Mürsel Gündoğdu


YENİ BEDELLER ÖDEMEMEK İÇİN KILAVUZ

YENİ BEDELLER ÖDEMEMEK İÇİN KILAVUZ


Kadim geleneğimizin bütün birikimlerini ?miras? olarak görmenin rehaveti altında debelenip duruyoruz toplum olarak.

Düşüncede akıl kuraklığının dinde ise manevi kuraklığın yoğun esareti altındayız.

İlimde, sanatta, edebiyatta ve ilahiyatta dahi mirasyediyiz. Gelenek bize kendiliğinden geldiği için bireysel ve sosyal hayatımızda onun etkisi, sadece bir iftihar vesilesi olmaktan öteye geçemiyor. Bu yüzden bugünkü sorunlarımıza dair kapsamlı çözümler üretemiyor, yarınlarımıza dair güçlü projeler hazırlayamıyoruz. Emek harcamadığımız ve çaba sarf etmediğimiz hiçbir şey bizim değildir oysa.

 T.S. Eliot?un bu husustaki tespitine katılmamak mümkün değil; ?Gelenek, gerçekte miras alınmaz, gelenek isteniyorsa o, büyük bir çaba ile kazanılmalıdır. Gelenek kesp edilmelidir.?

Geleneği kesp etmek için maalesef yeterince çabamız yok.

Sanki daha önemli işlerimiz varmış gibi düşünmeye, fikir üretmeye ve akletmeye fırsat bulamadığımız için bizler hazırdan yemeye devam ediyoruz. Üretmeden, vakit tüketmeye kurulu bir saat gibi öğütüyoruz günleri, geceleri. Bizi ayakta tutan manevi dinamiklerimizi yitiriyor, nezaketin ve zarafetin insani boyutlarını tüketerek gösteriş ve şekilcilik girdabında özümüzü kaybediyoruz. Nasıl olsa bir çaba harcamadık diyerek güçlü medeniyetler doğuran ve bizi var eden değerlerimizi hoyratça harcıyoruz. Malum, hazıra dağ dayanmaz.

Bu tüketim köleliğinin altında yatan en önemli sebeplerden birisi ?idrak? yoksunluğumuzdur. Geleneğimizi idrak edemediğimiz için asırlardır geleceğimizi de layıkıyla inşa edemiyoruz.

Şimdilerde hemen hemen unuttuk. Oysa çocukluğumuzda bize sorarlardı; Amelde mezhep imamımız kimdir? Hemen cevap verirdik; İmam-ı Azam Ebu Hanife, diye. Soru devam ederdi; Peki, itikatta mezhep imamımız kimdir? Biraz zorlanırdık ama yine de cevabını bilirdik; İmam Maturidi.

Bunu niçin anlatıyorum? İmam Maturidi, tıpkı İmamı Azam gibi adını bilip kıymetini bilmediğimiz en büyük mütefekkirlerimizden birisidir. İslam?ı yaşadığı çağ ve toplum ile kucaklaştırmayı başaran bir deha mütefekkir. Günümüzün moda deyimiyle yerli ve milli. Bizden birisi anlayacağınız. Ama yüzlerce yerli ve yabancı fikrin istilasına maruz kalan bu topraklar, sadece Türk kültür muhitinin yetiştirdiği büyük bir bilgin olarak kalmayıp 10. asırdan başlayarak günümüze kadar Türk toplumlarının inanç sistemine damgasını vuran büyük âlim Maturidi?nin fikirlerinden yeterince beslenemediği için yüzyıllardır toplumsal ve bireysel hayatta başına gelmeyen kalmamış ve kısa vadede de kalmayacak gibi görünüyor.

?Kelin ilacı olsa başına sürer? diye bir atasözümüz var ya hani. Biz, ilacı olup da başına sürmeyi beceremeyen kellerdeniz.

Çok iddialı konuştuğumun farkındayım. Sadece şu kadarını söylemekle yetineyim ki bütün İslam coğrafyası, geleneğine dair birikimlerini topyekün yitirse dahi İmam Maturidi?nin fikirleri yeni bir medeniyet birikimi oluşturmak için bu topluma yeter de artar bile. Hem daha İslami hem insani hem de daha vicdani?

Neyi mi kastediyorum? Birkaç misalle yetineyim şimdilik;

İmam Maturidi?yi layıkıyla anladığımız vakit, Müslüman toplumlarda, İslam?ı şekle indirgeyen kabuksu yaklaşımların yerine, ruha ve öze bakmayı şiar edinen samimiyetle barışık bir neslin inşası gerçekleşir.

İman ile ameli bir tutup sosyal ve dini baskının önünü açan yaklaşımların yerine İslam toplumlarında hoşgörü, huzur ve barış iklimi egemen olur.

Niyazi Mısri?nin veciz ifadesinde kendisini bulan; ?İçi kâfir dışı Müslüman çoktur? kabilinden İslam toplumlarında meydana çık/artıl/an Daeş, Taliban v.b gibi terör örgütlerinin kökü kuruyup bütün İslam beldelerinde güzellik medeniyetini merkeze alan hoşgörü, nezaket ve zarafet iklimi tesis edilir.

İslam toplumlarında bir hayli zamandan beri kaybolmuş düşünme, aklı kullanma ve yorumlama gibi temel insani hasletlerin önündeki bütün engeller yerle bir edilerek insanlığı huzur ve saadetin altın kanatları altına alacak bir gül ve gönül medeniyetinin en güçlü ayak sesleri duyulmaya başlar.

Hurafelerle yoğrulan beyinler aklın, vahyin ve ilmin ışığında yıkanarak aklanıp paklanacağı gibi affedicilik, hoşgörü, baskı ve zorlama olmadan iman etme ve sosyal zorbalıkların tamamı tarihe karışır.

Hiçbir cemaatin, cemaat olma bakımından birey üzerinde herhangi bir hakka sahip olmadığı gün gibi ortaya çıkar. Böylece cemaat adı altında yapılanarak binlerce insanın aklını tatile gönderip 15 Temmuz gecesi ülkemize darbe yapmaya yeltenen ihanet örgütlerinin değirmenlerinin suları kesilmiş olur. İnsanın insanlığını gerçekleştirebilmesi için akıl ve ruhunu ne idüğü belirsiz insanlara değil Bir olan Allah?a teslim etmeleri gerektiği hakkıyla anlaşılarak Tevhit dini olan İslam?ın gür ışığının önü açılır.

Ve daha niceleri?

İmam Maturidi?nin yaşadığı 10. asırda İslâm dünyası siyasî ve fikrî çalkantılar içindeydi. Cebriyye, haşeviye, deysaniyye, havaric, dehriyye, zanadıka, sümeniye, kaderiyye, şia kerramiye, mucessime, mecusiyye, mürcie, mutezile ve müşebbihe gibi pek çoğu İslam toplumunu bölücü ve yıkıcı fikirleri bünyesinde barındıran akımlara karşı Yüce Dinimiz İslam?ın birleştirici, özgürlükçü, hoşgörülü, akla ve ilme dayalı medeniyet düsturlarını en büyük vukufiyetle dile getirip bir sistem etrafında temellendiren ve savunan İmam Maturidi?nin fikirlerinin uzağında oluşumuzun faturasını toplum olarak asırlardan beri ağır bedeller ödeyerek çekiyoruz. Bu sebeple başta Diyanet İşleri Başkanlığımız olmak üzere Kültür Bakanlığımız ile bütün İlahiyat Fakültelerimizin her ilde, ilçede ve her yerde İmam Maturidi?yi anmak ve anlamak üzerine sohbetler, seminerler, sempozyumlar düzenlemesi, hutbeler okutması ve kitaplar yayınlaması aydınlık geleceğimiz adına elzemdir.

Kalemi ve kelamı olan herkese bu hususta görev düşmektedir.

Bendenize gelince, bir tarihi roman yazarı olarak kolları sıvadım bile.