Mustafa Toygar


NİYAZİ YILDIRIM GENÇOSMANOĞLU - I

DESTAN ŞİİRİMİZİN DOKUZ TUĞLU SERDÂRI


Destan burcundan seslenen ne kimseye benzeyen ne de tam anlamıyla taklit edilebilen, nev’i şahsına münhasır bir şâir olarak tanınan, “Çağımızın Dede Korkut’u[1] nâmıyla da anılan; daha bıyıkları terlemeden çok genç yaşta IV. Murat’ın yaptığı Bağdat Seferi’ne gizlice katılan ve bu savaşta büyük kahramanlılar gösterip Bağdat’ın fethinde kaleye Üç Hilâlli sancağımızı dikerken 17 yaşında şehit düşen Genç Osman’ın ahfâdı olan Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu 1929 yılında Elâzığ’ın Ağın İlçesi Tatarağası Mahallesi’nde dünyaya gelmiş ve bundan 25 yıl önce 21 Ağustos 1992 günü İstanbul’da Hakk’a yürümüştür.

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu; Dedem Korkutça “soy soylayıp, boy boylayıp”, “Hüküm” verirken;

Kuşa misal can dediğin,

Suya misal kan dediğin

Bilenir îman dediğin

Ataların yâdı ile…[2]

dediği gibi, ömrü; Türk milletinin tarih sahnesine çıktığı andan îtibâren Oğuz Kağan’dan Kürşad’a, Sultan Alpaslan’dan Fâtih Sultan Mehmet Han’a, Korkut Ata’dan Hoca Ahmet Yesevî’ye, Horasan Erenlerinden günümüz alperenlerine kadar yetiştirdiği “kırk çatal yürekli[3] kahraman atalarımızın yâdıyla geçmiştir. O; Uluğ Türkistan’dan Anadolu’ya, Kafkaslardan Balkanlara uzanan gönül dünyamızı îmar eden ruh hamurkârlarımızı, onların menkîbeleşen mânevî fetihlerini; kâvî bir îman, engin bir tarih şuuru, zengin bir kültür, hudutsuz bir vatan sevgisi ve Türkçenin güzellikleriyle şâhikalaşan edebî gücü, kendine özge üslûbu ve zirveleri mesken tutan şairlik kudretiyle Türk-İslâm tarihinin şanlı destanlarını şiirleştirmiştir.

Destan şiirinin dokuz tuğlu serdârı olan Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu 

Bayrağım, kılıcım, atım,

Dînim, tarihim, sanatım...

Benim ulu kâinatım

Kaleme, kâğıda sığmaz.

 

Her çiçekten bir dal yeter,
Her devirden bir hâl yeter,
Her ufuktan bir al yeter…
Cümlesini desem olmaz.[4]

diyen ve şiir yazmaya 10 yaşında başlayan Niyazi yıldırım Gençosmanoğlu, ilk şiirini 4. sınıfa giderken, 27 Aralık 1939 tarihinde vukû bulan Erzincan Depremi üzerine yazmış ve bu şiir okulunun duvar gazetesine konmuştur. Öğretmenlik yaptığı yıllarda Orkun, Türk Edebiyatı, Devlet, Defne, Yeni Fırat, Aras, Türkeli… gibi birçok dergide de şiirleri çıkmıştır. 

Ben Tanrı Dağı’nda bir Bozkurt’tan doğmuşum.

Işıklarla yıkanmış, erlikle yoğrulmuşum…

Fazîlet güneşiyle koyun koyuna yattım;

Celâdetle şahlandım, gururla at oynattım…

Yaydım medeniyeti, Asya’ dan dört bucağa,

Yıldızlarla seviştim Ay’la kucak kucağa;

Yaşadım asırlarca şerefimle, şanımla…

Devirler kapadım ben; asil, necip kanımla.[5]

mısrâlarıyla kültür kodlarını, düşünce dünyasını ve hayat görüşünü târif eden  Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nu çok yakından tanıyan dostları ve arkadaşları; onun nâzik, kadirşinas, fedâkâr, vefâkâr, cömert, mütevâzı, diğerkâm, güler yüzlü, iyimser, beyefendi, derviş tabiatlı, yerine göre Yunus, gerektiğinde de  Yavuz mizaçlı bir şahsiyete sâhip bulunduğu; “Zarif, ince düşünceli, alan değil veren el olmayı seven, gittiği her yere hediye götüren[6] üstün ahlâklı bir güzel insan, “kâmil bir Müslüman ve soylu bir Oğuz Türk’ü olduğu husûsunda ittifak etmişlerdir. 

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu; ameliyle emeli arasında hiçbir fark olmayan, inandıklarını yazan, yazdıklarını hayâtına âmir kılan, Ötüken’den yola çıkıp Mekke’nin tevhid nûruyla yıkayan, Efendimiz Aleyhisselâtü Vesselâmın rahlesinde gönül hânesini “Gül” kokularıyla buluşturan, Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî’nin mefkûre ufkunu soluklayan, doğudan batıya yürüyerek Sultan Alparslan’la Anadolu’nun kapılarını Türk milletine kapanmamak üzere Malazgirt’te açan, Sultan Fâtih ve askerleriyle Şanlı Peygamberimiz’in (s.a.v.) müjdesine mazhar olan; Yunus Emre’den, Hacı Bayram-ı Velî’den, Âhi Evran’dan, Hacı Bektaş’tan, Ak Şemseddin’den ve bilcümle Horasan Erenlerinin elinden muhabbet bâdesi içen, Ertuğrul Bey’in, Şeyh Edebali’nin, Osman Gazî’nin gönül ikliminden rayihalar saçan, Çanakkale’yi, Millî Mücâdele’yi, Sakarya’yı ve 12 Eylül öncesindeki vatan müdafaasında şehit düşen “Âsım’ın Nesli” kadim ülkücüleri destanlaştıran ve sanki fetih çağlarından günümüze ışınlanan Genç Osman’ın torunu akıncı beylerinden bir alperendir.

O; destan devrinin sona erdiği bir devirde, sözlü geleneğimizi oluşturan aşk hikâyelerini, cenkleri, cönkleri ve menkîbeleri dinlemiş; duyduklarını ve okuduklarını destanlaştırırken gerek muhteva gerekse de bu muhtevayı meydana getiren âhenk, ritm ve armoni ögelerini çok başarılı bir biçimde kullanmış ve şiirlerini yüksek bir sanat metnine dönüştürmüştür.

O;  duygu ve düşüncelerini zengin Türk kültürü, engin tarih şuuru, Tûran ülküsü ve  edebî gücüyle yoğurmuş, kalemini  İslâmî kıssalar ve menkîbelerle beslemiş, şiirlerindeki mehter nağmelerini yansıtan kafiye, vezin, iç mûsiki, tekrarlar ve vurgulamalarla gönülleri fethetmiş, Ahmed Hamdi Tanpınar’ın; Şiirin en yüksek zirvesi diye nitelediği “destan şiiri”nde Türk edebiyatına çok kıymetli eserler kazandırmış ve yazdığı destanların mükemmelliğiyle bu edebî türün en yüksek zirvelerini mesken tutmuştur. 

O; şiir dilinin ihtişâmı ve müstesnâ dizeleriyle  Göktürklerin, Karahanlıların, Selçukluların ve Osmanlıların kahramanlıklarını ve kahramanlarını, tarihî   destanlarını ve Türk kültüründe çok önemli yeri olan Dede Korkut Hikâyelerini şiirleştirmiş; Horasan Erenlerinin, Anadolu Âhilerinin, Rum Abdallarının, Derviş Gâzîlerin, Söğüt Bacılarının, onları mânâ rûhuyla yoğuran gönül mimarlarının, Efendimiz Aleyhisselâtü Vesselâm’ın “ni’mel emir, ni’mel ceyş [7]* tebşirene mazhar olan Fâtih Sultan Mehmet Hân ile askerlerinin ve derviş gâzî olan  dünkü ve bugünkü Alperenlerin hayat verdiği  unutulmaz destanları nazma çekmek için alın, zihin ve gönül teri dökmüş târihî destanlarımızı yeni baştan yorumlayarak kaleme almış ve muhteşem  şiirleri yazarak,  20. Asrın Dede Korkut’u ve en büyük destan şâiri olmuştur.

                                                                                                       Dr. Mehmet GÜNEŞ'in kaleminden

                                                                                        (Devam edecek)


 

[1] Tahir Kutsi Makal, Maya Dergisi, Eylül 1983.

[2] Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Hüküm, Destanlar Burcu, 63; Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2023.

[3] Ozan Ârif, 

[4] Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Geçmişten Geleceğe Güzellemeler, Destanlar Burcu, 40.

[5] Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Alnımın Yazısı, Alperenler Destanı, 123.

[6] Sevinç Çokum, Aylardan Ağustos Günlerden Cuma, Türkiye Gazetesi, 27 Ağustos 1992, 8.

[7] *Güzel Komutan, güzel askerHadîs-i Şerif:Kostantiniyye (İstanbu) mutlaka feth olunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker, ne güzel askerdir.”  Ahmed bin Hanbel, Müsned, IV, 335; Buhârî, et-Tarihu'l-Kebîr, I (İkinci Kısım), 81; et-Târihu's-Sagîr, I, 341; Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, II, 24; Hâkim, Müstedrek, IV, 422; Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, VI, 219.