Rubil Gökdemir


DÜNYA YENİ DÜZENİNİ ARIYOR !

Sonuç: Çöküş mü, Dönüşüm mü?


Yaklaşık dört yüz yıl önce Avrupa’da başlayan Aydınlanma ve onu izleyen bilimsel ve endüstriyel sıçrama, yalnızca teknik bir ilerleme değil; aynı zamanda Avrupa'nın dünyanın kaynaklarından rekabetsiz bir ortamda yararlandığı yeni bir hegemonik iktidar mimarisi inşa etti. Bu mimari; "üretim gücü, finansal merkezilik, askeri üstünlük ve evrensel değerler” söylemiyle birleşerek dünya düzenini şekillendirdi.

II. Dünya Savaşı sonrası bu düzenin liderliği, Avrupa’dan Atlantik’in ötesine geçti ve Amerika Birleşik Devletleri merkezli bir Batı sistemi kurumsallaştı. Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve NATO gibi kurumlar; serbest ticaret, rezerv para olarak dolar ve güvenlik şemsiyesiyle bu düzeni tahkim etti.                                                                                                                 Bu düzen Batı Medeniyeti parantezi içinde sayılan ülkeleri refah devletine dönüştürdü. Dünya nüfusunun %90'ı ise; bu saadet zincirinin dışında, yani "çevrede" tutuldu.

Ancak bugün kafalardaki soru şudur:
Bu sistemden geri mi dönülüyor, yoksa sadece biçim mi değiştiriyor?

1. Bilim ve Teknoloji Tekeli Çözüldü mü?

20. yüzyılda sanayi, 20. yüzyılın ikinci yarısında da bilim ve ileri teknoloji Batı’nın tekelindeydi. Fakat 21. yüzyılda üretim ve teknoloji coğrafyası dramatik biçimde değişti.

Çin yalnızca “dünyanın fabrikası” olmakla kalmadı; yapay zekâdan 5G’ye, batarya teknolojilerinden uzay programlarına kadar stratejik alanlarda ciddi atılım yaptı. Çin üniversiteleri dünyanın ilk yüz sıralamasında yukarılara tırmandı. Hindistan yazılım ve dijital hizmetlerde küresel bir oyuncuya dönüştü. Güneydoğu Asya üretim zincirinin vazgeçilmez parçası haline geldi.

Artık mesele Batı’nın gerilemesi değil; 200 yıllık rekabetsiz ortamın bitmesi.
Bilgi ve üretim tekelinin kırılması, güç mimarisinin de çoğullaşmasına yol açıyor.

2. Finansal Sistem ve Rezerv Para Avantajı Aşınıyor mu?

Dolar hâlâ küresel rezervlerin ve ticaretin omurgası. Ancak son yıllarda alternatif ödeme sistemleri, yerel para birimleriyle ticaret girişimleri ve yaptırımların finansal araç olarak yoğun kullanımı, sistemi siyasallaştırdı.

BRICS genişliyor.
Enerji ticaretinde dolar dışı işlemler artıyor.
Finansal yaptırımlar, kısa vadede güçlü bir kaldıraç; uzun vadede ise sistemden kaçışı teşvik eden bir araç olabilir.

Bu tablo, doların çöküşünü değil; finansal çoğullaşmayı işaret ediyor.

3. Evrensel Değerler Aleyhe mi Çalışıyor?

Batı’nın “evrensel değerler” söylemi uzun süre bu düzene meşruiyet üretti. Demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti; hem içeride düzen sağladı hem dışarıda norm koyucu güç yarattı.

Ancak çifte standart algısı, müdahalecilik tartışmaları ve küresel eşitsizlikler bu söylemin etkisini aşındırdı. Güç ile ilke arasındaki mesafe açıldıkça, normatif üstünlük zedeleniyor.

Son dönemde artan jeopolitik gerilimler, ticaret savaşları ve bölgesel çatışmalar; devletlerin yeniden çıplak güç enstrümanlarına yöneldiğini gösteriyor.

Rusya–Ukrayna savaşı, Çin–Amerika Birleşik Devletleri rekabeti ve Orta Doğu’daki güç mücadeleleri, norm temelli düzen ile güç temelli düzen arasındaki gerilimi görünür kılıyor.

4. Yeni Dengenin Temel Dinamikleri Ne Olacak?

Önümüzdeki dönemi belirleyecek ana eksenler şunlar:

1. Teknoloji Egemenliği
Yapay zekâ, yarı iletkenler, biyo-teknoloji ve enerji depolama alanlarında üstünlük; klasik askeri güç kadar belirleyici olacak.

2. Enerji ve Kritik Madenler
Petrol ve gaz hâlâ önemli; fakat lityum, kobalt ve nadir toprak elementleri yeni jeopolitik kartlar.

3. Tedarik Zinciri Güvenliği
Küreselleşme geri dönmüyor; ama “güvenli küreselleşme” arayışı başlıyor. Yakın coğrafya üretimi ve stratejik sektörlerde millî kapasite öne çıkıyor.

4. Demografi ve İç İstikrar
Yaşlanan toplumlar, göç baskısı ve gelir dağılımı krizleri; büyük güçlerin iç dayanıklılığını test edecek.

5. Orta Güçlerin Rolü
Tek kutuplu düzen sona ererken, orta ölçekli ama jeostratejik önemi yüksek ülkeler yeni denge oyununda kritik aktörlere dönüşüyor.

Sonuç: Çöküş mü, Dönüşüm mü?

Bugün yaşanan, Batı medeniyetinin ani bir çöküşü değil;
tekelcilikten çoğulculuğa geçiştir.

Güç dağılıyor.
Normlar tartışılıyor.
Kurumlar zorlanıyor.

Yeni düzen, muhtemelen ne 19. yüzyılın sömürge imparatorluklarına, ne de 1990’ların tek kutuplu anına benzeyecek. Daha parçalı, daha rekabetçi, daha teknoloji-merkezli ve daha kırılgan bir dünya doğuyor.

Dünya yeni düzenini arıyor.
Soru şu: Bu düzeni kim kuracak değil;
bu düzene kim uyum sağlayacak, kim yön verecek? 
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                          Rubil GÖKDEMİR                                                                                                                                                                                  Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü