İrfan Sönmez


OKUYUCU SORULARI:UMUT HAKKI

Bahçeli'nin çağrısıyla başlayan yeni süreçte en çok merak edilen konuların başında -Umut Hakkı- geliyor.


Bahçeli'nin çağrısıyla başlayan yeni süreçte en çok merak edilen konuların başında -Umut Hakkı- geliyor.

Bu yazıda  bu konu ile ilgili okuyucularımızdan gelen  sorulara cevap vermeye çalışacağım.

-Umut Hakkı nedir? Ne zaman  ve hangi ulusal veya uluslararası kararla ortaya çıkmıştır?

Konu ilk defa ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış Vinter isimli bir mahkumun Birleşik Krallığı(İngiltere) AİHM'e şikayet etmesi üzerine gündeme gelmiş, AİHM 2013 yılında Vinter vd. ve Birleşik Krallık davasında verdiği kararla; 'indirilemez' ömür boyu mahkumiyet kararlarını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesine aykırı bulmuş,ömür boyu hapis cezasına çarptırılanlara da bir gün tahliye olma  umudunun tanınması gerektiğine karar vermiştir. Daha sonra benzer konularda verilen kararlarla Vinter  vd ve Birleşik Krallık kararı bir referans karar halini almıştır.

-Bu karar hangi felsefi argümanlara dayanmaktadır?

Karar aslında İnsan Haklarındaki gelişmelerin hukuka yansımasıdır.Ömür boyu mahkumiyetin ölüm cezasının uzatılmış, zamana yayılmış bir şekli olması, bu tür cezalarda hedefin ıslah yerine imha özelliği taşıması, en ağır suçlarda bile insanlara bir defa daha fırsat verilmesi düşüncesini ortaya çıkarmıştır. Zira suçlu insandır, kararın temel dayanağı her insanın düzeltilebilir,topluma kazandırılabilir olabileceğidir. Suçluya umut hakkı tanımamak onun düzelebilir yahut düzeltilebilir olduğuna inanmamaktır. Müebbet hapiste cezanın kişiselleştirilmesi imkanı yoktur, ıslah olan da olmayan da ölene kadar tutuklu kalmaktadır. Çıkış noktası kısaca budur!

-AİHM'in verdiği her karar bağlayıcı mıdır?

-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesindeki hakları esas alarak yargılama yapmaktadır. Dünyadaki tek insan hakları mahkemesidir. Sözleşmede imzası olan, AİHM'in yetkisini tanıyan ülkeler açısından verdiği kararlar Sözleşmenin 46. maddesine göre bağlayıcıdır.Vinter vd ve Birleşik Krallık kararı,Büyük Daire kararıdır. Türkiye hem Sözleşme'ye taraftır, hem de AİHM'in yargılama yetkisini tanımıştır.Dolayısıyla bu kararlara uymak durumundadır.Avrupa Konseyine üye devletlerce bu kararlara uyma oranı yüzde 79, Türkiye'de ise daha düşüktür.Türkiye de konsey üyesi ülkelerden biridir ve AİHM aslında Avrupa Konseyinin bir organıdır.

-CB'nin,Meclisin af yetkisi var, buna rağmen Umut Hakkının mevzuata taşınmasına ihtiyaç var mıdır? Af aynı görevi görmüyor mu?

Gerek CB'nin af yetkisi,gerek meclisin böyle bir yetkiye sahip olması aynı sonucu doğurmamaktadır. AİHM' de aldığı kararlarda böyle bir yetkinin varlığına değil, mevzuatta sınırları kesin olarak belirlenmiş hükümler olup olmadığına bakmaktadır.Nitekim AİHM; Petukhov v. Ukrayna kararında, müebbet hapis cezasının indirilmesinin tek yolu olan Devlet Başkan’ın af yetkisinin, kötüye kullanıma karşı yeterli usuli güvenceleri taşımaması ve müebbet hapis cezası hükümlülerinin içinde bulundukları şartların ıslah olmaya yönelik bir olanak tanımaması nedenleriyle ihlal kararı vermiştir.

-AİHM'in Vinter vd ve Birleşik Krallık kararı, terör suçlularını da kapsıyor mu? Vinter ve diğer başvurucuların suçları neydi?

-Vinter,1996'da iş arkadaşını öldürmekten hüküm giymiş,şartlı tahliyeden yararlanıp çıktıktan sonra da eşini öldürmüştür.Diğerleri ise Bay Bamber; anne ve babasını, üvey kız kardeşini ve onun 2 çocuğunu öldürmekten suçlu bulunmuştur. Bay Moore ise; mağdurları eşcinsel erkekler olan 4 kişiyi cinsel tatmin amacıyla öldürdüğü gerekçesiyle mahkûm olmuştur.AİHM, bu konuda suç veya suçlu ayırımı yapmamaktadır, her suçluya,terör suçları dahil bu hakkın tanınması gerektiği kanaatindedir.

-Bir müebbet hükümlüsü bu karara göre ne kadar yatacak, ne kadar süre sonunda umut hakkına hak kazanacaktır?

-AİHM'in bu konuda da kararları vardır. AİHM’in Bodein v. Fransa kararında; müebbet hapis cezası hükümlüsünün salıverilme incelemesine dair süre koşulunu tartışmıştır. AİHM, ilk tutukluluktan itibaren 30 yıl,mahkumiyet kararından itibaren 26 yıl sonra ilk incelemeye dair düzenlemeyi AİHS m. 3 hükmüne uygun bulmuş ama mahkumiyetten  40 yıl sonra ilk incelemenin yapılmasını ise ihlal olarak değerlendirmiştir.(Erdi Yetkin,"Vinter vd.Ve Birleşik Krallık Davasından Günümüze İndirilemez Müebbet hapis Cezası ve Umut Hakkı" İzmir Barosu Dergisi Eylül ) Bu sürenin ne kadar olacağı Roma Statüsü  110/3 maddesi ile 25 yıl olarak belirlenmiştir, teamül de bu yöndedir.

 

-Bu süre hapiste geçirildikten sonra Umut Hakkından kaynaklı tahliye otomatik olarak devreye girer mi? Yani her 25-26 yıl yatan serbest mi kalacak?

Böyle garantili bir tahliye imkanı yok, bir hakkın doğması mutlaka tahliye olunacağı anlamına gelmiyor. AİHM de kararlarında bunu açıkça belirtiyor.Sadece böyle bir ihtimal doğmaktadır.Bu ihtimalin gerçekleşmesi, mahkumun içeride gösterdiği tavra,toplum için bir tehdit oluşturup oluşturmadığına  bağlıdır. Hükümlünün ıslah olup olmadığı,  suç işleme eğilimi, tutuklulukta geçirdiği süre içinde tutum ve davranışları, tahliyesinin kamu güvenliğini tehdit edip etmediği gibi hususlar belirleyici olacaktır.Bilhassa örgütsel suçlarda, örgütle münasebetin sürüp sürmediği, bu ilişkinin mahiyeti dikkate alınacaktır.

-Şartlı tahliye Umut Hakkı'nın yerini tutmaz mı? Yeni bir düzenlemeye  gerek var mı?

İnfaz yasamızda zaten şartlı tahliye var. Ancak uygulamada şartlı tahliyeye hak kazananların kişisel durumuna bakılmamakta,suç işleme eğilimi devam edenlerle, toplum için tehdit olmaktan çıkanlar aynı uygulamaya tabi olmaktadırlar.Bu da yeni suç ve sorunlara neden olmaktadır. Otomatik olarak kazanılan bir hak, mahkumun durumunu dikkate almadan sonuç doğurduğu için umut hakkı ile aynı kategoride değerlendirilmesi mümkün değildir. Kanaatimce,şartlı tahliyenin, cezanın belirli bir süresinin infazından sonra otomatik bir şekilde gerçekleşmesi son derece yanlıştır. Bunun zararları geçtiğimiz günlerde yapılan düzenlemeden sonra işlenen cinayetlerle ortaya çıkmıştır. Doğru olan,   bu uygulamanın gerekli asgari ceza süresi dolduktan ve hükümlünün kamu güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağı tespit edildikten sonra tatbik edilmesidir.Kaldı ki, İnfaz Kanunumuzda şartlı salıvermenin mümkün olmadığı durumlar da (m.107 gibi) vardır.

-Diyelim ki, 25 yıl yatan bir mahkum ilk değerlendirme veya görüşmede serbest bırakılmadı, süreç nasıl işleyecek?

İlk değerlendirmede  tahliye söz konusu olmadığı takdirde belli periyotlar ve sürelerle bu değerlendirmeler sürecektir. Daha önce ifade edildiği gibi Roma Statüsüne göre  3 yılda bir değerlendirme yapılması kabul edilmiştir. Hükümetler bu süreleri kısaltabilirler. 2023'te yazdığım "Kayıp Barış" isimli kitabımda bu konuyu gündeme getirerek uyarılarda bulunmuş, bu konunun 2025'ten itibaren gündeme geleceğini ,Türkiye'nin iç ve dış baskılara maruz kalabileceğini belirtmiştim.

-ÖHD,TİHV,TOHAV,İHD gibi dernek ve kuruluşların umut hakkına dair görüşleri ne anlama gelmektedir?

Umut hakkının öznesi bugün Öcalan'dır.Çağrılar daha insani bir ceza ve infaz hukukundan ziyade belli kişilerin mahkumiyetlerini sonlandırma maksadına matuftur.Konunun Öcalan bağlamında tartışılması böyle bir yasal düzenleme gerekli olsa bile endişe ile karşılanmakta, toplumsal dirençlere neden olmaktadır. AİHM'in Vinter vd. ve Birleşik Krallık kararı 13 yıl önce çıkmıştır. O tarihten bugüne kadar suskun kalan çevrelerin Öcalan 25'yılı doldurduktan sonra bir orkestra halinde konuşmaya başlamaları asıl amacın umuma şamil bir düzenleme istemekten çok, Öcalan'ın tahliyesini sağlamaya yönelik  olduğunu göstermektedir.

-Böyle kişiye özel bir düzenleme hukuk mantığı ile bağdaşır mı, bu diğer mahkumlar için de bir af düzenlemesini gündeme getirmez mi?

Getirir, getirmelidir.Ne yazık ki, bu ülkede kişiye özel düzenleme bir siyaset tarzıdır ve  bu ne ilktir ne de son olacaktır. Bu tür yasalar toplumda cezasızlık duygusu oluşturmakta, devlete,yargıya olan güveni zedelemektedir.Yasalar geneldir,toplumun yararını esas alır,almalıdır.Partizan bir bürokratı rektör yapmak için akşam yasayı değiştirip, atamadan sonra tekrar eski hale getirmek bize mahsus bir keyfilik ve hukuku siyasete uydurma örneğidir.

-Umut hakkı mevzuata girerse Öcalan bu haktan yararlanıp tahliye edilir mi?

Yasalar geneldir, teoride herkes gibi Öcalan da şartları uyarsa umut hakkından yararlanır. Yasalar kimseye 'sen hariç' demez.Bilindiği gibi, Öcalan; 765 sayılı TCK’nın 125. maddesinde düzenlenen Devletin Birliğini ve Ülkenin Bütünlüğünü Bozma suçundan önce ölüm cezasına mahkûm olmuştur. Bilahare ölüm cezasının  kaldırılmasıyla birlikte;  3.8.2002 tarihli ve 4771 sayılı Kanun ile ölüm cezası, müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmüş, akabinde 14.07.2004 tarihli ve 5218 sayılı Kanun’un geçici 11. maddesi ile cezası ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına çevrilmiştir. İdamı askıya alındığında "Örgütün eylemlerine devam etmesi halinde- idamın askıdan indirilip uygulanacağı ifade edilmişti. İdam cezası kalkınca, askıda bekletmenin bir anlamı da kalmadı. Yukarıda genişçe açıkladığımız üzere, umut hakkı içtihadı mahkûmunun 25 yılı doldurduktan veya sonrasında  bir gün muhakkak bırakılması anlamına gelmiyor. Cezalandırmada amaçlanan hedef yerine getirildiği ve salıverilmenin kamu güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağı tespit edildikten sonra ancak böyle bir ihtimal söz konusu olacaktır. AİHM de, ihlal  kararlarında, ihlal bulgusunun, başvurucuya derhal serbest kalma umudu tanıdığı şeklinde değerlendirilemeyeceğini vurgulamaktadır. Bu durumda yapılması gereken mahkumun tutuklu kaldığı süre içinde geçirdiği dönüşüm ve  serbest bırakma halinde toplum için tehdit oluşturup oluşturmayacağıdır. Soru şudur; Öcalan değişti mi değişmedi mi, bu haliyle kamu düzeni için bir tehdit oluşturuyor mu, oluşturmuyor m? Bu sorulara müspet cevap verebilecek bir heyet çıkarsa Öcalan'da umut hakkından yararlanır. Çıkmazsa durumu 3 yıl sonra bir defa daha değerlendirilir.Bu konuda yapılacak düzenlemenin içeriği önemlidir.Toplum için tehdit olmamanın kriterleri yoruma ve istismara mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmelidir. Şunu unutmamak lazım; Öcalan hala PKK'nın  başıdır. Hala Örgüt'ün yönlendiricisidir. İçeri girdikten sonra Örgüt'ü avukatları üzerinden yönetmiştir. Başı olduğu Örgüt 2003'te ateşkesi sonlandırarak tekrar eylemlere başlamış, onlarca, yüzlerce kanlı eylem yapmıştır.Öcalan, HDP/DEMP görüşmelerinde, devlete yönelik sayısız tehdit ve şantaj ifadesi vardır. Örgütle birlikte Türk siyasetini de terör tehdidi ile yönetmeye kalkmıştır.Onun düşüncelerinden daha doğrusu terör yönteminden vazgeçtiğine dair açık bir ifadesi yok, böyle bir ifadenin varlığını onun adına konuşanlar söylemektedir.Öcalan, cezaevinde de suç işlemeye,Örgüt içindeki ihtilaflarda karşıtlarının infazı için azmettiricilik yapmaya devam etmiştir.Bugün hedef değiştirmediğini sadece mücadele yöntemini değiştirdiğini söylemektedir.Bu toplum için iyi bir şeydir diyen bir değerlendirme heyeti çıkarsa Öcalan umut hakkından yararlanır, aksi takdirde yararlanamaz.

-Buna kim veya kimler karar verecek?

AİHM buna mahkemenin karar vermesini uygun bulmuştur. Yani Onu yargılayan mahkeme Onunla ilgili raporları, bilgileri toplayarak olumlu veya olumsuz bir karar verebilir. Ancak bunu illa mahkemenin değerlendirmesi diye bir zorunluluk yoktur, çıkarılacak yasayla başka bir yöntem belirlenebilir.Verilecek kararın az tartışılır olması için doğru olan bunu yargı kurumlarının uhdesine vermektir. Yargıyı ilgilendiren bir karar yine yargı tarafından verilmelidir. Şunu da unutmamak gerekir,bu tip kararlar ne kadar yargı ve hukukla ilgili olursa olsun siyasi kararlardır.Türk toplumu binlerce evladını teröre kurban vermiştir. Bunun bir numaralı sorumlusu bu kişidir. Verilecek karar hem cezasızlık algısı oluşturmamalı, hem de maşeri vicdanı kanatmamalıdır. Tarihin en büyük suçlusunu bırakmak, neyin suç olduğunu da tartışmaya açacaktır. O bırakılırsa içeride mahkum bırakmanın bir anlamı kalır mı?

-Öcalan örgütle irtibatından dolayı dava açılamaz mıydı,avukatlarına açıldığı gibi?

Açılabilirdi, açmadılar. Açsalardı içeride uslu durmamış biri için bugün kimse umut hakkından bahsedemezdi. Belki de bunun için açmadılar, zamanı gelince umut hakkından yararlanmasına bir engel çıkmasın diye. Aslında umut hakkın ortaya çıkışı da biraz içeride suç işlemekle ilgili bir sürecin sonucudur. Vinter hapishanede yeni bir suç işlemiş, yargılanırken zaten müebbet hapis cezası ile hükümlü olduğunu, yeni bir ceza almasının durumuna bir etkisi olmayacağını söylemiş oradan AİHM'in bu kararına gelinmiştir. Bildiğim kadarıyla,Öcalan'la ilgili içerideyken açılmış başka bir dava yok, ama Öcalan'ın aldığı disiplin cezaları, görüş yasakları var. Siyasete güdümlenmemiş hiç bir mahkeme bu disiplin cezaları ortada dururken kolay kolay tahliye kararı veremez.

-Aslında Cumhurbaşkanı'nın af yetkisi var, bu yetkiyi kullanmamasının,   maşeri vicdanın tepkisiyle bir ilişkisi olabilir mi?

Yüzde yüz ilgisi var,toplumun tepkisinden korktukları için insiyatif almak yerine sorumluluğu dağıtıyorlar.Yarın vatandaşa, " ben veya biz çıkarmadık, hep beraber çıkardık" diyebilmek için af yerine bu yol ve yöntemi tercih ediyorlar. Hepsi aynı vebali paylaşınca vatandaş hepsi aynı (İYİ Parti, ZP,AP ve BBP hariç) nereye gideyim, en iyisi partimde kalayım diyecek. Bir de bir politika ne kadar çok parti tarafından paylaşılırsa oluşacak tepkiler o kadar azalır. Çünkü vatandaşın çoğunun kıblesinde hak ve hakikat değil parti ve klanının menfaatleri var.