Eskiden 'dibace' derlerdi, şimdilerde 'başlangıç bölümü' diyorlar.
Fakat dibace, sıradan bir 'önsöz'den farklı bir şeydir. Yorumlayıcı bir başlangıç değil, 'o eserin niçin yazıldığını savunan' özel bir önsöz türüdür.
Anladınız onu siz, konumuz anayasa.
Yeni anayasa taslağı yaz başında hazır olacak ve kamuoyunun tartışmasına açılacak. Öyle görünüyor ki, sonbaharda muhalefetin bütün taş koyma gayretlerine rağmen referandum var...
'İçinde neler olacağı' konusunda da iktidar çevrelerinde yoğun bir çalışma var tabii. Birçok temel ilkenin ve ayrıntının yanısıra, 'dibace koyalım mı koymayalım mı' diye de tartışılıyormuş.
Hiç gerek yoktur.
Dediğimiz gibi, bu özel başlangıç bölümü, bu 'giriş' kısmı, aslında anayasanın niçin değiştirildiğini, niçin bir yenisinin üretildiğini uzun uzadıya sayıp döken bir 'savunma' ve bir güzellemedir (apologia)...
Bürokrasi, yeni bir anayasaya niçin gerek gördüğünü, önce 1961 sonra da 1982 yıllarında sayıp dökerek, sanki 'tarih önünde doğrulanmaya', aslında 'aklanmaya' çalışmıştır. Burada hafif bir suçluluk duygusu ve dolayısıyla zeytinyağı gibi üste çıkma eğilimi de sezilir.
1961 Anayasası'nın dibacesinde 'direnme hakkını kullanan Türk milleti' gibi ifadeler kullanılarak bunun bir 'darbe anayasası' olduğu gerçeği kabul edilmiş ama 'sanki darbeyi bir avuç bürokrat yapmamış da milletin kendisi yapmış, sanki darbeyi milletin bütünü istemiş' gibi bir hava yaratılmaya çalışılmıştır...
Bu, yangından mal kaçırmaktır.
Keza, 1982 Anayasası'nın başlangıç bölümü de, 'ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk' gibi Kenan Evren'in pek sevdiği hamasi laflarla bezenmiştir. Bütününe baktığınızda, gereksiz bir laf salatasıdır.
Çünkü bu yeni cunta ilkine göre daha kelekti! Metni kaleme alan Profesör Orhan Aldıkaçtı'nın hukukçu olarak çapı da 1961 ekibine nazaran çok daha düşüktü. (1961'de Aldıkaçtı henüz doçent bile değildi, fikrini sormadılar.)
1921 Anayasası'nda, daha sonra 1924 değişikliğinde, bir başlangıç bölümü var mıdır? Yoktur.
Yazının tamamını orjinal kaynağından okumak için TIKLAYINIZ
