Namık Açıkgöz


“CUMHURİYET”TE ANLAŞTIYSAK NİTELİĞİNİ KONUŞALIM

Bütün eleştirilerle beraber Türkiye Cumhuriyeti devletinin 100. yılı kutlu olsun.


Düşerken krallıkların bayrakları                

Düşmez bayrağımız, biz cumhuriyetiz!

                              Bahattin Karakoç 

 

  1. İhtar:  Dediklerimden Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı çıkaracak olan anlayışsızlar, lütfen bu yazıyı okumasın.
  2. İhtar: Yazdıklarımı İlkokul ve Ortaokul bilgileriyle yargılamaya kalkışanlar, şimdiden yazıyı okumaktan vaz geçsin.
  3. İhtar: Koca koca okullar okuyup da ideolojik saplantılarla hareket eden at gözlüklüler de başka kapıya…                                                                                  

Cumhuriyete “Efendiler yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz.” hızında ve bir ilham perisinin getirdiği ânî ilhamla geçilmemiştir. Mesela, Cumhuriyetin ilanından 49 gün önce 9 Eylül 1923 günü kurulan partinin adı Halk Fırkası; yani “cumhur” fırkasıdır. Mustafa Kemal 1921  yılında Yusuf Akçura ile cumhuriyetin niteliğini tartışıyor ve Akçura “demokratist cumhuriyet”te  ısrar edsiyor; Mustafa Kemal ise Fransız usulü “popülüst cumhuriyet”i amaçlamış görünüyor. Albay Rawlinson (Lord Curzon’un öz be öz yeğeni) Erzurum Kongresinden sonra Kazım Karabekir Paşa’nın önünden “Cumhuriyeti düşünmez misiniz?” diyerek taş yuvarlıyor.. Ayrıca Mustafa Kemal, öğrencilik ve gençlik yıllarından itibaren Balkan ve Birinci Dünya Savaşlarının Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki yıkıcı etkisinin farkındadır ve savaşlar bitince hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının bilincindedir. Osmanlı’da da neyin/nelerin değişmesinin gerektiği konusunda (beğenirsiniz, beğenmezsiniz) donanımlıdır. Dünya yeniden dizayn edilmektedir ve Osmanlı’nın yeri bu yeni dizaynda yoktur. O yüzden kıyamet Baklanlarda ve Ortadoğu’da; yani Osmanlı Topraklarında koparılmıştır İtalyanlar’ın 1911’de Osmanlı’ya savaş ilan edip Trablusgarp ve Bingazi’ye asker çıkarmaları da yeni dünya düzeninin ilk hamlelerindendir. (Bu arada unutulmasın… Bingazi’de Mustafa Kemal ve Enver beraberdir. İkisi de 30 yaşındadırlar ve namluya sürülmüş mermi gibidirler.) 

Gelen ve gelmekte olan felaketlerin farkında olan Mustafa Kemal zamanın ruhunu okuma becerisini gösterip yoğun stratejik uygulamalarla ve muhtemel değişiklikleri de hesaba katarak cumhuriyet fikrine ulaşmıştır.  O günlerde baş gösteren yönetim sıkıntısının etkisi (Yani Meclis başkanlığına ve İçişleri bakanlığına meclisin, Mustafa Kemal Paşa’nın istemediği kişileri seçmesi) ile Cumhuriyet ilanı erkene çekilmişse de 28 Ekim akşamı devreye giren bir ilham perisi yoktur.

CUMHURİYETE GİDEN YOLA DÖŞENEN KRONOLOJİ TAŞLARI

Cumhuriyete gelen çizgi genel hatlarıyla böyle ama özel hatta geçildiği zaman işleyişin biraz farklı olduğu ortaya çıkar.

Lozan masası Cumhuriyet için kurulmuştur ve işleyiş/kronoloji bize bunu ispatlar:

1 Kasım 1922 günü Lozan’da ikilik çıkmaması için Meclis saltanatı kaldırdı.

11 Kasım 1922 günü; yani  9 Eylül 1922’den 53 gün sonra Lozan görüşmeleri başladı.

Görüşmeler yılsonuna doğru kesintiye uğramış, Türk heyeti Ankara’ya döndü.

Heyet, İngilizlerin bugünkü Irak ve Suriye sınırında ısrarcı olduklarını hükumete iletti.

Mustafa Kemal “Misak-ı Millî muayyen bir hudut değildir” diyerek o güne kadar savunulan Misak-ı Millî’den vaz geçtiğini ifade etti.

Misak-ı Millîden vaz geçme ve Irak-Suriye konusunda mecliste şiddetli tartışmalara yol açtı. Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey, Erzurum Mebusu Hüseyin Avni bey ve arkadaşları, Misak-ı Millîden vaz geçilmemesi için şiddetli konuşmalar yaptı ve buraların terk edilmesi halinde buralarda Ermenistan kurulacağını söylediler. (Şimdi geçici olarak PKK var.)

Bu sert tartışmalar esnasında 27 Mart 1923 günü Trabzon mebusu Ali Şükrü bey Çankaya’nın arka sırtlarında öldürülmüş olarak bulundu.

Ali Şükrü beyin katli üzerine Birinci Meclis 1 Nisan günü toplanmış ve fesih kararı aldı.

15 Nisan günü, çoğunluğu Meclis-i Mebusan’dan gelen üyelerden oluşan Birinci Meclis dağıldı.

Mayıs-Haziran aylarında İkinci Meclis kuruldu ve ikinci meclise seçilenlerin 1 kişi hariç (Gümüşhane mebusu Zeki Kadirbeyoğlu) tamamı Lozan’a hayır diyemeyecek “atanmış” vekillerden oluştu. 

24 Temmuz 1923 günü hükumet Lozan barış antlaşmasını kabul etti..

13 Ağustos 1923 günü, meclis bu antlaşmayı onayladı. (İlk onaylayan meclis Türkiye meclisidir.)

Eylül ayında anlaşmaya taraf diğer ülkeler meclislerinden geçirdiler.

13 Kasım 1918 gününden beri İstanbul’u işgal altında bulunduran İngilizler, 2-6 Ekim 1923 günlerinde İstanbul’dan ayrıldılar.

Bundan 26 gün sonra da Cumhuriyet ilan edildi.

Kronoloji böyle konuşuyor. Okumasını bilene bu kronoloji çok şey söyler.

100 YILLIK CUMHURİYET

Peki 100 yıldan beri ne oldu?

İstiklal Mahkemeleri’ni, Takrir-i Sükûn kanunun ve bunlara bağlı olarak idam edilenleri mevzu etmesek bile Trabzon mebusu Ali Şükrü bey’in 27 Mart 1922’de katledilmesini; Ardahan mebusu Deli Halit Paşa’nın 9 Şubat 1925 meclis koridorlarında silahlı saldırıya maruz kalması ve 15 Şubat günü ölmesi cumhuriyetin şekli ile ilgili bilgiler verecekti.

Ordu 6 defa yönetime müdahale etti: 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1996, 27 Nisan 2007, 15 Temmuz 2016. Yani asker (Yani cumhuriyet gardiyanları) 6 defa “Rubicon’u geçer” ve Roma’yı işgal eder.

27 Mayıst’a 1 başbakan ve 2 bakan idam edilir; bir cumhurbaşkanı idamla yargılanır. 12 Mart ve 12 Eylül’de ülkenin gençleri idam edilir.

Bu nasıl bir cumhuriyettir ki halkın seçtiği iktidarlar devamlı müdahaleye maruz kalıyorlar; seçilen yöneticiler idam ediliyor. 100 yıllık cumhuriyetin 63 yılı askerî müdahalelerle ve kanla geçti.

Bu nasıl bir cumhuriyet ki son 40 yılı, bebek katili PKK ile mücadele ile geçiyor ve koskocaman devlet üç buçuk eşkıyayı bitiremedi? 

Bu nasıl bir cumhuriyet ki, siyasî partilerde padişah hegemonyasından daha güçlü bir lider hegemonya var? 

Bu nasıl cumhuriyet ki “yasa”nın   “hak-hukuk”  boyutu değil de “cumhuriyet gardiyanları”nın “egemenlik boyutu” ağır basıp devlet “juristokratik devlet: yargıçlar devleti”ne dönüşüyor?

BU nasıl bir cumhuriyet ki, “cumhuriyet”i “cumhur”dan korumak için kurumlar ihdas ediyor? 

Cumhurbaşkanını bile cumhur’un seçmediği bir cumhuriyet, “cumhuriyet” mi oluyor? 2014’e kadar cumhurbaşkanını meclis üyeleri seçiyordu. Bu cumhuriyet mi, “yasaltanat” mı?

2014’te cumhurbaşkanını halk seçince “Lozan cumhuriyeti bitiyor.” diye bir yazı yazmıştım. O günden bugüne hayli ilerlemeler oldu ama henüz “Lozan cumhuriyeti” veya benim tabirimle “partizan cumhuriyet” anlayışını aşamadık.

100 yılda bu çizgiye geldik. Bakalım gelecek 100 yıl nelere gebe?... 

İnşallah olaylar toplumu “demokratist cumhuriyet” çizgisine ulaştırır da gelecek nesiller cumhuriyet kavgası yapmazlar. Tabii gelecek yüzyıllarda veya daha sonra insanlık, yeni bir yönetim şekli olan “mumhuriyet” bilincine ulaşırsa ona bir şey diyemem. Ben şimdiden söyleyeyim de insanlar ayaklarını rejimlerine göre uzatsınlar.

SON SÖZ 

Cumhuriyet ile Türk tarihinde yeni bir devir başlamıştır. Daha önceleri aileler ve hanedanlar tarafından yönetilen Türk devletleri, 23 Nisan 1920 ve 29 Mayıs 1923’te yeni bir yönetim şekline geçmiştir. Tarihte devamlılık esastır. Dün şu sistemle yönetim varken, bugün cumhuriyet sistemi vardır… Yani sistemler değişir, asıl olan millet ve devlettir. Yeni Türk devleti de cumhuriyette karar kılmış ve 100 yıldır bu şekilde idare edilmeye çalışılmaktadır. Bizim talebimiz, nitelikli bir cumhuriyet ile yönetilerek mutlu olmaktır.

Bütün eleştirilerle beraber Türkiye Cumhuriyeti devletinin 100. yılı kutlu olsun.