Korkut Aldemir

Tarih: 31.05.2023 12:09

Arife

Facebook Twitter Linked-in

Tabi önce kelime anlamına göz atalım:

 

Arife

 

(Arapça: يوم عرفة), herhangi bir dinî bayramdan önceki gün.

 Arife günü aslen hicrî kâmerî Zilhicce ayının 9. günüdür ve bu gün Kurban Bayramı’ndan önceki, terviye gününden sonraki gündür. 

Ancak zamanla Ramazan Bayramı için de kullanılmaya başlanmıştır. 

Bunun yanı sıra herhangi bir şeyden önceki gün anlamında da kullanılır.

 

Etimoloji

 

Arife sözcüğü en geç 1400'lü yıllarda Arapça "arafat" (irfan, bilme) sözcüğünden Türkçeye geçmiştir.

Muhtemelen "geleceği haber verme" anlamındaki irafat sözcüğünden gelir.

Arapça orijinalinin etkisiyle Türkçede arefe şeklinde kullanımına da rastlanır.

Sözcük "Arefe" haliyle Türkçede kadın ismi olarak da kullanılır.

Arife sözcüğünün Türkçede "herhangi bir şeyden önceki gün" anlamında kullanımına ise ilk kez 1945 yılında rastlanır.

 

Benim dikkatleri çekmek istediğim konu başka:

Ben Arife günlerini hayatımdaki herhangi bir kutlama, bayram v.s. üzerine özel olarak ve tamamen serbest işaretlerim. Sonra o günü detaylıca planlarım. Yanımda kimi, kimleri istiyorsam veya gerekirse yapayalnız uygularım.

En sevdiğim Arife Programlarından birisi ise öğle yemeği saatlerinde yol dahil iki saati aşmayacak şekilde sınırlandırılmış; KABİR ZİYARETLERİ olur.

Seviyorum, o sıralı mermer taşlarındaki dürüst sessizliğin net azametini.

Arife günlerini düşünüp, tespit edip; ailece veya yapayalnız neler yaparak yaşamlarımıza olumlu etkiler yapabiliriz? Diye kendime sorduğum bir seneden beri bu kabir ziyaretleri programım süregelir. 

Sıralanmış mezar taşları üzerinde her birinin bambaşka hayat hikayeleri yazar. Ama ses yoktur. Sorsanız da cevap alamayacağınızı bilirsiniz. Oralarda, o mermer mezar taşlarının veya avlularının çevresinde yine de çok uzun vakit geçirilmek istenmez. İnsanın ruhunda bir şey, bir itki, bir baskı, iter sizi hayattakilerin arasındaki yaşamlarınızın sıcaklığına doğru.

Ama yine de o, sevdiklerimizin ve komşularının kabirlerinin çevresinde dualar mırıldanırken, günlük yaşamlarımızda sertleşmiş kalplerimizin yumuşadığını hissettiğimiz gibi dönüp devam etmek durumunda olduğumuz kendimizi yaşamlarımızın zorluklarına karşı daha güçlü hissettirecektir. 

Kabir ziyaretlerindeki o kısacık zamanda ve gidişte ve dönüşte asla unutmamamız gereken bir gerçek üstüne aramızda konuşmak harika hissettirebilir: Herkes bir gün ölecek!

ÖLÜMÜ hatırlayabiliriz. Ölüm ile beraber akıp geçen yaşamlarımızı gözden geçirebiliriz, kutsal kıymetini hissedebiliriz. Bir gün her canlının muhakkak hayatını kaybedeceğini, çocuklarımızla beraber anımsayabiliriz. Kalp kırmamanın, kalpleri sevgi ile beslemenin gerekliliğini ve tek bir saniye bile kaybetmemenin önemini yine yeniden yüzümüze çarpabilir. 

Ölümün herkesi her an her yerde her senaryo ile dünya hayatından alıp geçiverebileceğini bilmek iyidir. 

Sevdiklerinle güzel anılar biriktirmenin önemini de fark ettirebilir. 

Öldükten sonra arkandan seni güzel anacak insanlar olmasının önemini düşündürecektir. 

Önce kendimize, nefsimize sonra da ailemize, sevdiklerimize;

Kuldan utanmak; Allah’tan Korkmak! 

Şeref, haysiyet, itibar, dürüstlük, faydalı olmak Gibi kavramların mühim erdemler olduğunu açıkça idrak etmelerini sağlamak çok faydalı olabilir. 

Ve tabi nefstir bu yani bir avuç çamurdan yaratılmıştır. Nasihatler ne olursa olsun dinlemeyebilir. Ölüm gerçeğini sadece görmezden gelinmesi gereken kötü bir kabus gibi sahte göstermektense bu kabir ziyaretlerinde sevdiklerimizin kabirlerinin başlarında dualar ederek, geçmişten rahmet okutacak anılar paylaşarak, fotoğraflar üreterek geçirebiliriz.

Hatta günümüz dijital dünyasında o an orada bulunamayan rahmetlinin sevdiklerine video belgeseller atabiliriz.

Ama durun!

Uzatmayalım ve hiç Sokrates’in tablosunun, Şems ve tüm ulvi bilgelerin ölüm üzerine tespitlerine girmeyelim. 

 

Konumuzu bitirelim: 

Neyin ARİFESİ olursa olsun sevdiklerinizle, ailenizle, çocuklarınızla, yaşlılarınızla, yapayalnız nefsiniz ile yapacağınız kabir ziyaretlerinin her çeşit güzel etkilerine inanamayacaksınız!

 

Tabi arada bir de okuduğunuzu net olarak anladığınız güzel Türkçemiz ile Kur’an-ı Kerim’imimizden ayetler okumak iyidir:

Ankebut (Dişi Örümcek) Suresi

“57. Her canlı muhakkak ölümü tadacaktır ve sonunda dönüp huzurumuza geleceksiniz. 

58. 59. İman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanları -hiç şüpheniz olmasın- içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetteki köşklere yerleştireceğiz; sıkıntılara katlanan yalnız Allah’a dayanıp güvenerek işlerini gerektiği gibi yapanlara ne güzel karşılık! 

60. Nice canlı var ki rızkını sırtında taşımıyor; onları da sizi de besleyip barındıran Allah’tır. O her şeyi işitir, her şeyi bilir.”

 

Düşündürücü…

 

Saygılarımla…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —