MEHMET AKİF ERSOY

Eklenme Tarihi: 27.12.2017 13:39:39 - Güncellenme Tarihi: 12.08.2020 03:05:41

   

   Çok çetin yıllardı elbet. Öncesinde II. Mahmud ve III. Selim?in girişimleriyle başlayan yenilik hareketleri, sonrasında Tanzimat'la doruğa ulaşan batılılaşma hevesi, en nihayetinde Avrupa'nın Osmanlıyı tasfiyeye karar verdiği hengâmede bana dokunmayan bin yıl yaşasın zihniyeti bir hastalıklı tabloyla yüzleşiverdik. Önümüze öyle bir tablo çıktı ki tüm vatan sathı işgal altındadır artık. Oysa her şart altında iri olmak, diri olmak ve bir olmak esas olmalıydı. Maalesef elde avuçta hiç bir şey kalmayınca  ?Eeh! Ne yapalım kaderimiz buymuş? deyip umutsuzluğa kapılmışız. Sadece işgal güçlere karşı içten içe hayıflanmakla yetinmişiz. Ne zaman ki tehlike kapıya dayanmış, işte o zaman işin vahametini idrak eder olmuşuz. Buna ister teselli bulmak denilsin, ister uyku sersemliğinden hayata dönüş denilsin sonuçta ortada bir işgal eden bir güç var, birde işgal edilenlerin acziyet içerisinde dona kalışı var.  Neyse ki böyle bir elim vaziyette yüreklere su serpecek, batılılaşmanın yozlaşma olduğunu haykırıp kendini rehavete kaptırmamış bir ruh devreye girerde bir nebze olsun soluk alabildik. Hiç kuşkusuz o haykırışı gönüllere nakşeden ruh Mehmet Akif?ten başkası değildir. O ne Tevfik Fikret, ne de Yahya Kemaldir,  hürriyet abidesi bülbülümüzdür o.  Bir başka ifadeyle ne Tevfik Fikret gibi kendi kabına çekilen bir ruh seciyesi, ne de Yahya Kemal gibi kendini mazinin o muhteşem hayaline kaptıran bir ruhtur.  Bilakis her iki halet-i ruhiyenin ötesinde zor olana talip olacak bir ruhtur. Yani her çileyi göğüsleyecek bir ruh abidesi tavır ortaya koyan şahsiyettir.  Öyle ki, bu ruh seciyesinde halkın kaderine razı haline son verecek ?Kükremiş sel gibiyim, bendimi, çiğner aşarım. Yırtarım dağları enginlere sığmam, taşarım? dizeleriyle tarihe sığmayan destanın bülbülü olmanın ötesinde kuva-yı milliye ruhu aşılamak vardır.  Hele bülbülün o gür seda sesi gök kubbede yankılandıkça milletin gönül tahtında derhal etkisini gösterir de. Derken suskunluğa bürünmüş bir ülke patlamaya hazır volkana dönüşür bile.

         Malum,  Akif hasta yatağında bitkin ve bitap düşmüş imparatorluğun ayakta durabilmeye çalıştığı dönemde İstanbul?un Fatih semtinde doğdu (1873). Annesi Buhara kökenli Emine Şerif Hanım, babası Arnavut kökenli Kosova'nın İpek kentinden Mehmet Tahir Efendinin izdivacıyla dünyaya gelen bir ailenin can evladıdır. Yani, bu demektir ki bir yanı Rumelili, diğer yanı Orta Asyalıdır. Bir başka ifadeyle her iki manevi iklimin ruh seciyenin fıtratıyla doğup büyüdüğü İstanbul Fatih semtinin kültür dokusunu yüreğinde hissedip çağın çilesini sırtlanan bir aksiyon sestir o.  Yeri geldi gazeteci, yeri geldi şair, yeri geldi hafız, yeri geldi eğitimci, yeri geldi milletvekili olarak karşımıza çıkan çok yönlü bir kişiliktir. Hiç kuşkusuz onun çok yönlü ve donanımlı olmasında birinci derecede babasının katkısı söz konusudur. Düşünsenize annesi çocuk yaşta medreseye vermek istese de,  babası Fatih cami medresesi müderrislerinden bir zat olması hasebiyle bu alanla ilgili eksikliği bizatihi kendisi gidereceği düşüncesiyle itiraz edip sırasıyla Fatih İptidai mektebi, Fatih Merkez Rüştiye ve Mülkiye İdadi?ye (liseye) kaydını yaptıracaktır. İyi ki öyle yapmış ardından inançlı, aynı zamanda Garbın afakını saran çelik zırhıyla caka yapmaya kalkıştığı yeni gelişmeler karşısında iman dolu göğsü yüreği ve bülbül sesiyle karşı koyacak cesur bir evlat bırakmış olur. Elbette ki böyle bir babaya can kurban, bakın okula kayıt esnasında cebinden çıkardığı kesesinde para çıkmayınca saatini rehin verecek kadar ufuk sahibidir.  Ne var ki Akif, Mülkiye okuluna devam ettiği sırada babasını kaybedecektir (1888), akabinde ailece birlikte geçirdikleri acı ve tatlı hatıraları bağrında taşıyan ev de yanıp kül olur. Kim bilir belki de acılar, çileler bizim bilmediğimiz nice hikmet dolu hadiseler Akif'in ruh dünyasını dahada kavileştirsin diye Allah hakkında böyle murad etmiş. Nitekim O'nun; ?Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar? karşısında ?Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var?  meydan okuyuşu var ya,  onun tüm ruh halini ortaya koymaya yeter artar da.  Artık bundan böyle babasından yoksun eğitimine devam edecek, ama bir an evvel meslek sahibi olması da gerekiyordu.  Ki, devam ettiği yüksek okulu bırakıp bir yıllık yatılı Halkalı Baytar ve Ziraat mektebine (Tarım ve Veterinerlik Okulu)  kayıt olur.  Tabii Baytar Okulu deyip geçmemek gerekir, bu okulun önemli şahsiyet siması Rıfat Hüsamettin Hocayla tanışır ya, bu yetmez mi?  

             Evet, Rıfat Hoca mikrobiyoloji bilim dalını coğrafyamıza kazandırmış bir bilge şahsiyettir. İşte böyle bir hocanın şahsında okuduğu mektebin ayrıca dini bütün bir eğitim yuvası olması da Akif?e yeni bir derinlik katacaktır.  Zaten mezun olduğunda da İstanbul?da Baytar müfettişi muavini olarak göreve başlayacaktır. Bu sayede görev icabı dört yıl boyunca Rumeli?de, Anadolu'da, Arabistan?da bulunacak, derken Hac farizasını da yerine getirecektir. Hatta bu ufuk turu yolculukta Tuna boylarında, Üsküp'te, Arnavut'ta, Vardar Ovasında soluklamakta vardır. İyi ki de soluklamış,   zira ufuk turu yaptığı her bir diyarda tarihle hemhal olur da.  

            Yaş yirmi beş olduğunda Mehmet Emin Beyin kızı İsmet Hanımla dünya evine girecektir. Bu evlilikten nur topu üç kız, iki erkek evlat doğa gelir. Hiç kuşkusuz evlendiği yıllarda da faaldir,  bilhassa gazetelerde yayınlanan makale ve şiirlerin yanı sıra mezun olduğu Halkalı Ziraat mektebinde kompozisyon hocalığıyla dikkat çekecektir. Daha sonraki dönemlerde Darülfünun Edebiyat Fakültesi (bugünkü İstanbul üniversitesi) hocalığına tayin olduğunda ise öteden beri zihninde düşlediği o Asım?ın neslin yetişmesi için emek sarf edecektir. Öyle ki dergi ve gazetelerde yayınlayacağı şiirleri ve Safahat kitabının ana teması Asım?ın nesli yürek duruşu ilerisinde bir milletin topyekûn uyanışına ve istiklaline vesile olacaktır.  Gerçektende yediden yetmişe tüm cümle âlem o muhteşem istiklal ve hürriyet destanına şahit olduğunda Batı?nın o çok övündüğü çelik zırhlı duvarı, Türk'ün iman dolu aşkına mağlup olur da.  Ve bu şahlanış İstiklal marşıyla taçlanır da.

              Ancak uyumaya yüz tutmuş bir milleti yeniden uyandırmak pekte kolay olmadı. Zira 93 Harbi,  Trablusgarp (1911), Balkan savaşı (1912), I. Cihan Harbi ve daha nice badireler atlatıldıktan sonra ancak pembe şafaklarla buluşabildik. İşte bu noktada Bilge Kağan?ın ?Ey Türk titre ve kendine dön?  çağrısını Akif'in ?Korkma sönmez bu şafaklarda al sancak?  haykırışıyla yeniden hatırlayıp kendimize geldik. Her bir mısra diriliş muştumuzdu çünkü.  Sonuçta milletin bağrından çıkmış can yürekti o. Hele yedi düvele karşı verilen mücadelede onun o coşku dolu şiirleri ve karış karış gezdiği Anadolu camilerinde verdiği vaazları var ya, bir milleti ayağa kaldırmaya ziyadesiyle yetmişti. Malum, öyle mısralar var ki etki gücü kendisiyle sınırlı,  öyle mısralar da var ki,  uyuyan bir milleti uyandırıp cepheden cepheye koşturabiliyor. İşte o bülbül misali çağladıkça ?bir ölürüz bin diriliriz? bir hayal değil hakikatin tâ kendisi destan oldu. Ne var ki bülbül çağlayanımız Milli Mücadele zaferinin ardından taşlar yerine oturduğunda aynı ruh ve heyecanı görememenin hüznüyle incinmiş olsa gerek ki; vatanından uzak diyarlara hicret edecektir. Sanki kanadı kırık bir kuş misali Mısırda o engin ruhuyla artık baş başadır. Üstelik bu baş başa kalışta açlık, yokluk, sefalet ve kendi haline çekilmişliğin vermiş olduğu buruklukta vardır. Artık bülbül ruhen taş kesilmişti,  öyle ki  ?Siper et gövdeni? diyemeyecek kadar donuktur. Akif, Milli Mücadele Destanı öncesi göğsünü siper edecek kadar çağlayan bülbülken,  Milli Mücadele Destanı sonrası donuk taş kesilmişti. Bu arada tüm sevenler de onunla birlikte taş kesilir de.

             Ona belki de en acı gelen yaşadıkları değil, Ankara?da Taceddin Dergâhının yanında kaldığı evde kaleme aldığı  ?Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın?  dediği topraklardan uzak diyarlarda bir deri bir kemik halde hasta yatağında kendi haline terk edilmiş olmasıdır.  Ne zaman ki tedavi için gelmek şart olur,  ancak o zaman İstanbul'a gelmek zorunda kalır. Ama artık vakit çok geçti. Çünkü siroz kronikleşmişti.  Derken Allah?a can borcunu epey zamandır uzak kaldığı Türkiye?de teslim edip böylece sevenlerin omzunda ebedi istirahatgahına uğurlanır. O şimdi Edirnekapı şehitlik mezarlığında medfun.

              Ruhu şad olsun.

https://enpolitik.com/kose-yazisi/1848/mehmet-akif-ersoy

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM