Türkiye, gerici- şeriatçı bir kuşatma altında iddiasıyla bir grup gazeteci, sanatçı,yazar ve akademisyen bir -laiklik bildirisi- yayınladı.
-Bildiride Türkiye'nin giderek Talibanlaştığı,
-Siyasal iktidarın ABD ve Trump'ın ipine sarılarak Ortadoğu bataklığına sürüklendiği,
-Laik eğitim, laik hukuk düzeninin adım adım ortadan kaldırıldığı,iddia edildi.
Bu iddiaların doğruluğu yanlışlığı tartışılır. Herkes durduğu yere göre kendince farklı bir kanaate sahip olabilir. Ancak içerisinde olduğumuz şu hassas dönemde daha önemli olan böyle bir bildirinin kime ve neye hizmet edeceğidir.
İmzacıları harekete geçiren esas sebebin Ramazan münasebetiyle ilkokul öğrencilerini oruca teşvik amacıyla, Milli Eğitim Bakanlığının başlattığı uygulama olduğu anlaşılıyor.Çocuklara dağıtılan Ramazan Günlüğü yahut İyilik Defteri ile çocukların Ramazan boyunca yaptıkları etkinliklerin takip edilmesi, sonra da duruma göre teşvik edilmesi hedeflenmiş.
Böyle bir uygulamanın çocuklar üzerinde baskı oluşturacağına,öğretmenlerine yaranmak için yapmadıkları şeyleri yapmış gibi yalana teşvik edeceğine şüphe yok. Doğru olan teşvikin böyle Ramazan Günlüğü veya İyilik Defteri gibi uygulamalarla kayıt altına alınarak değil, anlatım ve örnek olma yoluyla ve gönüllülük esas alınarak teşvik edilmesidir.Baskı nereden gelirse gelsin karşıtını doğurur. Laiklik hareketi de aslında Hıristiyanlığın baskı ve zulmüne karşı bir tepki hareketi olarak doğmuştur.Dini baskı veya kötü temsil din karşıtlığını doğurur.Bu teşvikin okullardan ziyade aile çevresi tarafından yapılması, eğitimde bir zorunluluk veya görev haline getirilmemesi daha etkili olur. Bir görev haline getirilen her şey manevi özünü kaybeder, matematik veya geometri gibi içsel boyutu olmayan bir ders halini alır.Çocuklarımıza iyiyi, güzeli en çokta ahlakı öğretelim ama bunun yolu asla mecbur etme,başarının kriteri haline getirme olmamalıdır.
Laik devlet, dini hayatı baskı altına alan, her türlü dini tezahürü tehdit olarak gören bir devlet şekli değildir. Lakin bu ülkede yıllar yıllar boyu baskıcı bir laiklik anlayışı uygulanmış, her türlü dini kıpırtı suç kategorisinde görülmüştür. Bu aslında laiklik değil, laikliğin laikçiliğe dönüşerek bir ideoloji halini almasıdır.Din ve vicdan hürriyetini teminat altına alan veya onun teminatı olan bir laiklik anlayışı ile bu milletin hiç bir problemi yoktur.Laiklik, ne dinin devleti yönetmesi, ne de devletin dini yönetmesidir.Özgürlükçü laiklik, devletin dini hayatın önündeki engelleri kaldırması ve dini dayatmanın her türüne engel olmasıdır. Şunu da unutmamak gerekir,dinde de zorlama yoktur.(Bakara 256)
İmzacıların iddiasına gelince; bu ülkenin Talibanlaşacağını söylemek, Türk milletini ve bu coğrafyaya hakim olan din anlayışını hiç tanımamak demektir.Kültürleri, tarihleri, sosyolojileri farklı olan toplumların din anlayış ve idrakleri de farklı olacaktır.Türk'ün din idraki farklı olduğu için İslam ülkeleri içinde belli ölçüde bir demokrasiye sahip olan tek ülkedir. Bu konuda Hindistanlı alim- mutasavvıf Dehlevi'nin şu tespiti önemlidir:" Vahyin,şeriatın kabile adetlerine,farklı zaman ve mekanlara göre değişmesi gökten inen yağmura benzer.Gökten arı duru inen yağmur, nasıl ki yeryüzüne indikten sonra indiği bölgenin havasından ve ikliminden etkileniyorsa şeriatlar da aynı şekilde etkilenmektedir." Kuran'ın zamanla ilişkisi konusunda ise Emrah Dindi şunları söylemektedir: Çağın müfessirleri mevcut toplumun beklentisi doğrultusunda metni yorumlamaktadır(İlahi Kelamın Kendine Yabancılaşması) Yani kültür kadar zamanın,toplumsal gerçekliğin de İslam'ı anlamada büyük etkisi vardır. Taliban başka bir tarihin, başka bir kültürün ürünüdür.Bizim din anlayışımızla örtüşen bir tarafı yoktur.Dolayısıyla Talibanlaşma iddiası abartılı ve gerçek dışıdır.Türk'ün sosyolojisinden, kültüründen, tarihi birikiminden Taliban çıkmaz.
Hukuksuzluk ve ABD ve Trump yörüngesine girmenin ise İslam'la bir alakası yoktur.Hukuksuzluk iddiası da,ABD'ye bağımlı siyaset iddiası da doğrudur, lakin bu din veya dindarlıkla ilgili bir sorun değil, ülkeyi yönetenlerin siyasi hırs ve beklentileriyle ilgilidir.İktidarlar, bazen halkta kaybettiklerinde, bazen de uluslararası dengeler yüzünden emperyalistlerle emellerini birleştirir yahut onlara sığınırlar.Bundan şikayet doğru, bunu laiklik mihveri altında yapmak yanlıştır.
Baskıcı laikliğin toplumda hangi aksülamellere neden olduğu,hangi kötü hatıraları harekete geçirdiği biliniyor. Bu bildiri, toplumun kötü hatıralarını canlandırmaktan, bu hatıralar üzerinden toplumu politize etmek isteyenlere malzeme vermekten başka işe yaramamıştır.Bu laikçilik anlayışı sürdükçe iktidarın çalışmasına, koşmasına gerek yok,bu tip bildiriler, " bunlar iktidara gelirse yine dinimize musallat olacaklar" endişesine neden olduğundan samimi, mütedeyyin insanları bildiricilerin o şikayet ettikleri siyasal İslamcıların kucağına itmekten başka işe yaramıyor.Bu milleti kazanmanın yolu ondan korkmak değil ona inanmak, onun kültüründen bir Taliban çıkmayacağını bilmektir.
Şimdi soruyorum: o bildiri neye ve kime yaradı?
