SDG ile Suriye merkezi hükümetinin anlaşması, yandaş yazarlar tarafından Saray'ın bir zaferi gibi takdim edildi.
"Suriye şimdi üniter devlet oldu" diye yazanlar bile oldu. Bizde gelenektir; kimse işin aslına bakmaz, onu yorumlayanlara, servis edenlere bakar. Onların dediğini gerçek sanır. Suriye bin parçaya bölünse onların yine -Sarayın zaferi- diye yazacaklarını, bundan bile post çıkarmaya çalışacaklarını düşünmez.
Ortada zafer diye bir şey yok, yapılan anlaşma Türkiye'nin bugüne kadar savunduğu tezlerin tam tersi. Bunun böyle olduğunu anlamak için anlaşmanın mahiyetine, anlaşmadan sonra Mazlum Abdi'nin açıklamalarına bakmak kafi.T24'ün haberine göre, anlaşma şu maddelerden oluşuyor:
-Suriye Ordusu,Cezire ve Kobani'deki Kürt şehirleri ile köylerine girmeyecek.
-Şam İç Güvenlik Güçlerine bağlı sınırlı unsurlar(Ordu değil) yalnızca Haseke ve Kamışlı merkezlerine girerek koordinasyon ve entegrasyon sağlayacak, sivil kurumları aktifleştirip çekilecek.
-Kürt bölgelerinin güvenliği sadece Kürt Asayiş Güçlerinde olacak.
-Kürt bölgelerinin yönetimi bölge halkı tarafından yürütülecek, mevcut yönetim görevine devam edecek.
-SDG güçleri tümen ve tugaylar halinde Suriye Savunma Bakanlığına bağlı olarak bulundukları bölgeleri resmi olarak korumaya devam edecek.(bireysel katılım değil, toplumsal, kollektif katılım)
-Haseke valisini Kürtler belirleyecek.
Bu maddelere ilaveten daha önce Şara, Kürtçenin resmi ve eğitim dili olacağını, vatandaş olmayan Kürtlere vatandaşlık verileceğini açıklamıştı. Bütün bu maddeler bir araya getirildiğinde, Şam'ın Fırat'ın doğusunu SDG'ye bıraktığını, SDG'nin silahlı güçlerini koruduğunu, merkezi ordunun bazı bölgelere giremediğini, özerklik statüsünün devam ettiğini kısacası mevcut durumun devam edeceğini gösteriyor. Bu durumda anlaşmanın merkezi hükümete bir şey kazandırdığı veya Türkiye'nin beklentilerine cevap verdiği söylenebilir mi? Tek devlet ama iki ordu, iki yönetim, iki farklı kamusal alan.Açıktır ki bu parçalanmışlık -tek devlet- olarak mütalaa edilemez.
Nitekim Mazlum Abdi de "halkımız bu anlaşmadan memnun olmalı ve endişe etmemeli;Kürt bölgelerinin güvenliği sadece Kürt Asayiş Güçlerinde olacak," diyor.
Şam ile SDG arasındaki anlaşmada, sanılanın aksine Türkiye'nin değil daha çok İsrail-ABD etkisi görülüyor. İsrail parçalı, kendi içinde kavgalı, dil bölgelerine ayrılarak birbirinden kopmuş bölgeler istiyordu, öyle de oldu. Sadece ortak iletişim dilinin kaybolması, ülkenin dil bölgelerine ayrılması bile bölünmenin dil üzerinden perçinleşmesidir.Aynı İsrail 2018'de çıkardığı "Ulus-Devlet Yasası" ile o tarihe kadar İbranice ile birlikte resmi dil statüsünde olan Arapça'yı resmi dil statüsünden çıkardı.İbranice'yi İsrail'in tek resmi dili yaptı. Arap bölgelerinde Arapça eğitim yasal olarak serbest olmasına rağmen uygulamada çıkarılan bürokratik engellerle alanını daralttı. Ayrıca bütün okulların müfredatını İsrail hükümeti belirliyor. Üniversite'de Arap öğrenciler dahil, İbranice herkes için mecburi eğitim dili. Dil parçalanmasının sonucu, birbirinden kopuk kamusal alanların,paralel toplumların ortaya çıkmasıdır.Dil, toplumun evi, vatanı,manevi ikametgahıdır.Bir ülkede herkesin konuştuğu ortak bir dil yoksa, o ülkede ortak duygular, ortak aidiyet, ilişki ve anlaşma da yok olur. Kısacası SDG istediklerinin çoğunu aldı,bu durumda SDG bitti, Suriye kazandı, birliğini korudu demenin imkanı var mı?
Yarın PKK/DEMP ve bütün bileşenlerinin, "Suriye'de var Türkiye'de niye yok?" diyerek aynı statüyü burada da isteyeceklerine şüpheniz olmasın.
