Kerime Yıldız


SAYIN CUMHURBAŞKANIM, GAZETECİLER DÂVÂ ARKADAŞLARINIZA HAKÂRET EDİYORLAR

SAYIN CUMHURBAŞKANIM, GAZETECİLER DÂVÂ ARKADAŞLARINIZA HAKÂRET EDİYORLAR


Sayın Cumhurbaşkanım,

KHK hakkında dâvâ arkadaşlarınızın yaptığı eleştiriler üzerine, bu tavrın dâvâ arkadaşlığına sığmadığını açıkladınız.

Devleti yöneten büyükler arasında anlaşmazlıklar olabilir. Çatışabilirler. Hâne-i saadette teferrüd olmaz; bâzen birinin çekilmesi de gerekebilir.

Gazeteciler ve yazarlar, devlet büyükleri arasındaki anlaşmazlıklarda sorunun değil, çözümün parçası olmalıdırlar. Taraf veya muhâlif olabilirler, eleştirebilirler ama hakâret edemezler.

Son yıllarda dâvâ arkadaşlarınızla aranızdaki anlaşmazlıklarda çığırından çıkmış bir gazeteciliğe şâhit olduk. Üzülerek okuduk bâzı hakâretleri.

Dâvâ arkadaşınız Bülent Arınç?a, ?Manisalı Lawrens? denildi. Bülent Arınç, sizin arkadaşınız olmaktan ziyâde TBMM başkanlığı yapmış bir devlet büyüğüdür.  Bu hakâret, devlet terbiyemize sığmaz. TBMM?ni, yıllarca bir İngiliz ajanı mı yönetti?

Yine dâvâ arkadaşınız Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığı yaptı. ?Gülbu? diye dalga geçmek ne demek? Türkiye Cumhuriyeti?ni yıllarca bir ruh hastası mı yönetti?

Önceki Başbakan Ahmet Davutoğlu?nu tahfif eden hakâretleri sıralasam sayfa dolar. Dışişlerimiz ve hükûmetimiz, yıllarca bir âcize mi teslim edildi?

Ali Babacan?a fetöcü denildi. Mâliyemiz bir vatan hâininin mi elindeydi?

Bahsettiğim yol arkadaşlarınız, sıradan insanlar değil. Bir Cumhurbaşkanı, bir TBMM Başkanı, bir Başbakan ve bir Bakan. Gazeteci kim oluyor da bu devlet adamlarına hakâret ediyor?  

Değil hakâret etmek, yazılarında yol arkadaşlarınıza ?sen? diliyle hitap etmeleri bile hadsizliktir.

Devlet büyüklerine hakâret eden bu kalemler, niçin devlet katında itibar görüyorlar? Niçin devletin uçağına biniyorlar?

Yoksa bu dört devlet adamı, dâvâ arkadaşlarınız değil mi?

Yol arkadaşlarınıza dil uzatan yazarlar, vaktiyle size de dil uzatma cüretini gösteriyorlardı. Tekrar etmekten teeddüb ediyorum, Vahşi örneğini verip, ölülere işkenceyi meşrûlaştırdığınızı söylüyorlardı. Evet, sizin isminizle Vahşi?yi birlikte anıyorlardı.

Bu zehirli kalemler, siz Çanakkale?ye, Kutü?l-Amâre?ye sâhip çıkıp şehîdlerimizin ruhunu şâd ederken ?Atalarımız soykırım yaptı.? diyorlardı. Şimdi Medîne?ye, Kudüs?e sâhip çıkarken yanınızda olmalarına inanalım mı?

Sizin isminizin ne anlama geldiğini, yurt dışında daha iyi anladım. Prizren?e ayak bastığımda karşılaştığım ilk delikanlı, bana şöyle dedi: ?Türkiye?ye dönünce benim için Erdoğan?a sarılın.? Gülümsedim. ?Yok, ben selâm söyleyeyim. Ama sigara içtiğini bilse kızar.? dedim. Adı Orhan?dı. Siz isterseniz hemen sigarayı bırakacağını söyledi.

Size, 'Fahreddin!' diye seslenen Sudanlı genç ile Orhan?ın gözü gönlü Türkiye?de.

Acaba o Sudanlı genç, yanınızdaki gazetecinin Sudan Cumhurbaşkanı El Beşir?e zâlim dediğini bilse ne yapardı?

Siz El Beşir?in tutuklamasına direnirken ona zâlim diyen gazetecinin kime ve neye hizmet ettiğini takdirlerinize sunuyorum.

Yine bir dönem size çok yakın olan bir gazeteci Boşnaklara hakâret etti. Aliya İzzetbegoviç?in size emânet ettiği Boşnaklara? Neyse ki bu gazeteci, şu an ortada yok. Bugün Bosna?ya gitseniz mezkûr gazeteciyi yanınızda götürmeniz mümkün mü?

O hâlde Sudan Cumhurbaşkanı'na zâlim diyen gazetecinin yanınızda olmasının ne kadar doğru olduğunu takdirlerinize sunuyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Tolstoy, ?Ateşi kıvılcımken söndürmeli? der. Sırf ikbâlleri için yol arkadaşlarınızla aranızdaki kıvılcımları yangına çevirmek isteyenler var.

Bunlar, mağdûrlar için adâlet isteyenleri fetöcü hâin i?lân etmişlerdi. Onlardan korkmayan üç vatan evlâdı, zulme uğrayan binlerce insanın duâsını aldılar. ?Mağdûrlar oluşturup kaos çıkarmak? bir fetö taktiği olduğuna göre, ?mağdûriyetlerin giderilmesine engel olmanın? neye hizmet ettiğini takdirlerinize sunuyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Barîka-i hakîkat müsâdeme-i efkârdan doğar. Yol arkadaşlarınızla atışın, tartışın, hatta kavga edin ama ne olur, âile arasında olsun! Devlet terbiyesi, kalem nâmusu ve vicdânı olmayan gazeteciler karışmasın!

El, seyire doymuyor. Bu ülke için sizi ve dâvâ arkadaşlarınızı birlikte görmek istiyoruz.

Eminim, Sudanlı genç ve Prizrenli Orhan da böyle istiyor.