Aykut Karahan


Bu Devlet Bu Millet Okuttu Beni

Bu Devlet Bu Millet Okuttu Beni


   Bu cümleyi hatırlar mısınız? Üst düzey olsun orta düzey olsun farketmiyor hemen hemen bütün devlet memurları bu cümleyi kurarlardı eskiden. Bu milletin kıt kaynakları ile okudum ben dolasıyla bu millete bir borcum var derlerdi. Kendilerini gerçekten devletin ve milletin memuru olarak görür minnetleri de ancak millete idi. Zaman zaman ağır işleyen bürokrasi nedeniyle eleştirilir idiler ancak onlar hep bu devlete ve millete borçlu hissederlerdi kendilerini. Milletin tek kuruşunu dahi çar çur etmemek için bazen gereğinden fazla ihtiyatlı davranır ve işlerin yavaş yürümesine neden olurlardı. Ancak tek dertleri devletin ve milletin parasını gereksiz yere harcamamak idi. O yüzden rahmetli Hasan Celal Güzel örneğinde olduğu gibi kendi özel işlerinde devletin malzemelerini kullanmazlardı. Kendilerine verilen hediyeleri kendi özel mülkleri olarak değil makamın getirdiği bir kazanım olarak görürler ve görev süresi dolar dolmaz onları devlete bırakırlardı.
   Bağlılıkları hangi iktidar gelirse gelsin kendi dünya görüşüne yakın iktidar olsa dahi devlet memuru olma durumları hiç akıldan çıkmazdı. Tabi bunu herkes için söylemiyorum ancak böyle bir iklimin olduğu ise kesindi. Ve akparti iktidarı ile bu ilişki son zamanlarda özelikle de Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile değişmeye başladı. Bakanlar dahi herhangi bir cümleye başlarken adeta besmele çeker gibi Cumhurbaşkanımızın emri ile başlar oldular söze. Oysa ki eskiden bakanların bir ağırlığı ve kendi alanları ile ilgili özerklikleri var idi. Şimdi herkes kendini bir tek kişiye bağlı hissediyor ve ona bağlılığını adeta ispat için yarışıyor hale geldiler. Bakanlar bir genel müdür pozisyonundan hallice bir pozisyona geldi. Bağlılık devlete ve millete değil tek bir kişiye yönelik olarak algılanmaya başlandı. Oysa eskilerin beni bu millet okuttu sözü ne kadar da değerli imiş. Bağlılığın kişiye değil devlete ve millete olması ne kadar da önemli imiş. Kişi bağlılığını kime hissediyorsa aidiyeti de ona yönelik olacaktır. Evet eski devlet memurları işi yavaş yapardı zaman zaman çileden de çıkarırdı ancak şahsa değil devlete ve millete bağlılık duyardı. Makamları ve mevkileri şahsın takdiri ile değil milletin kıt kaynakları ile olduğunu düşünürlerdi. Mülakat ile değil sınav ile geldikleri için de özellikle yeni iş başı yapan gençler birilerine kendilerini ispat için kişilik krizi yaşamazlardı. Ancak tüm bu dediklerim eski devlet anlayışının olumlaması olarak değil devlet memurluğu kavramının iktidardan nasıl da bağımsız olduğunu özellikle son yıllara mukayese ile ortaya koyabilmek adınadır. Bir türlü orta yolu tutturamıyoruz.