Bugün, akademide yapılan araştırmalarda mobbing’ten sonra gelen 2. sorun olan intihal (aşırma) ile ilgili bir yazıyı paylaşacağım.
İntihal; bir başkasına ait fikir, düşünce, metin veya eseri, kaynak göstermeden, atıf yapmadan kendi eseriymiş gibi sunmaktır. Akademik ve edebi alanda ciddi bir etik ihlal, sahtekarlık ve bilgi hırsızlığı olarak kabul edilir. Kaynak belirtilmeden yapılan kopyala-yapıştır veya fikir hırsızlığı intihal kapsamına girer.
Ve intihal vb. suçlarda kesinlikle zaman aşımı yoktur.
Akademide “intihal raporu” (turnitin vb.) ile tespit edilen bu eylem; akademik itibarın zedelenmesi, okuldan uzaklaştırma, işten çıkarılma ve yasal yaptırımlar (hapis cezası vb.) gibi ciddi sonuçlar doğurabilir. Yeter ki, intihali tespit eden akademisyenin/yazarın, “bana ne”, “benden bulmasın” vb. düşünceler yerine, intihal yapan kişiyi ilgili kuruma şikayet etsin.
Bugün affettiğiniz kişi, yarın Prof./Bölüm Başkanı/Dekan/Rektör vb. olup akademisyenliğe zarar verecek uygulamalar yapabilecek, jürilerde görev alabilecektir. Bu nedenle akademik hayatım boyunca “yanlış yapana yaptırım şart” dedim ve demeye devam edeceğim.
Bu nedenle sürekli yazılarımda intihalden bahsediyor ve hala ısrar ediyorum: “Üniversiteye ilk giren Arş.Gör. veya Öğr.Gör.‘lere, (her 10 yılda bir tüm Öğr.Üy.’ne) ‘Kişisel Karakter Analizi Testi’ yapılmalı ve intihal, mobbing, taciz, etiklik vb. bilgileri içeren belge, ‘okudum, anladım’ el yazısıyla, tarihle, ıslak imza attırılmalıdır.”
Şimdi, Türk müziğine de çok hizmeti olmuş, değerli hocamız Dr. Bülent Aksoy’un “intihal ile ilgili yazısına yer vermek istiyorum:
Bülent Aksoy: “Neden ve nasıl hazırlandığını anlam veremediğim bir yüksek lisans tezini gözler önüne sermek istiyorum burada. Bu tez 1997’de İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Güzel Sanatlar Ana Sanat Dalı, Türk Sanat Musikisi alanında hazırlanmış, 23 Mayıs 1997’de savunulup kabul edilmiş. Tezi hazırlayan kişi Melahat Emirsel Kartal. Kendisini tanımam. Adını da ilk kez bu tezin kapağında gördüm. Metnin sonunda tezi yazanın kısa bir biyografisi var. Melahat Emirsel Kartal 1972 İstanbul doğumlu. 1983’te İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Çalgı Bölümü’ne girmiş, 1989’da aynı konservatuvarın kompozisyon bölümüne girme hakkı kazanmış, 1994’te de mezun olmuş. Aynı yıl içinde de burada yüksek lisansa kabul edilmiş. 1992’de bir yandan Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde “ritmik dikte ve solfej” öğretmenliğine, bir yandan da Millî Eğitim Bakanlığı Kaptanpaşa Lisesi’nde müzik öğretmenliğine başlamış.
Tezin başlığı şöyle: “Türk Müziğinde Bestecisi Bilinmeyen Eserler.” Tez numarası 62285. Bu teze göz gezdirirken daha ilk sayfalarında kendi cümlelerime benzer cümleler görünce okumaya devam ettim. Bir iki sayfa okuyunca şaşkınlığım arttı. Bu tezin dört sayfaya yakın uzunluktaki giriş bölümü tamamıyla, ilk baskısı 1994’te Pan Yayıncılık’ça yayımlanan “Avrupalı Gezginlerin Gözüyle Osmanlılarda Musıki” adlı kitabımdan alınmıştı. Mealen de değil, kelimesi kelimesine.
Neden benim kitabıma ihtiyaç duyulmuş, anlayabildiğim kadarıyla önce bunu anlatayım. Ben kitabımın giriş bölümünde neden bu konuyu seçtiğimi açıklarken, Osmanlı-Türk musikisinin tarihinde pek çok şeyin bilinmediğini, bunun da başlıca sebebinin bu musikide yazı geleneğinin bulunmadığını, nota kullanılmadığını, geçmişten bize kalan, musiki tarihine ışık tutabilecek yazılı kaynakların çok az olduğunu, bu durumda genel tarih, mektup, anı, günlük gibi musiki dışı kaynakların devreye girdiğini, bu arada, Osmanlı ülkesine uğraşan, Avrupalı gezginlerin Osmanlı-Türk musikisi hakkında yazdıklarının da önem taşıdığını, bu amaçla dört yüzyıllık Türkiye seyahatnamelere eğildiğimi anlatmıştım. Tezi yazan kişi bu teorik çatıyı kendi amacı için çok “kullanışlı” olarak gördüğü için olacak, gerekçelerimi olduğu gibi alıp tezine kopyalamış. Daha açık bir deyişle, beni araştırmaya yönelten musiki tarihi bilinmezlikleri bu tezde “Bestecisi Bilinmeyen Eserler”in çatısı olmuş. Ama dediğim gibi, tezin yazan kişi benim yazdıklarımı kendi sözleriyle özetlememiş, özetlemeye de lüzum görmemiş, olduğu gibi kopyalamış.
Tezde daha sonra, birer cümleyle tanımlanabilecek “laedri”, “anonim” terimleri için üç dört sayfa yazılmış. Ardından, bestecisi bilinmeyen kırk üç eserin künyeleri sıralandıktan sonra kendileriyle görüşülen bazı konservatuvar hocalarına kimi eserlerin bestecilerinin neden bilinmediği sorusu sorulmuş, onlar da bu soruyu tahminlerine göre cevaplandırmışlar; daha sonra da, üstünde durulan konu bestecisi bilinmeyen kırk üç eserin bestecileri olduğu halde hocalar asıl soruya cevap vermeyip o eserlerin yapısından edindikleri izlenimlere göre bunların hangi yüzyılın ya da dönemin eseri olabileceği yolundaki tahminlerini bildirmişler (bu mülakatlardan beşi de kaynakçaya alınmış). Melahat Emirsel Kartal’ın kendi fikri hiç yok, hep başkalarının görüşleri. Ardından, bu eserlerin ezgi yapıları asıl konu olmadığı halde, a, b, c, d simgeleriyle şeması çıkarılmış. Son olarak da söz konusu eserlerin notaları sıralanmış. Tezin büyük bir bölümü notalardan oluşuyor; tamamı 136 sayfa olan tezin 102 sayfası nota.
Bu tezin başarı derecesi benim meselem değil burada. Fakat bir noktayı belirtmekten kendimi alamıyorum. Bu tezin konusu yeni mezun bir konservatuvarlının üstesinden gelemeyeceği kadar derin, büyük bir konu. Bestecisi bilinmeyen eserler sadece “Osmanlı musikisinin değil, bütün Ortadoğu musikisinin” bir derdidir. Arka planının incelenmesi büyük bir birikim gerektirir, uzun araştırmalara ihtiyaç gösterir. Bestecisi bilinmeyen eser denince Marâgalı Abdülkadir’e yakıştırılan eserlerden başlarsınız, yirminci yüzyıla kadar daha nice eser vardır ki, bestecisi bilinmez. Taş plaklarda bile bestecisi bilinmeyen nice şarkı vardır. Bu konuya eğilebilmek için sözlü eserler için güfte mecmualarına başvurulur, kaynakçada tek güfte mecmuası yok; saz eserlerinde de Kantemiroğlu, Ali Ufki derlemelerine, Hampartzum defterlerine, batı notası ile yazılanlara bakılır. Bunların hiçbiri kaynakçada yok. Nota olarak sadece, Suphi Ezgi’nin “Nazari - Ameli Türk Musıkisi” adlı eserinin ilk üç cildi ile Ekrem Karadeniz’in “Türk Musikinin Nazariye ve Esasları”ndaki notalara başvurulmuş. Standart kaynaklar bunlar. Benim derdim intihal. Şimdi bu intihali satır satır gözler önüne sereceğim. Birinci satırlar benim, ikinciler bu konservatuvar mezununun.
Kitabımın künyesi şudur: Bülent Aksoy (BA) 1994 baskısı, “Avrupalı Gezginlerin Gözüyle Osmanlılarda Musıki”, Pan Yayıncılık, Istanbul.
Yüksek lisansınki de şu: Melahat Emirsel Kartal (MEK), 1997, “Türk Müziğinde Bestecisi Bilinmeyen Eserler”, İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.
Melahat Emirsel Kartal’ın tezinin başında, girişte, bestecisi bilinmeyen eserler sorunu için sözüm ona bir çatı kurmak istemiş, kuramadığı çatıyı benim kitabımdan alıp satırı satırına aktarmış. Belki daha da acısı, bu yaptığına konservatuvardaki bir hocasını karıştırmakta da sakınca görmemiş.
Şimdi metinleri satır satır karşılaştıralım.
BA. s. 10; 4. Paragraf
Musıkide yazılı kaynak deyince akla gelen ilk şey musıki yazısına, yani notaya geçirilmiş musıki ürünleridir. Oysa Osmanlı musıkisinin gerek bestecilik göreneğinde, gerekse eğitim, öğretim ve icrasında hiçbir zaman notaya ihtiyaç duyulmadığını, bir nota sistemi geliştirme denemelerinin de başarıya ulaşamadığını biliyoruz.
MEK. s. xi; 2. paragraf.
Türk Musikisinde yazılı kaynak deyince akla ilk gelen şey, musiki yazısına yani notaya geçirilmiş musiki eserleridir. Oysa Türk Musikisi nota sistemi geliştirme denemelerinin pek başarıya ulaşamadığı bilinmektedir.
***
BA. s. 10, 5. Paragraf.
Yazılı kaynak yokluğu yahut eksikliği aslında yalnızca bu musıkinin yapısı ve geleneklerinden kaynaklanan bir durum olarak da görülemez. Musıkinin çerçevesini aşan, bütün Osmanlı kültürünü kuşatan bir olgu da söz konusudur.
MEK, s. 3; 2. Paragraf.
Yazılı kaynak yokluğu, yahut eksikliği aslında yalnızca musikinin yapısı ve geleneklerinden kaynaklanan bir durum olmayıp, kültür ve geleneklerimizin taşınmasında daima rastladığımız bir problemdir.
***
BA. s. 10; 1. Paragraf
İslam dünyasında müzikoloji çalışmaları IX. yüzyılda başlar, XV. yüzyılın sonlarına kadar sürer. Bu uzun dönemin son iki yüzyılı Osmanlı devletinin kuruluşundan sonrasına uzanır. XV. yüzyıldan kalma, musıkiyle Osmanlı kaynakları İslam dünyasında gelişen müzikoloji çalışmalarının son halkalarını oluşturur.
MEK, s. 2; 1. Paragraf.
"Türk Musikisine ait elimizdeki en eski belgelerin dokuzuncu yüzyıldan başladığı esas alınırsa, gelişme dönemine gelininceye [sic] kadar bu uzun dönemin son iki yüzyılı Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan sonrasına uzanır. Fakat onbeşinci yüzyıldan kalma musikiyle ilgili Osmanlı kaynaklan, İslam dünyasında gelişen müzikoloji çalışmalarının son halkalarını oluşturur. " (1)
B.Aksoy: (1) numaralı dipnotunda bir konservatuvar hocasının 1993-1994 yılı müzikoloji ders notları kaynak olarak gösterilmiş!
***
BA. s. 10; 2. Paragraf.
XVI.-XIX. yüzyıllarda bu alanda hiçbir şey yazılmamış değildir şüphesiz. Az sayıda olmakla birlikte o dönemlerden de kalma kaynaklar vardır. Osmanlı kültürünün başka alanlarında olduğu gibi musıki alanında da düşünen, bir şeyler arayan ve düşündüğünü yazan insanlar çıkmıştır, ama bunlar da kendi ilgilerini paylaşabilecek kimseleri musıki ortamında bulamamışlardır. Bu yüzden de, ne kadar bilgili ve mütefekkir olurlarsa olsunlar, tek tek fenomenler yahut ilginç kişilikler olarak kalmaktan kurtulamamışlardır.
MEK, s. 2; 2. paragraf.
Onaltıncı yüzyıl ile ondokuzuncu yüzyıllarda bu alanda hiçbir şey yazılmamış değildir. Az sayıda olmakla birlikte o dönemlerden de kalma kaynaklar vardır. Osmanlı kültürünün başka alanlarda olduğu gibi musiki alanında da düşünen, bir şeyler arayan ve düşündüğünü yazan insanlar çoktur. Ama bunlar kendi ilgilerini paylaşabilecek kimseleri musiki ortamında bulamamışlardır. Bu yüzden de ne kadar bilgili ve mütefekkir olurlarsa olsunlar, tek tek fenomenler yani ilginç kişilikler olarak kalmaktan kurtulamamışlardır.
B.Aksoy: Üçüncü cümlemdeki “çıkmıştır” kelimesi yerine “çoktur” diyerek bir hamaset yaratmak istemiş görünüyor.
***
BA, s. 10; 3. paragraf.
XVII. ve XVIII. Yüzyıllar, bu dönemlerden kalma musıki belgelerinin azlığına karşılık, günümüzde “klasik Türk musıkisi” diye adlandırılan musıkinin belki de en çok araştırılması gereken çağlarıdır. XVII. yüzyıl klasik Türk musıkisinin kuruluş dönemi, XVIII. Yüzyıl ise olgunlaşarak Doğu musıkisi içinde kendi ulusal zevkini yarattığı dönemdir. Bu yüzyılların musıkisi hakkında bugün pek az şey biliniyor.
MEK, s. 2; 3. paragraf.
Onyedinci (17.) ve onsekizinci yüzyıllar; bu dönemlerden kalma musiki belgelerinin azlığına karşılık, günümüzde "Klasik Türk Musikisi” diye adlandırılan musikinin belkide (imla hatası MEK’in) en çok araştırılması gereken çağlarıdır. Onyedinci yüzyıla kadar Klasik Türk Musikisi'nin kuruluş dönemi, onsekizinci yüzyıl ise olgunlaşarak Doğu Musikisi içinde kendi ulusal zevkini yarattığı dönemdir. Bu yüzyılların musikisi hakkında yeterli belge ve bilgileri elde etmek oldukça zordur.
***
BA, s. 10; 5. Paragraf.
Yazılı kaynak yokluğu yahut eksikliği aslında yalnızca bu musıkinin yapısı ve geleneklerinden kaynaklanan bir durum olarak da görülemez. Musıkinin çerçevesini aşan, bütün Osmanlı kültürünü kuşatan bir olgu da söz konusudur.
MEK, s. 3; 2. paragraf.
Yazılı kaynak yokluğu, yahut eksikliği aslında yalnızca bu musikinin yapısı ve geleneklerinden kaynaklanan bir durum olarak da görülemez. Musikinin çerçevesini aşan, bütün Osmanlı Kültürünü kuşatan bir olgu da söz konusudur.
***
BA. s. 11; 2. Paragraf.
Osmanlı tarihi, sanatı, kültürünün herhangi bir alanının aydınlatılmasında hep şu sorunla karşılaşılır: kaynaksızlık.
MEK, s. 3; 2. Paragrafın son cümlesi: Osmanlı tarihi, sanatı, kültürü, herhangi bir alanının aydınlatılması konusunda hep bu sorunla karşılaşılmaktadır. Kaynak yetersizliği. (son iki kelime bir öncekine bağlanamamış, açıkta duruyor).
***
BA. s. 11; 2. Paragraf, 2.cümleden itibaren: Doğu kendini tanımlama ihtiyacı duymamış, yazmamıştır. Osmanlıların musıkisi de bunun dışında değildir. Doğunun bütün kültürü gibi Osmanlı-Türk musıkisi de yüzyıllardır bir entity olarak varolmuştur. Türk musıkisinde kendini tanımlama ihtiyacı ne zaman duyulmuştur? Bu ihtiyaç XIX. yüzyılın sonlarıyla XX. yüzyılın başlarında, Türk musıkisinin Batı musıkisiyle tanışmasından sonra kendini göstermiştir.
MEK, s. 3; 3. paragraf. "Doğu kendini tanımlama ihtiyacını duymuş ama yazmamıştır. Türk Musikisi de bunun dışında değildir. Doğu'nun bütün kültürü gibi Osmanlı Türk Musikisi de yüzyıllarca kendine özgü olarak varolmuştur. Türk Musikisi'nde kendini tanımlama ihtiyacı ne zaman duyulmuştur? Bu ihtiyaç ondokuzuncu (19. olmalıdır/G.AY) yüzyılın sonlarıyla yirminci (20. olmalıdır/G.AY) yüzyılın başlarında Türk Musikisi'nin, Batı Musikisi ile tanışmasından sonra kendini göstermiştir.”
B.Aksoy: Melahat Emirsel Kartal birinci cümlemdeki “tanımlama ihtiyacını duymamış”tan rahatsız olmuş, millî gururu incinmiş ki, “duymuş” demiş. Fakat 4., 5. cümlelerde kendi kendini çürüterek tanımlama ihtiyacı ne zaman duyulmuştur diye sorduktan sonra, çok sonra duyulduğunu benden almakla kendi söylediğiyle çelişmiş!
***
BA. s. 11; 3. Paragraf. Osmanlı musıkisinin tarihiyle ilgili bilgilere de o zaman ihtiyaç duyulmuştur. Ondokuzuncu yüzyıl sonlarıyla yirminci yüzyıl başlarından günümüze kadar müzikolojik değer taşıyan-taşımayan, önemli-önemsiz birçok yazılı tarihî kaynak ve belge ortaya çıkarılmıştır. Görülmüştür ki, Türk musıkisi öbür Ortadoğu musıki gelenekleri kadar talihsiz değildir. (12. sayfadan devam) Sözgelimi, bugünkü ulusal İran ve Arap musıki geleneklerinin yazılı kaynakları Osmanlı-Türk kaynaklarıyla karşılaştırılamayacak ölçüde az ve yetersizdir. Bugün kütüphanelerde çoğu el yazmaları halinde bulunabilen edvar, risale, güfte derlemesi gibi Türk musikisi kaynak ve belgelerinin bir bölümü şu yahut bu alana ışık serpmiştir. Gelgelelim, bunlar Osmanlı musıkisinin tarihini, yani doğuşunu, gelişimini, zamanımıza ulaşan biçiminin geçmişiyle ilişkilerini aydınlık bir perspektiften görülebilmesini sağlamaya yetmemiştir. Yerli kaynakların tüketildiği söylenemez elbette. Yeni eserler keşfedilebilir. (…) Gerçek şudur ki, bugün varılan aşamada Osmanlı musıkisinin tarihi büsbütün karanlıklara gömülü değildir. Bunun birinci nedeni, biraz önce değinildiği gibi, Türk musıkisinin, İran ve Arap musıkilerinden farklı olarak, az da olsa temel birtakım yazılı kaynakları bulunması ve bunların hiç olmazsa bir bölümümün kaybolmadan günümüze kadar ulaşmış olmasıdır. Günümüzde bu musıkinin geçmişi üstüne, yeterli olmasa da bir şeyler biliniyor olmasının ikinci nedeni, genel tarihlerden, biyografilerden, anılardan, tezkirelerden, şiirlerden, yani musıki tarihi açısından ikincil önem taşıyan ve çoğu musıki dışı alanlarla ilgili kaynaklardan musıki verileri de çıkarılabilmesidir. Bu tür eserlere çok şey borçluyuz. Ne tarihi yazılabilecek değerde ve sayıda belgeleri, ne de bestelendiği gün notaya alınmış beste örnekleri olan bir musıki geleneğinin tarihine ilişkin bilgilerin derlenmesinde iter istemez bu gibi kaynaklar devreye girmiştir.
Bu kadar uzun bir paragraf da olduğu gibi alınmış.
Aşağıda…
MEK, s. 3. Paragraf, 7. cümleden itibaren, 2.dipnotuna kadar)
“Osmanlı Musikisi'nin tarihiyle ilgili bilgilere de o zaman ihtiyaç duyulmuştur. Ondokuzuncu yüzyıl sonlarıyla yirminci yüzyıl başlarından günümüze kadar müzikolojik değer taşıyan - taşımayan, önemli - önemsiz birçok yazılı kaynak ve belge ortaya çıkarılmıştır. Görünen odur ki; Türk Musikisi, diğer Ortadoğu musiki gelenekleri kadar da talihsiz değildir. Sözgelimi bugünkü Ulusal İran ve Arap Musiki geleneklerinin yazılı kaynakları, Osmanlı - Türk kaynaklarıyla ölçülemeyecek kadar az ve yetersizdir. Bugün kütüphanelerde çoğu el yazmaları halinde bulunabilen edvar, risale, güfte derlemesi gibi Türk Musikisi kaynak ve belgelerinin bir bölümü, şu veya bu alana ışık tutmuştur. Fakat bütün bunlar Türk Musikisi tarihindeki eksiklikleri çözmeye yetmemektedir. Yeni kaynaklar keşfedilebilir. Gerçek şudur ki; bugün varılan aşamada Türk Musikisi tarihi büsbütün karanlıklara gömülü değildir. Bunun birinci nedeni az da olsa yazılı kaynakların bulunmasıdır. ikinci nedeni de genel tarihlerden, biyografilerden, hatıratlardan, tezkirelerden, şiirlerden yani musiki tarihi açısından ikinci önem taşıyan çoğu musiki dışı alanlardaki kayıtlardan verilerininde (imla hatası MEK’in) çıkarılabilmesidir. Bu tür eserlere çok şey borçluyuz." (2) Ne tarihi yazılabilecek değerde ve sayıda belgeleri, ne de bestelendiği gün notaya alınmış beste örnekleri olan musiki geleneğinin tarihini, hatta konumuz olan bir bestekar (a sesine inceltme işareti koymamış) varlığını tespit etmemiz pek de kolay değildir.
Bu ikinci dipnotunda da kaynak gene aynı konservatuvar hocasının aynı öğretim yılının II. döneminin ders notları olmuş. Burada bir hedef şaşırtma da var. Bu kadar uzun bir paragrafın söz konusu ders notlarından alındığını bir saniye için kabul etsek bile, tırnak içinde verildiğine göre, olduğu gibi alınmış, bu da bir intihal olur.
Ama burada biraz duralım. Şimdi bu tezi okuyan, sonra da benim kitabımı gören biri bu görüşleri benim o ders notlarından kopya çektiğim kanaatine bile varabilir! Melahat Emirsel Kartal’ın bu iki dipnotu çok tehlikeli. Ders notları 1993-1994 öğretim yılına ait olduğuna göre, bir kısmı 1993’ten. Benim kitabım 1994’ün Ekim ayında çıkmıştı. Bu durumda söz konusu varsayımı yürütebilecek olan herhangi bir kişi benim kitabımda yazdıklarımı pekâlâ o notlardan aldığım kanısına bile varabilir! O yüzden tehlikeli diyorum.
Ama işin peşine buradan düşen biri bu kanısını doğrulayamaz. Çünkü 1994’te ilk baskısı çıkan kitabım 1991’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Ana Bilim Dalı’nda kabul edilen doktora tezime dayanır (Avrupalı Gezginlerin Gözüyle Osmanlılarda Musıki, Ulusal Tez Merkezi, Tez no. 13503). Kitabım, doktora tezimin biraz daha genişletilmiş biçimidir, girişteki aynı satırlar orada da aynen mevcuttur. 2003’te yayımlanan ikinci baskısı ise çok daha geniştir. Tamamlarken bir karşılaştırma daha.
BA. s. 19; 2. paragraf. Bu inceleme Osmanlı musıkisine şu yahut bu ölçüde yer veren pek çok seyahatnamenin elden geçirilmesiyle ortaya çıkmış olmakla birlikte, Osmanlı musıkisinden söz edilen bütün gezi ürünlerini görmüş olmak gibi bir iddia taşımıyor. Ele alınan kaynaklar pek muhtemeldir ki, bu alandaki kaynakların ancak bir bölümüdür. Seyahatname edebiyatının kolay kolay tüketilemeyecek bir kaynak olduğunu söylemek en doğrusudur.
Bu basit paragrafıma bile ihtiyaç duyulmuş:
MEK (s. 4; 3. Paragraf, arabaşlıktan önceki paragraf) Bu inceleme Türk Musikisi'ne şu veya bu ölçüde yer veren birçok kaynaktan, kişilerden yararlanılarak hazırlanmıştır. Türk Musikisi'nin bütün kaynaklan incelenmiştir gibi bir iddia taşımamaktadır. Ele alman kaynaklar pek muhtemeldir ki, bu alandaki kaynakların ancak bir bölümüdür. Bu konuda bestekarların eserlerinin incelenmesinin kolay kolay tüketilemeyecek bir konu olduğunu söylemek en doğrusudur.
B.Aksoy: İntihal bizim kanunlarımızda suçtur. Ama şu acı gerçeği de dile getirmekten kendimi alamıyorum: ülkemizde ne okullarda, ne de ailelerde kopya çekmenin, intihalin ağır bir suç olduğu öğretilmez. Kanıtlanması halinde de, bu suçu işleyenler ağır cezalara çarptırılmaz. Çoğu kez bir “gençlik hatası” gibi görülür bu. Ben iki üniversitede yıllarca ders verdim. Kopya çekenleri, intihale tenezzül edenleri o dersten sınıfta bırakmakla yetinmeyip dekanlığa bildirdiğim zaman öğrenciye sadece bir “uyarı” cezası verilirdi. Oysa Batı üniversitelerinde ağır cezalar verildiğini biliyorum. Bu yüksek lisans tezinin kabul edilmesinden bu yana yirmi dokuz yıl geçmiş. Bu yüzden bu intihal zaman aşımına uğramış, hiçbir cezai yaptırımı kalmamış da olabilir. Hukuki durumu iyi bilmiyorum. O yüzden, burada adı geçen kişiyi sadece teşhir etmekle yetiniyorum. Çalıntılar aradan yıllar geçse de sürgit gizlenemiyor. Yazılan şey ak kâğıt üstünde sabit kalıyor.
Sonuç: Dr. Bülent Aksoy hocamızın kendi eserinden yapılan intihal için yazdığı ve köşemde yayımlanan bu belge, ilgililerce kanıt/şikayet olarak değerlendirilmeli ve İTÜ Rektörlüğü / İTÜ TMDK Müdürlüğü tarafından komisyon oluşturularak gereken işlem yapılmalıdır.
