Partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır, buna göre de gücü yeten ister milletvekili, ister belediye başkanı, ister bakan, ister başbakan da olabilir.
Şimdilik mani engel bir hal yok.
Aristo, asırlar öncesi demokrasi ayak takımı yönetimidir derken haklı çıktı.
Meclis’in kürsüsünde elini cinsel organa benzeterek üzerine vuran siyasetçi ayak takımı değil de nedir? Köprü altı kültüründen erozyona uğramış bir kafa ve onun saplantısı.
Geçmişte çalıştığım bir hâkim, ceza verdiği kişilere masanın altına sinerek aynı hareketi yapıyordu. “Oh geçirdim” diyordu. Ahlaktan yoksun, şizofren.
Kemalist rejimin alt yapısı ile ahlak anlayışı ithal olduğundan hâkimi de parti başkanı da der, millet ona kanarsa o da millete öyle yapar!
…
Particilik, İslami anlayışa göre kardeşlerin bile arasını açan “tefrika” demektir.
Tefrika olunca da şeytana gerek kalmaz.
Aynı ülkenin insanları, aynı düşüncede olanlar bir koltuk uğruna yapışırlar birbirlerinin yakasına. Sen değil ille de ben…
Adabı, ahlakı, merhameti, kural ve kaidesi olmayan bir kavga.
Açık ve net söylüyorum, iktidarın yapmış olduğu yanlışlardan birisi de ittifaklardır.
Madem nefesine güvenen zurnacı oluyor, o halde çıksın çalışsın ve kazansın. Bulsun buluştursun,ne yaparsa yapsın. Ama yok, gayeye vasıl olmak için her iş meşrudur deniyorsa, 30 bin insanın katlinden ben sorumluyum diyen Öcalan’a kapıları kendi elimizle açmış oluyoruz. Bunun bir başka ifadesi, Kılıçdaroğlu’nun vagonu HDP denilen lokomotif ile sonuçta İmralı’ya gider, eski günlere döneriz.
Terörün yeniden yollarda kimlik kontrolü ile infazları başlar. Yeniden Yasin Borü’ler gelir gündeme. Bir ilden diğerine gidemeyiz. Şehit anaları ile yetimlerin ahi tutar.
…
Bulunduğumuz ortamı değerlendirememek için ya zırcahil veya kuş beyinli olmak lazım.
Hadi her parti kendi gücünden cumhurbaşkanı adayı çıkarsa ne diyebiliriz?
Veya akliselim liderler ülke yararına bir araya gelseler bu da seviyeli bir duruş demektir.
Ama ayak takımlarına yem olmak ihanete kadar gider.
2023 seçimlerine bu havada girerken kamera şakası ile koltuğa oturan Kılıçdaroğlu, istemem fakat yan cebime koy havasında kendini şimdiden kesinleşmiş cumhurbaşkanı adayı görerek posta atıyor. Nasıl olsa, sağın beyincikleri cebinde, FETÖ da ondan yana, yazıyorlar çiziyorlar.
İncik boncuk sayısal Loto hesabı da tamam!..
…
Kimilerinden duyuyorum… Atatürk öldü bir şey olmadı, Menderes idam edildi yine bir şey olmadı. Bu da kısa zamanda unutulur gider… İşte insanın aklını hırs bürüyünce ülkenin gerçeklerini düşünmeye zamanı kalmaz. İntikamını alsın da gerisi ne olursa olsun.
Bir şey olmamış, nasıl olmamış.
Şayet kendi çocuğu okulun kapılarında ötekileştirilmemişse, birinciliği aldığı halde başındaki örtü çekip alınan mağdur kız öğrencinin babası değilse, hanımı örtülüdür diye sürgün yememişse ona göre bir şey olmamıştır. Deniz sakin balıkçılar av peşinde.
Hatta memurun maaşını vermeyecek durma düşen ülkenin hali de önemli değil!
…
Şüphesiz her şey sonuçta fanıdır, gider. Ama devletin bir kuralı vardır, gidenin yerine daha sağlıklısı gelmeyecekse kaydı kaleme iyisini buluncaya kadar sabırla beklemek bir görevdir.
Bir meziyet, bir üstünlük… İki tane oyum var diye, o oylarla cumhurbaşkanı seçmeye kalkışır da başkalarına payende olacaksan vay senin üzülecek haline.
…
Ülkemiz hassas bir dönemden geçiyor.
Dünyanın içerisinde bulunduğu ekonomik krizin bir kısmı da ülkemize yansımıyor desek haksızlık olur. Buna rağmen, pazarlar boğazına kadar dolu, marketlerde alışverişten geçilmiyor, pahalı da olsa evlerimiz sıcacık, oturup halimize şükredelim.
Bozgunculuk, fırsatçılık yapmayalım.
Günü gelir, aranan cumhurbaşkanı da bulunur.
Fakat huzurumuz giderse bir daha bulamayız…
İkinci Suriye oluruz…
