Yusuf Ziya Özcan

Tarih: 10.12.2021 11:02

Eğitim Sistemimizin Acil Sorunları ve Çözüm Önerileri - 1

Facebook Twitter Linked-in

Eğitim sistemimizde uzun zaman halledilemeyen sorunların daha büyük sorunlara yol açtığı bilinmektedir. Eğitimle ilgili sorunların çözülememesinin iki ana nedeni vardır; ülkemizde henüz bir eğitim felsefemizin olmayışı ki kısaca neyi nasıl öğreteceğiniz konusunda milli mutabakatla alınmış bir politikanın olmayışıdır. Böyle üzerinde anlaşılmış milli bir rehber olmayınca her gelen Milli Eğitim Bakanı kendisine göre iyi olan politikayı uygulamak istemektedir. Bu nedenle her bakan değiştiğinde sistem baştan sorgulanmakta ve değişiklikler yapılmaktadır. Eğitim felsefemiz olmadığı için yeni değişiklikler sadece birer teknik dokunuştan ileri gidememekte ve mevcut sorunlar çözülmediği gibi daha karışık bir hale gelmektedir.

İkincisi eğitimimizi ayağa kaldırmak için yeterli iradenin olmayışıdır. Bir eğitim felsefemiz olsaydı siyaseten yapılan değişikliklere rağmen belki daha önce alınmış kararlara uymaya zorlanır ve yol alabilirdik. Eğitimde takip edeceğimiz politikalar belli olmadığı için yap boz şeklindeki kararlarla çok az ilerleme kaydedilmektedir. İktidar partilerinin ömürlerinin en fazla dört yılla sınırlı olması uzun soluklu eğitim projelerinin gerçekleşmesinin önündeki en büyük engeldir. Bu engeli aşmanın en emin yolu toplumun hemen her kesiminin kabul edeceği bir eğitim felsefesini formüle etmektir. Böyle olunca iktidarlar kısa sürede sonucu görülecek ve oy verenleri etkileyecek projeleri öne alıp asıl yapılması gereken ülke için önemli ama uzun zaman isteyen projeleri ertelemektedirler.

Ülkenin bir eğitim felsefesinin olmaması kademeler arası sınavlardan, okullarda giyim kuşama, öğretmen eğitiminden mesleki eğitime kadar her alanda kolayca görülebilir. Liseye geçiş sınavlarına bakalım. 1997 yılından günümüze dek ortaöğretime geçişte beş farklı sistem uygulamıştır:1997’de LGS, 2005’te OKS, 2007’de SBS, 2013’te TEOG ve 2018’de LGS. Öğrencilerin nasıl değerlendirilip bir üst kademeye yollanması konusunda henüz bir fikir yoktur. Diğer bazı uygulamalarda da benzer belirsizlikler görülür. Bir yıl kıyafet serbestisi getirilir, ertesi yıl kaldırılır. Ders saatleri haftalık 37’e çıkarılır, bir yıl sonra 35’e indirilir. Paydaşlar tarafından yeteri kadar tartışılmadan 4+4+4 sistemine geçilir ve eğitim camiasına sonra haber verilir. Yeni sistemin tam gün eğitime etkisi araştırılmadığı için ikili eğitim veren ilk ve ortaokulların sayısı artar. Bunun kalite üzerindeki etkisi söz konusu bile edilmez. 4+4+4 sistemine geçilmesiyle 55.000 civarında sınıf öğretmeni bir günde başka branşa geçirilir ve daha sonra karar iptal edilir.-Bir yıl önce öğretmen atamaları yapılır sonra seçmeli dersler seçtirilir. SBS sınavında 718 öğrencinin hatalı hesaplanan puanı düzeltilmeyecek dendiği halde mahkeme kararı ile düzeltilir. MEB neyi nasıl yapacağını bilmeyen bir kurum görüntüsündedir.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Görülmesi gereken ülkemizin kabul gören bir eğitim felsefesi olmadığı için eğitimin el yordamı ve günlük kararlarla idare edildiğidir. Bu eksikliğin yanında herhangi bir yenilikten önce ciddi araştırmalar yapılması, veri toplanması ve kararların bu temelde alınması alışkanlığı da olmadığı için yapılan değişiklik ve yenilikler istenilen faydayı üretememektedir.

Bu çalışmada kısaca eğitim sistemimizde sorunlu olan bazı alanlara değinilecek ve bazı çözüm önerileri sunulacaktır. Seçilen konular yedi başlık altında toplanmıştır. Bunlar:

1. Eğitime Erişim

2. Sınavsız Ortaöğretime Geçiş

3. Eğitimde Kalite Sorunu ve Farklılıkları

4. Öğretmen Yetiştirme

5. Mesleki ve Teknik Eğitim

6. Müfredatın Sadeleştirilmesi ve Liselerin 3+1 Şekline dönüştürülmesi

7. Yükseköğretim ve YÖK

Her bir başlık altında şüphesiz çok sayıda sorunlu alt alan mevcuttur. Bunların hepsini dile getirmek gibi iddialı ve gücümüzün yetemeyeceği bir yaklaşım yerine daha sorunlu gördüğümüz ve çözümleri nispeten kolay olan sorunları mümkün olduğunca kısa bir şekilde dile getireceğiz.

1.Eğitime Erişim

Özellikle iki konu şimdiki sistemimiz için darboğaz yaratıyor niteliğindedir. Bunlardan ilki erişimin az olduğu okul öncesi eğitim, diğeri ise erişimin çok fazla olduğu açık öğretimdir.

Okulöncesi eğitimin bütün ülke okullarında yaygınlaştırılamamış olması ve paralı olması eğitim sistemimizin en önemli sorunlarından birisidir. 2019-2020 MEB okulöncesi eğitime erişim istatistiklerine göre okul öncesi eğitim 5 yaş grubunda net okullaşma oranı %71,22'dir. Ancak 3-5 yaş grubunda bu yüzde %41,8, 4-5 yaş grubunda ise %52,4’dü.

Buna bağlı olan ikinci sorun okulöncesi eğitime erişimde iller arasında ciddi farklar olmasıdır. Örnek vermek gerekirse aynı yaş grubunda okullaşma oranı Burdur’da %94, Kocaeli’nde %92 iken Diyarbakır'da %80, İstanbul'da %66, Kahramanmaraş'ta %62, Muş'ta %60, Bayburt'ta %59, Şanlıurfa'da %54'tür.

Üçüncü bir sorun okulöncesi eğitimin paralı olmasıdır. Fırsat eşitliğini sağlanması için bu eğitim herkese parasız verilmelidir.

Okulöncesi eğitimiz yurt sathına yayılamamış uluslararası testlerde öğrencilerimizin akranlarıyla yarışında aleyhimize bir durum yaratmaktadır. Testlerde aynı sınıfta olan öğrencilerimiz okulöncesi eğitim almış akranlarıyla rekabet etmek durumunda kalmaktadır. Bu akranlarına göre bir yıl eksik eğitimle yarışmak demektir.

Erişim fazla olduğu zamanda sorun olabilmektedir. Bu açıköğretimde görülmektedir; nicelik olarak o derece büyümüştür ki yüz yüze eğitimin önüne geçmiştir

Dikkat çekici olan açıköğretimdeki bu büyümenin lisans kadrolarının arttığı döneme rast gelmesidir. Beklenti açıköğretimdeki büyümenin hızının kesilmesiydi ama tam tersi gerçekleşti. Açıköğretiminönlisans ve lisans düzeyindeki payı 2014 yılında %49,7 iken 2018 yılında %53,5 yükselmiştir. Bundan daha çarpıcı olanı önlisans programları içerisinde açıköğretimin payıdır ki 2014 de %54,2 iken 2018 de %65,2’ye yükselmiştir.

Bu sorunları çözmek için öncelikle okul öncesi eğitim yaygınlaştırılmalı, erişimde iller arasındaki farklar derhal ortadan kaldırılmalı; 5 yaş grubundaki %71 olan okullaşma oranı 5 yıl içinde %90'lara çıkartılmalıdır. Sadece 5 yaş grubu ile yetinilmeyerek, 3-5 yaş grubundaki %52 olan okullaşma oranı aynı süre içinde %70'lere çıkartılmalıdır.

Ancak önerilen bu çözüm pahalı bir çözümdür ve iktidarın güçlü bir irade sergilemesini gerektirmektedir.

Devasa yapısı ve etkin çalışmaması nedeniyle açıköğretim sistemi tekrar gözden geçirilmelidir. Acilen yapılması gereken bazı bölümlere öğrenci alımının kısıtlanması, bazılarının da kapatılmasıdır. Üniversitelerarası kurulun tavsiyesi alınarak bu değişiklikler YÖK tarafından yapılmalıdır.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —