Haşim Akten


RAMAZAN: AÇLIK MI, AHLAK MI?

Oruç, fakirin hâlini anlamayı öğretir deriz. Peki imkânı olduğu hâlde fakire yardım etmeyen birinin orucu bozulur mu?


Sahih-i Buhari’de geçen şu hadis, Ramazan’ı anlamak için yeterlidir:

“Kim yalan söylemeyi, yalanla iş görmeyi ve cehâleti terk etmezse, Allah’ın onun yemesini ve içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur.”

Bu hadis, orucun merkezine açlığı değil, ahlâkı yerleştirir.

Neredeyse altmış yıldır oruç tutan biriyim. Otuz beş yıl boyunca İslam’ı anlatmaya çalıştım. Radyo yayınlarımda kaynakları taradım, aktardım, tartıştım. Fakat her Ramazan aynı manzaraya şahit oldum:

“Sakız orucu bozar mı?”

“Yanlışlıkla su içersem ne olur?”

“İğne yaptırırsam oruç gider mi?”

Toplumun zihni bu sorularla meşguldü. Dini kurumlar da bu sorulara cevap verdi. İlmihal kitaplarında orucu bozan ve bozmayan şeyler uzun uzun anlatıldı.

Fakat kimse şu soruyu sormadı:

“Yalan söylersem orucum bozulur mu?”

“Gıybet edersem?”

“İftira atarsam?”

“Faiz yersem?”

“Bir insanı bilinçli şekilde aldatırsam?”

Bir yudum su içmekten korkan Müslüman, yalan söylediğinde orucunun zarar görüp görmeyeceğini hiç düşünmedi.

İlmihal kitaplarında yalanın “orucu bozup bozmadığına” dair bir başlık yoktur. Bu teknik bir eksiklik değildir; zihinsel bir tercihtir. Çünkü biz orucu mideyle sınırladık, ahlâkla değil.

Oysa Kur'an-ı Kerim’de, Ankebut Suresi 68. ayette şöyle buyrulur:

“Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerden veya kendisine hak geldiği zaman onu yalan sayandan daha zalim kimdir?”

Kur’an’ın merkezine yerleştirdiği mesele yalandır. Bizim merkezimize yerleştirdiğimiz mesele ise açlıktır.

 

ORUCU NE BOZAR?

Oruç, fakirin hâlini anlamayı öğretir deriz. Peki imkânı olduğu hâlde fakire yardım etmeyen birinin orucu bozulur mu?

Bu soru ilmihallerde yoktur.

Ramazan boyunca zengin iftar sofralarında boy gösteren, kameralar karşısında siyaset yapan, canlı yayınlarda apaçık yalan söyleyen insanlar alkışlanır. Kimse onların orucunun akıbetini sormaz.

Çünkü biz orucu toplumsal bir vicdan muhasebesi olmaktan çıkardık; bireysel bir açlık egzersizine indirdik.

Oysa hadis açıktır: Yalanı terk etmeyen için açlığın bir anlamı yoktur.

 

GÖSTERİŞE DÖNÜŞEN RAMAZAN

Teravihler, iftar organizasyonları, davetler, ekran programları…

Ramazan adeta bir sahneye dönüşüyor. Fakat sahnede ahlâk yoksa, oruç sadece gösteriş olur.

Dindarlık; aç kalma süresiyle değil, doğruluk seviyesiyle ölçülmelidir.

Eğer bir toplum Ramazan’da bile yalanı terk etmiyorsa, oruç onu dönüştürmüyor demektir.

Dönüştürmeyen ibadet ise amacından kopmuş bir ritüele dönüşür.

 

ASIL SORU

Asıl soru şudur:

Biz Allah için mi aç kalıyoruz, yoksa toplum önünde dindar görünmek için mi?

Ramazan mideyi değil, dili ve vicdanı terbiye etmelidir. Yalanın sıradanlaştığı bir toplumda, açlık bir takva göstergesi değildir.

Yalansız bir Ramazan…

Gösterişsiz bir ibadet…

Ahlâk merkezli bir dindarlık…

Belki de yeniden başlamamız gereken yer burasıdır.