Öcalan'ı kurtarma komisyonu, raporunu açıkladı.
Bir cümle ile, bölücü çevrelerin talepleri tepkileri yumuşatmak için muğlaklaştırılarak rapora aksettirilmiş.
Mesela Umut Hakkı yok ama yasal düzenlemeler yapma vaadi var. Pişmanlık yok, ama teröristlerin topluma kazandırılması var.
Nasıl kazandırılacakları ise belli, iş güç sahibi yaparak, belediyelerde, devlet kurumlarında kadro vererek.
Halbuki mahalli seçimlerde ne demişlerdi; elektrik, su sayaçlarınızı PKK militanları okumaya gelecek. Muhalefeti bu iftiralarla kamuoyunda mahkum etmeye çalışmışlardı. Bu gidişle bunu muhalefet değil ama Cumhur ittifakının bileşenleri yapacak. Ben pişmanım demeyen militanlar belki de kapı kapı dolaşarak sayaçlarımızı okuyacak.
Raporun en önemli kısımlarından biri, komisyonda olanların, yaptıkları işin doğruluğuna olan güvensizliklerini gösteren yasal güvence talepleridir. Komisyonun, bir gün ceza yargılamasının konusu olabileceğini biliyor ve korkuyorlar. Onun için yasal güvence, yargılanmazlık teminatı istiyorlar.
Yaptığınız iş doğru, milletin hayrınaysa niçin yasal güvence istiyorsunuz?
Raporun yayınlanması ile eş zamanlı DEMP heyeti İmralı'ya gitti, Apo ile 3.5 saatlik görüşme yaptı.Bu görüşmede Öcalan'ın söyledikleri, işin nereye varacağını, aslında Öcalan'ın birinci çözüm sürecinden bir adım bile geri adım atmadığını, onun değiştiğini, bazı görüşlerinden vazgeçtiğini söyleyenlerin yalan söylediklerini ortaya koydu.
-Öcalan yerel demokrasi, yani dolaylı olarak özerklik istemeye devam ediyor.Bunu bir kent veya köyün kendini özgürce ifade etmesi ve yönetmesi olarak tanımlıyor.
-Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nı toplumsal gerçekliğimiz için referans gösteriyor. Yani özerkliğin önünde engel olarak gördüğü, çekinceleri kaldırın diyor. Türkiye Şart'tan çekincelerini kaldırırsa, özerk bölgelerin sınırlarına bile müdahale edemeyecek, şartlı kaynak aktaramayacak, aktarılan kaynaklar üzerinde hiç bir tasarrufu olmayacak, belediyeler ülke dışındaki belediyelerle birlikler kurabilecek. Zaten Şart'tan çekincelerin kaldırılmasını özellikle bunun için istiyorlar, Suriye ve Kuzey Irak'taki belediyelerle entegre olmak, birleşmek, uluslaşmak için.
-Öcalan Suriye için de aynı yerel demokrasiyi yani özerkliği öneriyor.Bu devlet içinde geniş bir özgürlüğe sahip devletçiklerin oluşması demek. Hem entegrasyondan bahsedip hem de özerklik istemek aslında -birlik olmayı- reddetmek demektir. Zira özerkliğin bir anlamı da, birlikte yaşayamıyoruz herkes kendi evini yönetsin, ayrı ayrı siyasal egemenlik alanları olsun demektir.
Raporda, sürece karşı olan ve bu ülkenin başat unsuru olan büyük kitlenin hiç bir hassasiyeti dikkate alınmamış. Daha kötüsü, raporda, Türk-Kürt-Arap ifadesinin bilinçli olarak tekrar edilmesi, bütünlükçü bir toplum yerine parçalı bir toplum yapısının hedeflenmesidir. Bu ifadelere bakıldığında, -ülkeyi kabileleştirmek- için PKK ihanetinin bahane olarak kullanıldığı akla geliyor.Çünkü bu dil onların dilidir ve gerçek amacın Terörsüz Türkiye mi, yoksa milli devleti dağıtmak mı olduğu anlaşılmıyor.Çevremizdeki ülkelere bakın, Suriye'de Türkmenler var, Şara Suriye devletini Arap,Kürt, Türk devleti olarak gösteriyor mu. Diğer İslam ülkeleri de öyle. Bu ifade, vatandaşlık tanımını değiştirme ile ilgili bir ön hazırlık.
Diğer bir olumsuzlukta, terör olayına bir Türk Kürt kavgası gibi bakmaktır.Baştan beri böyle bir yaklaşım sergilenmiş, bu rapora da yansıtılmıştır.Türk'le Kürt ne zaman kavga etmiştir ki,böyle bir yorum ve kabule gerek görülmüştür? Türk'le Kürdü barışın tarafları olarak göstermek olaya bu zaviyeden bakmaktır.
-Yasal düzenlemelerin, PKK'nın silah bıraktığı tespit edildikten sonra yapılacağı ifade ediliyor. Numan Kurtulmuş ise yaptığı basın toplantısında, "Ramazan'dan sonra hemen" diyor. Ortada devletin kurumlarının yaptığı bir silah bırakma tespiti yokken hemen demek -bu ibarenin- toplumun tepkilerini azaltmak için rapora konulduğu anlamına geliyor. Bu tespit yapıldı mı ki, Kurtulmuş hemen yasal düzenleme aşamasına geçilmesini istiyor. Üstelik YPG'nin silah bırakmayacağı ortaya çıkmışken.
Bir mesele ne kadar büyütülüyorsa onu aşan bazı hedeflere ulaşılması hedeflendiği içindir. Etnik bölücüler sık sık Kürt nüfusu ile ilgili abartılı rakamlar verirler. Kimsenin nüfusun büyüklüğü küçüklüğü başka amaçlara alet edilmedikçe kimseyi rahatsız etmez, etmemelidir.Ancak bu mübalağanın amacı, kitleyi büyük göstererek bölücülükle mücadelenin beyhude olduğunu, böyle büyük bir kitlenin yutulamayacağını, taleplerinin görmezden gelinemeyeceğini göstermektir. Oysa Cumhuriyetin ilk nüfus sayımı olan 1927 nüfus sayımı Türkiye İş Bankası yayınları arasında çıktı. Araştırmacılar için çok önemli bir kaynak. Bu sayımda; ana lisan,meslek,din, tabiiyet ve hane sayısı gibi ayrıntılar da tespit edilmiştir. Buna göre; o tarihte nüfusun yüzde 97.36'sı din olarak İslam'ı, yüzde 86.42'si ana lisan olarak Türkçeyi,yüzde 8.69'da Kürtçeyi söylemiştir. Zazalar ayrı olarak sorulmadığı için bu rakamın içinde yüzde 2-3 oranında Zazalar da vardır.
Son yıllarda bazı araştırma kuruluşları, özellikle Bekir Ağırdır yönetimindeki Konda bu rakamı biraz daha yukarılarda gösterdi. Ağrıdır,İmralı Tutanaklarında Apo'nun görev vermek istediği isimlerden biri. Çalışmanın ne kadar sıhhatli olduğunu bilmiyoruz. Bugün nüfus artış hızı dikkate alındığında Zazalar hariç Kürt nüfusun yüzde 8-11 civarında olduğu söylenebilir. Bunun içinde Kürtleşmiş Türk aşiretler de vardır.Komisyon raporunu tanzim ederken, Türk nüfus yok sayılmış, PKK'nın talepleri ve Cumhur ittifakının beklentileri belirleyici olmuştur.Bunun ileride daha büyük bir nüfusla devlet arasındaki bağı zayıflatması mümkündür.
Raporun özeti kısaca şudur; "Ver cumhurbaşkanlığını al Apo'yu"
