İnsanlığın yüzyıllardır süren yazma yolculuğunda, söylenmemiş sözler kaldı mı hâlâ? Kelimeler her gün yenileniyor, duygular tekrar tekrar tanımlanıyor, ancak hâlâ anlatmadığımız, ifade edemediğimiz bir şeyler var gibi. Belki de en büyük sır, hiç söylenmeyen sözlerde gizlidir.
Aforizmalar, insan bilincini şimşek gibi çakan kısa ve vurucu sözlerdir. Hayatın yükünü hafifletirler, bazen de varoluşun en ağır sorularını tek bir cümleye sığdırırlar. Ama ya henüz adını bile koyamadığımız, varlığını bile hissedemediğimiz duygular varsa?
“Hiç yazılmamış bir aforizma, zamanı bekleyen bir yankıdır; duyulmadığı için sessiz, anlaşılmadığı için sonsuzdur.”
Henüz Keşfedilmemiş Duygular
Mutluluk, hüzün, öfke, korku… İnsan bunları adlandırdı. Ama ya zihnimizin derinliklerinde, henüz kelimelerle ifade edemediğimiz bir duygu daha varsa? Ne tam bir boşluk, ne tam bir doluluk… Sanki zamanın içinde asılı kalmış, tanımlanamayan, anlatılamayan… Belki de bugüne kadar kimse bu duyguyu anlatmadı, çünkü kelimeler ona yetmiyor.
“İnsanın en derin duygusu, adı konmamış olanıdır.”
“Bazı hisler, zihnin kıyısına vurur ama sözcüklere ulaşamaz.”
Gelecekte Var Olacak Ama Bugüne Kadar Düşünülmemiş Sistemler
Tarih boyunca birçok yönetim sistemi, sosyal düzen ve toplum biçimi denendi. Ama ya insanlık, henüz deneyimlemediği ve hayal bile edemediği bir sistemin eşiğindeyse? Belki de gelecekte insanlar zamanı bir para birimi gibi kullanacak, belki de duygular ticari bir meta hâline gelecek. Bunlar sadece hayal değil, belki de henüz kelimelere dökülmemiş gerçekliklerdir.
“Gelecek, geçmişin gölgesinde değil; bugünün düşünülmeyen ihtimallerinde saklıdır.”
“Hayal edilememiş bir sistem, hiçbir zaman inşa edilemez.”
Hiç Var Olmamış Ama Eksikliği Hissedilen Kavramlar
Bazen bir şeyin eksik olduğunu hissedersin ama ona bir isim veremezsin. Ya hiç var olmamış ama olsaydı insanlığın kaderini değiştirecek bir düşünce, bir kelime, bir sistem varsa? İnsan, yalnızca var olanı anlayabilir ve yokluğu fark edemediği için en büyük eksiklik, belki de farkına bile varamadığımız şeydir.
“Adı konmayan eksiklik, en büyük boşluktur.”
“İnsan bazen kaybettiğini arar, bazen de hiç sahip olmadığını özler.”
Ölümden Sonraki İlk Saniyeler
Bilinç, ölüm anında ne yaşar? O son birkaç saniyede, gerçekliğin içinde mi kalır, yoksa yeni bir boyuta mı açılır? Belki de ölüm, sadece bir geçiştir. Ama kimse geri dönüp anlatamadığı için bu anın ne olduğunu asla bilemeyiz.
“Ölüm, kapının kapanması değil; içeri girenin bir daha geri dönememesidir.”
“İnsan ölüm anını hatırlamaz; çünkü hatırlayan, artık insan değildir.”
Zamanın İnsan Bilinci Dışındaki Akışı
Biz zamanı takvimlerle, saatlerle ölçeriz. Ama evrenin kendisi için zaman nasıl işler? Bir yıldız, bir taş, bir atom için zamanın bir anlamı var mıdır? Yoksa zaman, sadece insanın algısına hapsolmuş bir kavram mıdır?
“Zamanın var olması için onu hisseden biri mi gerekir?”
“Belki de zaman, yalnızca bizim içinde yaşadığımız bir yanılsamadır; evrenin gözünde her şey aynı anda olur.”
İnsanlık, bildiklerini anlatır ama bilmediklerinin farkına bile varmaz. En büyük keşif, anlatılmayanı bulmak, eksikliği kelimelerle tamamlamak, sessizliği sese dönüştürmektir.
Ve belki de en büyük eksiklik, eksikliğin kendisini bile fark edemememizdir.
Saygıyla
Çetin Ay
CEO
Aycruise.com