Namık Açıkgöz


ATATÜRK HARF DEVRİMİNDE ENVER PAŞA’NIN YOLUNU TAKİP ETTİ

Atatürk’ün yaptığı devrimlerden en çok tartışılanı harf ve dil inkılabı/devrimi olmuştur.


Atatürk’ün yaptığı devrimlerden en çok tartışılanı harf ve dil inkılabı/devrimi olmuştur. Şapka konusu da hayli tartışılmıştır ama artık kimse şapkaya geri dönmüyor. Takvim ve ölçüler gibi

 inkılaplar/devrimler de tartışılmıyor. Gündemden düşmeyen ve en hararetli tartışmaya konu olan husus dil ve harf inkılabı olmakla beraber, dil devrimi daha çok okur-yazarlar arasında tartışılıyor ama harf devrimi konusunda ağzı olan konuşuyor. 

HARFLER KONUSU YENİ DEĞİL

Bir kere şunda anlaşalım: Osmanlı dönemi harflerinin ıslahı konusu, 1850’lerden beri konuşuluyordu. Cemiyet-i İlmiyye-i Osmaniyye reisi Münif Paşa, bu konuda kafa yoran şahsiyetlerden biri idi. Nitekim Temmuz 1863’te İstanbul’a gelen Azerbaycanlı tiyatro yazarı Mirza Fethali Ahundzade, Osmanlı harflerinin ıslahı konusunu Münif Paşa’ya götürmüş ve Paşa da bu konuyu heyetlerde bir süre tartıştırmışsa da sonuç alınamamıştır.

Konu Osmanlı aydınlarının devamlı gündeminde kalmış ve harflerin ıslahından Latin harflerine geçişe kadar hep gündemde olmuştur.

Osmanlı aydını harf ıslahında veya değişikliğinde niye ısrarcı olmuştur.

Arap (Doğrusu Fars harfleridir. Çünkü biz p, ç, j gibi Fars harflerini de kullanıyoruz) harflerinde sesli harfler ya 4 harf ile (elif, güzel he, vav, ye) veya hareke ile veriliyordu. Hareke yazmak yazımı zorlaştırdığı için Kur’an-ı Kerim hariç pek kullanılmazdı. Hem bazı harflerin değişik sesleri karşılaması ve hem de hareke zorluğu, yazılan metnin imlasında ve okunmasında sorunlar çıkarıyordu. Mesela “kef vav rı kef” harflerinden oluşan kelime “kürk, gevrek, görk, görün, gûrun” okunabilirdi. Bu ve buna benzer pek çok husus, Arap harflerinin kullanımındaki (yazma ve okuma) meselelerdendi. Arapça  “mim kaf,dal mim”den oluşan bir kelime “makdem, mukdim, mukaddem” okunur. Buna benzer başka örnekler de vardır. Bu tür yazılışı aynı, okunuşu ve anlamı farklı olan kelimelere “homo-gram kelime” denir. Bu tür kelimeler her dilde vardır. Türkçe’deki “yüz, yer, it” gibi kelimeler mesela.

BİR DE MATBAA MESELESİ VAR.

Arap harfli sistemde, harfler 4 farklı durumda bulunur. Bağımsız, başta, ortada ve sonda. Yani b harfi bağımsız olarak başka şekildedir, ortada başka, sonda başka… Eski matbaa tekniği kurşun harflerin elle kumpasa dizilmesi şeklinde olduğundan, 31 harfin 4 farklı şekille kullanılması, 124 şekilli harf kullanmayı gerektirir. Yani dizgicinin (eskiden “mürettip” denirdi.) önünde 124 harf kutusu ve bir de hemze ve 2 uzatma işareti (med) kutusu olurdu. Mürettip 126 kutudan harf seçecek ve kumpasta satır ve paragrafları oluşturacaktı. Bu çok zaman alan bir iş idi. Bunu azaltmak lazımdı.

ENVER PAŞA HARFLERİ 

(HURUF-I ENVERİYE, HURUF-I MUNFASILA: AYRI HARFLER)

Harf azaltma işini herkes biliyordu ama ilk uygulayan Enver Paşa oldu. Huruf-ı munfasıla (ayrı harfler) sistemine göre Paşa, her Arap/Fars harfini tek şekille sembolize etti ve 35 ünsüz, 10 da ünlü harf

 ile 45 kelimelik bir alfabe kullanmaya başlandı. Enver Paşa elifbası da denilen bu harf sisteminde, harfler Arap/Fars sistemindeki gibi başta, ortada sonda ayrı şekiller almıyor; her harf kelimede müstakil olarak yer alıyordu. “Ordu elifbası” olarak da bilinen bu harf sistemi sadece ordu içi yazışmalarda birkaç yıl kullanıldı; sonra terk edildi. Enver Paşa, Arap/Fars sistemindeki 126 harf yerine 45 harf ile bu işi bitiriyordu.

İşte Mustafa Kemal, ilk gençlik yıllarından itibaren harf konusundaki tartışmaların içinden geliyordu. En son tecrübe olarak da “Enveriye harfleri” denemesini fiilen yaşamıştı. 1920’lerde de tartışılan harf konusunu (Bu konuda Milaslı Dr. İsmail Hakkı’nın görüşleri ve Bakü Türkoloji Kongresinde (1927) yapılan tartışmaları göz önünde bulundurmak şarttır.) gündeminde tutan Atatürk, 1928 ortalarında harf inkılabına karar verir ve “huruf-ı munfasıla (ayrı harflar) veya huruf-ı Enveriye’deki “harflerin birleşmeden yazılması (el yazısındaki birleşme ayrı) esasına göre bir harf sistemi kullanmayı 1 Kasım 1928 günü yasal olarak kararlaştırıyor. 

BİR GECEDE CAHİL Mİ OLDUK?

Pekiiii… Hep dendiği gibi  “bir gecede cahil mi olduk”?

Öyle bir şey olmadı tabii. 

Çıkan kanun ile harflerin kesin değişimi 1 Haziran 1929 gününe kadar sürdü; tümden değişim 1 Haziran 1929 günü gerçekleşti. Hatta resmi evrak defterlerinde (mesela tapu kayıt defterlerinde) eski yazılı kayıtlar, 31 Mayıs 1929 gününe kadar devam etmiş ve kayıt defter sayfasının yarısına gelmiştir; sayfanın geri kalanındaki kayıtlar Latin harfleriyle yazılmıştır. Yani 31 Mayıs günü sayfanın yarısı, 1 Haziran günü de alt tarafı yazıldığı için, iki farklı harf sistemi aynı sayfada buluşmuştur.

Demek ki neymiş?

1 gecede cahil kalmamışız, 7 ayda cahil kalmışız.

Şaka şaka… Mesele cahil kalıp kalmamak değil, kültür devamlılığı… 

Kültür devamlılığı konusuna ben girmeyeyim. Maşallah o konuda herkes allâme!...

Son söz:  Harf inkılabının hafıza kaybına yol açtığı konusuna girmeyelim. “İyi mi oldu, kötü mü oldu?” sorusuna, bu metinlerle uğraşanlar cevap versin.