Göktan Ay


Sn. Cumhurbaşkanımızın belirttiği; “Akademide Değişim ve Dönüşüm İçin Şart Ne?”

Tüm yazılarımızda üniversitelerin toplumun öncü ve itici güç olması gerektiğini, bazı rektörlerin yanlış/yanlı/kabul edilemez uygulamalarının etik olmadığını ve rahatsızlık verdiğini yazıyoruz.


Sn. Cumhurbaşkanımızca üniversiteleri ileriye götürmek, uluslararası sıralamalarda ilk 500’e/100’e sokmak için atadığı kişilerin “Ben tek yetkiliyim”, “Ben ne dersem o olur” vb. söylemleri, akademisyenlere gereksiz soruşturmalar açarak huzursuz etmeleri kabul edilemiyor.

Bu gibi bulunduğu il ile özdeşleşmeyen, sevilmeyen, bağlantı kuramayan rektörlerin çok acil şekilde görevden alınmasında her zaman yarar görüyoruz.

Ancak, atamaların YÖK’ün devreden çıkarılarak, artık doğrudan Sn. Cumhurbaşkanımızca atanması ile YÖK Başkan ve yönetiminin acil konularda karar alamaması sorunları daha da büyütüyor.

Bir ilimizde (Batıda) son aylarda daha birinci dönemi devam eden rektör hakkında yerel basında her gün haberler çıkıyor. Bir ilimizde (Doğuda)rektörün yaptığı mobbingler, akraba kadrolaşmaları, yerel basına sızıyor. 

Ve, 2026 Türkiye’sine yakışmıyor.

Sn. Cumhurbaşkanımız (13.01.2026): “Üniversiteleri ideolojilerinin arka bahçesi görenler, üniversitelerde keyiflerince işlettikleri bir derebeylik kuranlar, imtiyazlarını kaybetmek istemiyor. Türkiye’nin normalleşmesi, sanatın çeşitlenmesi, bu kesimlerin işine gelmiyor. Üniversiteleri ideolojilerin harp meydanında mevzi olarak gören sözde özgürlükçü, özde baskıcı zihniyete rağmen hedeflerimize yürüyoruz.” dedi de, aylardır yazılıyor, çiziliyor! 2006-16 arası Yabancı Dil (ÜDS/YDS/TOEFL/İELTS) soru cevapları verilerek Doç./Prof. olanlara hala operasyon yapılmadı. Üniversite hırsız Doç./Prof. olan liyakatsiz, kitapsız vb. akademisyenlerle dolu. 

Sn. Cumhurbaşkanımızın: “Dünya hızla değişirken yıldızı parlayan bir Türkiye’de üniversiteler de kendini yenilemeli. Değişimden ve dönüşümden asla korkmamalıyız” söylemine imzamızı atıyoruz.

 

Bir çok yazarın atanan rektörler için kullandığı “kayyum rektör” sözüne katılmıyoruz. Çünkü, sonuçta TBMM’e kabul edilen kanuna göre yapılan işlemler. Yani alışılmadık değil…

Burada önemli olan; 2547 say.kan. bilgisine sahip, üniversiteyi/çevreyi  bilen, liyakatli, ehliyetli, akademik çalışmaları yüksek, üniversitenin geleneklerini ve YÖK yönetmeliğini hiçe saymayan,  saygı duyulan bir akademisyenin rektör olmasıdır.

Rektörün de Dekan ve Müdür atamalarında o birimlerin görüşünü alarak YÖK’e isim önermeleri en doğru yoldur. Rektörlerin ve Yard.’nın geçici süre de olsa Dekan V. yapması asla doğru olmayıp, o birimlerdeki akademisyenlere hakarettir. 

Rektörlerin, başka üniversiteden Dekan/Yard., Müdür/Yard., Böl.Başkanı vb. atama yapması da kabul edilemez.

Rektör yanlış atanınca, aşağıya doğru Dekan ve Yard., Müdür ve Yard. şeklinde sıradanlaşıyor.

Ama, YÖK Kalite Kurulu yoğun çalışıyor. 

Ne için: Akademide kaliteyi yükseltmek için… 

E, nasıl olacak?

2026 yılında hala ilk 5’de aynı üniversitelerin olmasını çok iyi analiz etmek gerek. Her rektörün havasından geçilmiyor. Kapılar açılıyor, peşinde pervane olunuyor ama bunlar akademisyen için geçici görevler. Tıpkı MV ve Bakanlık gibi. 

Rektör ve kadrosu yanlış atanınca ya da yanlış uygulamalar yapınca, etik çalışan akademisyenler, yönetimin baskıcı ve akademik yükselmelerini engelleyici tutumu nedeniyle ya emekli oluyor ve vakıf üniversitelerine geçiyor.  Gerçi diyeceksiniz ki orada sorun yok mu? Elbette var! Mesela İstanbul’da ki bir Vakıf Ün.’de derse başlayan –dini görevlerini yerine getiren-  bir arkadaşıma, bir süre sonra bazı istekler gelmiş. Meğerse üniversite vakfı bir cemaate bağlıymış… Hemen -benim cemaatlerle işim olmaz- deyip ayrılmış.

Emekli olduğum İTÜ’de çok fazla öğrenci kulübü var ve önemli işler yapıyorlar. Gerekli görüyorum. Ama, son aylarda Boğaziçi Ün.’nin yıllardır var olan –benimde 1980’li yıllarda destek verdiğim Folklor Kulübü THM Korosu-  öğrenci kulüplerine ait odaları boşaltılması gündeme geldi. Konser Salonu mezunların bağışlarıyla oluşturuldu ve ulusla-uluslararası konserlere ev sahipliği yaptı. "Öğrenci kulübü!" deyip geçmeyin. Bu kulüpler, öğrencilerde farklı alanlarla ilgili merak uyandırıp beceri kazandıran, onlara kampüs hayatını hissettiren, üniversiteye bağlayan  ve de bir bakıma üniversiteli  yapan kuruluşlar. Bir tür STK’lar, tek farkı, çalışmaların bir akademisyen gözetiminde öğrenciler tarafından yürütülüyor olması. 

Bu uygulamalar çok yanlıştır. Gençleri okumaktan ve kendilerini geliştiren yerlerden uzak tutmamak gerekir. 

YÖK, elbette Anayasal bir kuruluş, bir partinin yan kuruluşu değil, ama Ak Parti’nin tek başına iktidar olma gücü ile makamdakiler özgür karar almakta zorlanıyorlar (Rektörlere soruşturma açmak gibi) 

 Son sözler:

Liyakat…Liyakat….Liyakat…

Ehliyet…Ehliyet…Ehliyet…

Kişilik…Kişilik…Kişilik…

Saygınlık…Saygınlık…

Üniversite Ruhu…Üniversite Ruhu…

 

Bazı hatırlatmalar:

1/ Anayasa 130. mad.: “Üniversite yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanları; Yükseköğretim Kurulunun veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamazlar”

2/ Anayasa 131. mad.: “YÖK’ün görevi, ‘Yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim kurumlarındaki eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek, bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve ilkeler doğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için’ planlama yapmaktır.”

3/ 2547 say yasa 4. mad.: “YÖK, öğrencileri, ‘Atatürk inkılâpları ve ilkeleri doğrultusunda Atatürk milliyetçiliğine bağlı” ve “Hür ve bilimsel düşünce gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı’ olarak yetiştirmekle yükümlüdür.” 

4/ 2547 say. yasa 5. mad.: “YÖK,  ‘Yükseköğretim kurumlarının özellikleri, eğitim-öğretim dalları ile amaçları gözetilerek eğitim-öğretimde birlik ilkesini sağlamak” ve “eğitim-öğretim plan ve programları, bilimsel ve teknolojik esaslara, ülke ve yöre ihtiyaçlarına göre kısa ve uzun vadeli olarak hazırlanıp sürekli olarak geliştirme’ gibi ilkelere de uymak  zorundadır.”