ÖLÜM BİR MİHRİBAN

Eklenme Tarihi: 06.06.2017 22:14:06 - Güncellenme Tarihi: 06.08.2020 19:21:56

     Sarı saçlarını deli gönlüme

     Bağlamışım çözülmüyor Mihriban Mihriban

     Ayrılıktan zor belleme ölümü

     Görmeyince sezilmiyor Mihriban

     Sevdiğim Mihriban

 

    Yar değince kalem elden düşüyor

    Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor

    Lambada titreyen alev üşüyor

    Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban

 

    Tabiplerde ilaç yoktur yarama

    Aşk değince ötesini arama

    Her nesnenin bir bitimi var ama

    Aşka hudut çizilmiyor Mihriban

    Sevdiğim Mihriban

    

Evet, aşka hudut çizilmiyor. Nasıl çizilsin ki,  bu öyle bir aşktır ki;

     -Mecnun  'Leyla Leyla' diye çöle düştüğünde ilahi aşkta bulur kendini. 

     -Necip Fazıl ?Benim Efendim, Efendim? diye aynaya baktığında okun sadaktan çıktığı gibi Abdülhakim Arvasi'de bulur kendini.

    -Muhsin Yazıcıoğlu kuyu gölgesi üşüdüğü Yusufiye?den ?Sonsuzluğa ulaşmak istiyorum? diye ötelere kanatlandığında kar beyaz toprağın bağrına düşüp sonsuzluk kervanında bulur kendini.

    -Abdurrahim Karakoç ise lambanın titreyen alevinde üşürcesine  ?Sevgi yetmiyor? diyerek aşkın gözyaşı mihrabında bulur kendini. 

Belli ki bu üşümek bildiğimiz cinsten üşümek değil. Bu üşüme halini iki güzel insanın hal ve ahvalinden ancak çözebiliyoruz. İşte o iki güzel adam Muhsin Yazıcıoğlu ve Abdurrahim Karakoç?tan başkası değil elbet. Üşüme hadisesinin en yoğun yaşandığı Maraş, 80 yıl öncesinde Karakoç?u doğduğu nasıl Mihriban?ca toprak bağrında basmışsa,  aynen bu bağra basış tarihler 2009 Martını gösterdiğinde bu kez o en soğuk kış ayazında Keş dağlarında Muhsin Yazıcıoğlu?nu kar beyazca basacaktır. Öyle anlaşılıyor ki; Karakoç?a Kahramanmaraş doğum toprağı olurken,  Muhsin Başkana da sonsuzluğu giden yolda kar beyaz vuslat gelinlik olur.  Doğumda hak vuslatta hak, sonuçta Abdurrahim Karakoç ve Muhsin Başkanda bu nişan en belirgin bir şekilde tezahür etmiş ya. Derken Abdurrahim Karkoç?un doğduğu topraklarda Muhsin Başkan en nihayetinde ?Üşüyorum! Sana ulaşmak istiyorum?  diyerek vuslata erecektir.  İşte bu nedenle lambada titreyen alevin üşüdüğü bu topraklarda doğmakta hoş,  ölmek de hoş demek düşer bize.  Madem öyle sevdiğine bir çift sözü olan her yağız delikanlının mutlaka Abdurrahim Karakoç?un ruh dünyasında manalaşan Mihriban?ca tutkudan alacağı pek çok dersler var elbet.  

              Evet, bu topraklarda gönlünü sevgi seliyle yıkamak bir bambaşka duygu selidir. Yaşayan hisseder, yaşamayan bilmez iksirdir bu.  Üstelik yaşanan bu sevgi seli delikanlıcadır.  Hele Anadolu insanı gönlünü bu sevgi seline kaptırmaya görsün,  bir bakmışsın Görmeyince sezilmeyen bir aşka tutulur da.  İşte katıksız saf sevgi budur. Yani sevdin mi tam sevmenin doruğuna ulaşmakla anlaşılan aştır bu. Dahası Abdurrahim Karakoç?u aklını başından alacak derecede elinden kalemi düşürtüp kâğıda yazılmaz dedirtecek cinsten aştır bu. Nitekim Mihriban karşısında aklı şaşa kalırda. Nasıl ki her nesnenin bir sonu varsa ahrete uzanan halkada da aşka hudut tanımayan ?Ölüm Bir Mihriban? gerçeğinin tâ kendisi vardır. Dedik ya aşkı ancak yaşayan bilir, yaşamayan ne bilir ki. Hiç kuşkusuz yaşayan için tıpkı Mecnun?un Leyla?ya aşkında olduğu gibi çöle düşürür, Ferhat'a Şirin uğruna dağı deldirir, Muhsin Başkana da bir saniyesine hakim olunamayacağı şu fırıldak dünyanın nefesinden alıp sonsuzluğu giden yolda Allah'a ulaştıracaktır. Abdurrahim Karakoç?a da çocukluk çağında hissettiği Mihriban?ca yaşadığı duygu selini olgunluk dönemine eriştiğinde  ?Koç burcuna, yay burcuna Hak yol İslam yazacağız? duygu seline dönüştüren aşkı tattırır.  Derken Tabiplerin bile çare bulamadığı bu aşkın gözyaşı damlaları sel olduğunda oluk oluk nesilden nesile akar durur da. 

        Şurası muhakkak nerede bir dava adamından,  nerede bir fikir adamından ve nerede bilge insandan bahsediliyorsa biliniz ki böyle şahsiyetlerin hamurunda aşk mayası vardır. Aşk olmayınca ne gerçek manada dava adamından, ne gerçek manada fikir adamından, ne gerçek manada bilge şahsiyetlerden,  ne de gerçek manada siyaset adamından söz edilebilir. Çile çekmeden hakikate ulaşmak zor elbet.  Zaten yüreği aşkla yoğrulanların hayatları hep çile ile geçmiştir. İşte Karakoç'ta bunlardan biri olup köyünde Mihriban?da tattığı o samimi aşktan sonra zindan şehirlere göç ettiğinde  ?Kuşların göz bebeğine Hak yol İslam yazacağız? diyecek kadar çile rüzgârının ortasında bulur kendini. Zaten çile rüzgârında savruldukça aşk kâğıda dökülemez deyip İslam bülbülü kesilirde.

         İşte Karakoç bu ya, gözünü daldan budaktan sakınmayan tavrıyla; 12 Eylül öncesi Türkiye'nin üzerinde leş kargaların üşüştüğü hengâmede milletin bağrından çıkan gençliğin ruhuna şiirleriyle terennüm etmiş bir ağabeyimiz olarak adından söz ettirecektir. Ülkü Yolu Gençliği meydanlarda ? Kanımız aksa da zafer İslam?ındır? haykırdıkça o da kalemiyle bu haykırışa kayıtsız kalmayıp  ?Kör dünyanın göbeğine Hak yol İslam yazacağız? diyerek eşlik edecektir.

         Âlemde her ne varsa  ? Hak yol İslam yazacağız?  soyadına yakışır mizacıyla bir yandan dağın vadisinde Karakoç, bir yandan taşın gediğinde Karakoç,  bir yandan suyun akışında Karakoç,  bir yandan nebatatın filizlenişinde Karakoç olurken,   öte yandan Allah?ın rahim sıfatının yüzü suyu hürmetine Abdurrahim adıyla da merhamet abidesi Mihriban?ımız olur. O aynı zamanda bu manada oğluna ?Türk İslam? adını vermekle örnek babacan tavrı sergilemeyi de ihmal etmez.  Zaten şiirlerini okuduğumuzda o?nun hem Yavuz yanı,  hem de Yunus yanı gözlerden kaçmayacaktır. Dışarıdan gözlemleyen bir insan onu normal halktan biri sanır, asla şair yanı akla gelmez. Zira oğluna ?Ben nerede ölürsem orada defnedin, memleketimin dört bir yanı Müslüman?dır? diyebilen ruh iklimiyle yoğrulmuş buram buram Türkiye sevdası şairimizdir. O, hiçbir zaman fildişi kulelerden insanlara seslenmedi, bilakis yaşadığı coğrafyanın bam teline şiirleriyle Anadolu?ca dokunarak soluğumuz oldu. Kelimenin tam anlamıyla şu fani dünyanın o aldatıcı şaşaasına kapılmadan Anadolu?ca kalmayı bilen bizden biridir.  Medya önünde görünmeyi pek sevmezdi, hep arka planda halk gibi kalmayı yeğledi. O?na da o yakışırdı zaten. Şöhretin afet olduğunu çok iyi biliyordu,  geçici olana değil kalıcı olana talipti.  Bu yüzden sade bir hayat yaşamayı ilke edindi hep.  

            Evet,  ekranlara çıkıp boy göstermek tabiatına aykırı bulurdu. Sadece o?nu bir iki rica minnet, hatıra binaen birkaç programda görmek mümkün olabiliyordu. Tıpkı aşkın kâğıda dökülemeyeceği gibi,  şiirinde sokaklarda ıspanak fiyatına pazara dökülemeyeceğinden hareketle kendisini halktan biri olarak gösterdi. Asla kendini bir şair olarak ifşa etmemiştir. Nitekim çoğu insan Mihriban?ı yazan şairin Abdurrahim Karakoç olduğundan bihaber kalır. Bilinen tek şey Musa Eroğlu'nun bestesi olduğudur. Oysa bestelenen sadece Mihriban şiiri değildi.  Bu hususta Hasan Sağındık Abdurrahim Karakoç'un şiirlerine yer vermekle çok büyük bir iş çıkaracaktır. Bu yüzden hakkını yememek gerekir. İşte Hasan Sağındık?ın bestelediği şiirlerden bazıları şunlardır:

          ?Beşinci Mevsim, İsmail?ce, Geç anladım, Kimin Dünyası, Kıyas, Sevgi yetmiyor, Hazır ol, Siyah Ağıt, Canımız Kurban, Otuz Yıl Önce, Bebeğe İhtar, Bağışla Beni, Soylu Bir Destan, Seni Düşünürüm, Dosta Doğru, Seni Aradım, Aynaların Ötesi, Gönlümdeki Gurbet, İsyanlı Sükût, Anadolu Gezisi, Dün Gece vs.?  ,

           Ne diyelim, yukarıda sıraladığımız her bir şiirin başlıklarına baktığımızda bile Karakoç ağabeyimizin ruh dünyasını ortaya koymaya yetiyor. İyi ki de Hasan Sağındık,  şiirlerini besteleyip klip çıkarmış, bu sayede fikri hür, gönlü sevgiyle dolu pek çok insanın yüreğine su serpmiş oldu.

        Gerçektende Abdurrahim Karakoç bizden biri ağabeyimizdi.  Bizatihi yakından birebir şahit olduğum birkaç anekdot Karakoç?un nasıl bir mizaca sahip olduğunu göstermeye yetecektir.  Şöyle ki;

       Gündüz gazetesinde araştırma ve inceleme yazılarını amatör ruhla yazmaya başladığımda Abdurrahim Karakoç ağabeyimi yakından tanıma fırsatı doğdu bana. Ara sıra Gündüz gazetesine yazılarımı vermek için gittiğim mekânda kendisiyle karşılaştığımda bana birçok tavsiyeleri olmuştur. İlk yazmaya başladığımda kendi adımla yazmaya başlamıştım. Karakoç ağabeyimin bana ilk tavsiyesinin gereği kamu hizmeti vermem hasebiyle müstear isimle yazmak oldu. Böylece o?nun tavsiyesini başımın tacı yapıp oğlumun adıyla fikri çalışmalarıma hız verdim. Yetmedi her karşılaştığımda sürekli bana yılmadan usanmadan yazma noktasında teşvikleri oldu. Tıpkı William Forrester gibi yazı yazmaya başlamanın ilk kuralı düşünmek değil yazmak olduğu noktasına dikkatlerimi çekmiştir. Böylece ilk yazma kuralının düşünmeksizin kalbi bir bağla yazmak olduğunu, beynin ise ikinci basamak olduğunu idrak etmiş oldum. Bundan öte bizim gibi ilk defa eli kalem tutan insanları adam yerine koyup muhatap alması o?nun ne kadar ince bir ruh sezgisine sahip bir ağabeyimiz olduğunu gösterir. Bu anlamda Gündüz gazetesi benim için Abdurrahim ağabeyimi yakından tanımama vesile olan bilgi dağarcığımı geliştiren bir ocak olur da. Öyle ki O, gençlerle genç, akranlarıyla akran, ihtiyarla ihtiyar olabilen son derece mütevazı bir mizaca sahip ağabeyimiz olarak hafızalarımıza kazındı. Doğrusu nerden bilirdim ki bir gün gelip şiirleriyle hissiyatımızın her alanına tercüman olan ağabeyimizle aynı gazetede beraber yazı yazacağımı. Elbette ki bilemezdim. Bu yüzden ?Bu lütfü bahşeden Yüce Allah?a ne kadar hamd-u sena? da bulunsam azdır.  

        Hele Abdurrahim Karakoç ağabeyimle gazetenin dışında karşılaştığım bir hatıram var ki, bir ömre bedel dersem yeridir. Günlerden bir gün eve gitmek üzere Beşevler durağında Sincan/Fatih 520 no'lu halk otobüsüne bindiğimde Abdurrahim ağabeyimle göz göze geldiğimde adeta çocuklar gibi çok sevinmiştim. Nasıl sevinmeyim ki, halkla iç içe olmuş ağabeyimle karşılaştım. Üstelik her ikimizin de ineceği durağın yaklaşık 40 dakika sürmesi benim için asla unutamayacağım hatıra olacaktı.  Gerçekten halk otobüsünde 40 dakikalık hasbıhal edişimiz kayda değer bir hatıradır.  Düşünebiliyor musunuz? Ankara?nın o alışık randevu sisteminin dışında halk otobüsünde kendi tabi mecrasında seyreden Karakoç ağabeyimle hasbıhal etmek bir ömre bedel tevafuktur. Ancak kutsal topraklara Hac farizasını yerine getirmek için gidip Türkiye?ye dönüşünde bir türlü fırsat bulup zemzemini içememem içimde hep ukde olarak kalmıştır. Keza hastalığında ziyaret edemeyişimde öyledir.  Neyse ki Konya Selçuk hastanesinde taburcu olup Ankara'ya döndüğünde telefonla geçmiş olsun dileklerimi bildirmek için aradığımda o güzel ses tonunu işitmem içimde kalan ukdeyi bir nebze olsun gidermeye yetmiştir. Aynı zamanda o ses tonu benim için son sözlü buluşmanın yanı sıra ardından kalan en son hatıram olarak kalacaktır. Zira Gazi Hastanesine yoğun bakıma alındığında ziyarete gitmek için aradığımda bu sefer telefonda oğlu vardı. Artık karşımda Abdurrahim ağabeyimin sesi yoktu,  duyduğum ses oğlu Enderhan?ın sesiydi.  Ziyaret etmek istediğimi bildirdiğimde yoğun bakımda olduğunu, ziyarete açık olmadığı cevabını almıştım. İşte o an içime düşen kor ateş;  Abdurrahim ağabeyimin üç aylarda vuslata kavuşacağı hissidir. O;  üç aylara üç tuğ ve üç hilal gözüyle bakardı. Bilirdi ki; üç hilal Recep, Şaban ve Ramazan demekti.  Derken o kutsal bildiği üç ayların başlangıcı Recep ayı ile birlikte cuma vakti sevenlerin omzunda son yolculuğuna uğurlanıp, Allah'a vuslat hâsıl olur.

      Velhasıl; O dış dünyamızda Yavuz?umuz, ruh âlemimizde çiçek  açan  Mihriban?ımızdı.

       Ruhu şad olsun.

https://enpolitik.com/kose-yazisi/1223/olum-bir-mihriban

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM