söz yerine, mesela, AİMH ve AYM kararları uygulansın deseydi, bundan bir hukuk ve adalet talebi sonucu çıkarılabilirdi. Böyle yapmak yerine çağrısını hepsi de etnikçi olan bazı isimlerle sınırladı. Çağrısının kapsamına gerçekten haksızlığa uğrayan, adil yargılanma hakkı ihlal edilenleri almadı.
CHP’ye yönelik silkeleme operasyonlarında, Gezi davasında, 15 Temmuz darbe davalarında AYM ve AİHM’in, adil yargılanmanın ihlal edildiğine dair başka isimlerle ilgili de kararları var. Tayfun Kahraman bu isimlerden biri. Anayasa Mahkemesi’nin Kahraman’la ilgili ihlal kararını yerel mahkeme tanımayarak yapılan müracaatları ret etti.
Hatay Milletvekili seçilen Can Aatalay’la ilgili de AYM’nin benzer hak ihlali kararı var. Yerel mahkeme bu kararı da uygulamayı reddetti.
Erdoğan ve Bahçeli geçmişte AYM kararlarına yönelik çok sert eleştiriler yapmışlardı. Öyle ki, Bahçeli “Anayasa mahkemesinin kapatılması gerektiğini” bile söyledi. Dolayısıyla Bahçeli’nin sözlerinden bir hukuki duyarlılık çıkarılamayacağı gibi bir milli bütünlük hassasiyeti de çıkarılamaz. Apo’yu cilalayarak mı bu ülkenin bütünlüğü sağlanacak?
Bahçeli aynı konuşmada “ kurucu önderin” 27 Şubat 2025’te verdiği sözde durduğunu söyledi. Oysa durulan, icapları yerine getirilen bir söz yok. Öcalan2ın YPG/SDG’nin silah bırakmasına dair açık bir çağrısı yok. SGD’ de silah bırakmadı. Silahlı unsurlarının çoğunu koruyacak, konuşlandığı bölgenin bir kısmında kalmaya devam edecek. PKK’da daha silah bırakmadı, eğer 30 kişinin yaptığı tiyatro silah bırakmaysa veya öyle algılanıyorsa buna diyeceğim bir şey yok. KCK’nin dağılıp dağıtılmadığına dair de somut bir gelişme yok. Bu durumda topluma verilen sözlerin hangisi yerine getirilmiş oluyor? Apo’yu bırakmak için sözlerini çarpıtmanın, olmayanı var göstermenin bir anlamı var mı? Bırakıyoruz deyin bırakın, bu milletin de eğer biraz izzet-i nefsi varsa gerekeni yapar.
Kaldı ki, ‘umut hakkı’ çok yanlış anlaşılıyor. Yirmi beş yıl yatan her ağırlaştırılmış müebbet mahkumu otomatik olarak bu hakkı elde etmiyor. İçeride geçirdiği süreyi –iyi halle geçirmiş ve yaptıklarından pişman olduğu gözlenmiş veya göstermiş olmalı. Apo bugüne kadar pişmanım dedi mi? İhanetini bıraktı mı? İçeride avukatları üzerinden talimat vermeye, Örgütü yönetmeye devam etti. Bu durumda bir iyi halden söz edilebilir mi?
Bahçeli’nin sözünün bir mahsuru da şudur: Bahçeli bu tip ifadelerle, iyi ile kötü, doğru ile yanlış, güzel ile çirkin arasındaki sınırları kaldırıp bulanıklaştırıyor. İhanetle vatana hizmet arasında bir mesafe bırakmıyor, doğrudan doğruya bir milletin değer yargılarını vuruyor. Dünyanın her yerinde devlete, millete silah doğrultmak ihanettir. Haine övgü, bu inanç ve değerleri hırpalamaktır.
Bir lafı mümkün olduğu kadar sonuçlarını, açacağı yaraları dikkate alarak söylemek gerekir. Evladını, yavrusunu teröre kurban veren binlerce aile var, Bahçeli her kurucu önder dediğinde onları can evinden vuruyor. Onların acılarını, ıstıraplarını görmüyor. Bu üslup ve Öcalan’a yönelik bu cilalamalardan sonra vatanseverliğin, terörle mücadelenin bir anlamı kalır mı? Apo’nun göklere çıkarıldığı bir yerde kim çocuğunu bir daha terörle mücadeleye gönderir? Bahçeli işte bu üslubu ile toplumun terörle mücadeleye inancını zayıflatıyor.
