Göktan Ay


Prof. Dr. Zekeriya Yerlikaya; Doç.lik yönetmeliği hem niteliği artırıcı hem bazı zorlaştırıcı ve tartışmalı düzenlemeler içermektedir.

ÜAK Mart 2024’de uygulamaya geçmek üzere Doçentlik başvuru şartlarında değişikliğe gitti. Ancak çok yoğun eleştiri aldı ve Türk-Eğitim-Sen konuyu yargıya taşımaya karar verdi.


ÜAK Mart 2024’de uygulamaya geçmek üzere Doçentlik başvuru şartlarında değişikliğe gitti. Ancak çok yoğun eleştiri aldı ve Türk-Eğitim-Sen konuyu yargıya taşımaya karar verdi.  ÜAK yetkililerine yardımcı olmak amacıyla değerli hocalarımızdan görüşlerini rica ettik.

Prof. Dr. Zekeriya Yerlikaya / Kastamonu Üniversitesi 

Üniversitelerarası Kurulun aldığı karar gereği, Doçentlik Yönetmeliği'nin ilgili maddesi gereğince Doçentlik Başvuru Şartlarındaki değiştirilmiş ve bu değişikliklerin 2024 Mart döneminde uygulanacağı belirtilmiştir.

ÜAK ve YÖK'ün aldığı karardan sonra, doçentlik başvuru şartları ile ilgili değişiklikler olumlu ve olumsuz yönleriyle kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılmaktadır.

Her bir alan için geniş kapsamlı değerlendirmeler her alanın uzmanları tarafından ayrıca yapılacaktır.

Bir Fen Bilimci olarak ağırlıklı olarak alanımla ilgili bazı değerlendirmeler yapmaya gayret edeceğim.

Genel olarak, bu değişiklikler niteliği artırmaya yönelik bazı düzenleneler içermekte, fakat tartışmaya açık bazı zorlaştırıcı düzenlemeler de içermektedir.

Özellikle toplumsal faydaya yönelik bilimsel çalışmaların hakettikleri değeri alması ülkemizin son yıllarda bilim ve teknoloji alanında kaydettiği bazı gelen şmelere ivme kazandırması ve Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu 'Türkiye Yüzyılı' hedeflerine ulaşmamız için çok önemlidir.

Bu hedeflere ulaşmada Yükseköğretim kurumlarımız lokomotif görevi icra etmeleri için akademinin etkili, verimli ve sürdürülebilir çalışmalar yapmaları için var olan bazı sorunların çözümü ve bu tür düzenlemelerin tüm paydaşların katkısıyla, çağın gereklerine uygun bir şekilde düzenlenip hayata geçirilmesi çok önemli bir husustur.

Bu düzenleme ile ilgili bazı tespit ve önerilerim

Bu düzenlemede, toplumsal faydaya ve kurumlararası işbirliğine dayalı proje calışmalarının, patent vb çalışmaların hak ettikleri puan değerinin verilmediğini düşünüyorum.

Son düzenlemede, Matematik ve Fen Bilimleri alanlarında,  uluslararası patenler için uygun görülen puan değeri Q2 kategorisindeki bir yayın kadardır. Özellikle fen, mühendislik ve sağlık bilimleri alanında ticarileşme potansiyeli olan ve ekonomik açıdan bir değere dönüştürme potansiyeli olan veya ekonomik bir değere dönüştürülen patenler Q1 kategorisinden tanımlanan SCI/SSCI bir makaleden daha fazla bir puanla değerlendirilebilir.

Patent çalışmaları da makalelerde olduğu gibi Q (Quartile) benzeri ve kalite/verimlilik ekseni çerçevesinde bir sınıflandırmaya ve değerlendirmeye tabi tutulabilir.

Bu husususta şöyle bir sınıflandırma önerilebilir:

1-Bilimsel ve/veya teknik bir soruna çözüm üretmiş, ticarilestirilerek ekonomik bir değere dönüştürülmüş uluslararası patentler ( Q/P1).

2-Bilimsel ve/veya teknik bir soruna çözüm üretmiş olan uluslararası patentler (Q/P2)

3- Bilimsel ve/veya teknik bir soruna çözüm üretmiş, ticarileştirilerek ekonomik bir değere dönüştürülmüş ulusal patentler ( Q/P3).

4- Bilimsel ve/veya teknik bir soruna çözüm üretmiş ulusal patentler (Q/P4).

Kanaatime göre incelemesiz patentler de uygun bir puan değeriyle puanlandırma sistemine dahil edilmelidir.

Toplumsal faydaya yönelik dikkate alınması gereken bir diğer husus da teknokent, kuluçka merkezleri vb teknoloji geliştirme merkezlerinde Ar-Ge ve üretim firması kuran girişimci bilim insanlarımızın bu faaliyetlerinin de doçentlik başvurularında ve üniversitelerimizdeki atama kriterlerinde dikkate alınması hususudur. Bu tür bir uygulama, bu çalışmaları yapan girişimci bilim insanlarımızın motivasyonlarına da yükseltecektir 

Bu düzenlemelerin yürürlüğe geçeceği zamanın Mart 2024 olması da eski şartlara göre calışmalarını yürüten araştırmacılarda büyük hayal kırıklığı oluşturmuştur. Yürürlüğe geçiş tarihi de erken ve yanlış olmuştur.

Bazı alanlarda ilk kez uluslararası, SSCI veya SCI-Expanded dergilerde yayın şartı getirilmiştir ve bunun doğru olduğunu düşüyorum. Fakat, Bu tür yayınların kabul süreçleri bile ortalamada bir yıllık bir sürede sonuçlanmaktadır. Dolayısıyla birçok aday hazırlıksız yakalanmıştır. Bu nedenle bu tür düzenlemelerin yürürlüğe geçiş tarihlerinin adayları mağdur etmeyecek şekilde  düzenlemesi gerekir.

Bu kararla ilgili, sosyal medyadaki Twitter hesabından bir paylaşım yapan Medipol Üniversitesi Ögretim üyesi Prof. Dr. Recep Öztürk çok önemli ve belki de birçok kimsenin düşünemediği bir hususu dile getirmiştir. Hocamızın ifadesi aynen şu sekildedir:

"Akademik yaşamına yurt dışında başlayan ve uzun süre orada çalışıp tersine beyin göçüyle ülkemiz bilim kurumlarına kazandırılan akademisyenlere ulusal yayını zorunlu tutmak ne kadar isabetli???  Bu kararın gözden geçirilmesi uygun olur."

(Kaynak: https://twitter.com/DrRecepOzturk/status/1689675162243801102?t=mZZ2UttiMbH115MMRbnXNQ&s=19)

Recep hocamızın bu tespiti bile bu çalışmadaki kararların yeterince istişare edilmediğini göstermektedir.

Eğer, ulusal yayınların zorunlu hale getirilmesinin amacı ulusal dergilerimizi güçlendirmek ise bu dergilerimize bazı maddi tesvikler verilebilir, dergi editör ve yayın kuruluna uluslararası düzeyde ve SSCI/SCI tarafından taranan nitelikli dergilerimizin yöneticileri tarafından eğitim ve teknik destek verilebilir.

Bu tür kararların tüm paydaşlarla yeterince istişare edilmeden uygulamaya geçirilecek olması büyük bir hata olacaktır. Bu süreçleri yaşayacak olan akademisyenlerde büyük bir moral çöküntüsüne ve motivasyonlarında da bir düşüşe yol açacaktır.

Bu tür önemli ve stratejik kararların geniş katılımlı bir istişare ile alınması kültür ve medeniyetimizde çok önemsenen bir husustur.

Peygamber efendimiz de bir hadisinde "... istişâre eden pişmân olmaz ..." demiştir. ((Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, II, 280) 

İnşallah bu karar için de bir pişmanlık yaşanmaz...

Sonuç olarak...

Bu eksiklikleri görünce söz yine başa dönüyor.

Yükseköğretim kurumlarımız ile ilgili yazdığım yazılarda ve Twitter hesabımda, alınan her kararla ilgili tüm paydaşların görüşüne başvurulmasnın öneminden sık sık bahsediyorum.

Yükseköğretim sistemimizin, acilen yeniden yapılandırması için gerekli siyasi ve hukuki çalışmalar başlatılmalı, darbe ürünü olan bu sistem çağın gereklerine uygun bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Daha nitelikli kararlar için, YÖK ve ÜAK, bir karar almadan önce bu düzenlemeleri bir taslak metin olarak paydaşlarla ve kamuoyuyla istişare amacıyla paylaşmalı, geri dönüşlere göre, bu taslak metinler geliştirilerek son şekli verilmelidir. 

Geniş kapsamlı bir katılımla alınacak bu tür kararların güçlü ve zayıf yönlerinin bağımsız uzmanlar tarafından ayrıca bir değerlendirmeye  ve düzenlemeye tabi tutulması bu kararların niteliğini daha da artıracaktır.

Önümüzdeki günlerde, muhtemelen bazı sendikalar bu kararın iptali için dava açacaktır.

Kanaatime göre bu tür girişimlere gerek yoktur.

Olması gereken: ÜAK ve YÖK bu kararı geri çekmelidir. Devamında, bu metin, taslak bir metin olarak tüm paydaşların görüşüne sunulmalıdır. Gelen görüşler doğrultusunda kararlara son şekli verilmelidir. Bu yol izlenirse daha nitelikli bir çalışmanın ortaya çıkması mümkün olacaktır.

Teşekkür: Katkılarında dolayı Medipol Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Recep ÖZTÜRK hocamıza teşekkür ederim.