Gelin canlar bir olalım

Eklenme Tarihi: 06.04.2018 06:17:51 - Güncellenme Tarihi: 13.08.2020 02:10:22

     Canların bir arada hemhal olması ancak kardeşlik şuuruna ermekle mümkündür. Bakın Allah Resulü (s.a.v) ?Birlikte rahmet, ayrılıkta azap olacağını? beyan buyurmakla ayrılık ve gayrlığın bir felaket olacağının ilk sinyalini vermiştir. Zaten bu buyruktan hareketle tüm müminler birbirlerine alçak gönüllü, dışa karşı da çetin olmak durumundadır. Aksi halde ne birlikten söz edebiliriz ne de dirlikten.  İşte bu yüzden Hünkâr Hacı Bektaşi Veli şu çağrıyı yapmıştır;

       ?Bir olalım, iri olalım, diri olalım

        Gelin canlar bir olalım? diye.

        Madem öyle,  bize de o büyük velinin çağrısına icabet etmek düşer.

        İcabet edelim ki üzerimize leş kargaları üşüşüp de kardeşliğimize halel getirmesin.  

        İcabet edelim ki bu kutlu seferde kınayanın kınamasına ve her türlü zorba güçlerin hışmına aldırış etmeksizin yüzümüz ak, gönlümüz pak, elimiz açık olsun.

        İcabet edelim ki bize tepeden bakanlara karşı başımız yere eğilmesin.

        İcabet edelim ki bu kutlu yolda sonsuzluk kervanına güç katacak fisebilillah   ?sefer der vatan? olabilelim. Zira yeni ufuklara birlik ve dirlik ülküsünü şiar edinenler kanatlanabilir.

         Düşünsenize nice zamandır birliğimizi ve dirliğimiz bozmaya yönelik her türden entrikalar bu ülkenin kara bağrına saplanmış bir hançer yarası olarak kaldı hep. Olsun yinede bize düşen yedi düvele karşı her daim ?Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğnerim aşarım, yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım? iman dolu göğsümüzle bir olduğumuzu, iri olduğumuzu, diri olduğumuzu göstermek olmalıdır. Bundan da daha ötesi dirayetimizi ve kararlılığımızı her durakta, her nefeste ?sefer der vatan? için zinde tutmak gerekir.  Zinde tutalım ki son nefesimiz hüsn-ü hatime,  beyaz kefenimiz de Şeb-i arus gelinlik olsun. Şayet ömürde bir kez olsun candan ?? der ve şayet her nefeste ?Huş der dem? üzere,  yani nefesimizi boş yere tüketmemek? üzere yaşarsak, biliniz ki o candan alınan ?Hû? nefesler sayesinde mahşerde de ?Bir? olacağız demektir. Nasıl ki 12 Eylül öncesi Yusuf Yüzlüler dur durak bilmeksizin İlay-ı kelimetullah için bu kutlu yola baş koyup Mevla?ya canlarını adamışlarsa, pekâlâ bizlerde her durakta 'Bir olmak?,  ?Diri olmak? uğruna kendimizi Hakka adayabiliriz. Hatta birlik tutkusunu en üst doruk noktada tutmalı ki birlik ve dirlik ruhunun remzi Ravza-i Habîbi?inin Gülü ve yaprağı gönül dünyamızda solmasın. O halde daha ne duruyoruz,  tez elden birliğimizi ve dirliğimizi daim kılıp kutlu makamlara ulaştırmak zamanıdır.  Öyle ya madem Yüce Allah zamandan ve mekândan münezzehtir, o halde şimdi gönül seferberliğine koyulmak zamanıdır. Bir an evvel yola koyulalım ki her durakta, her menzilde gönül sultanların yollarıyla yolumuz kesişmiş olsun. Böylece yedi kat göklerde bedenimiz akkor kesilip o kutlu makamlara ne öfke, ne kin, ne de riya yaraşabilsin. Hiç kuşku yoktur ki o kutlu makamlara ancak Sadıklar, Sâbikûnlar, Muhsinler ve alınlarında şehit mührü olan Alperenler ve Gazidervişler ulaşabilir.

         Ne mutlu makamı bin şeref olanlara.

         Ne mutlu Makam-ı İbrahim?den gelen çağrıya uyupta o yüce makamlardan gelen himmet-i ula ile müşerref olup Arafat?ta  ?Bir? olanlara. Tabii sadece Arafat?ta ?Bir? olmak yetmez,  bunun yanı sıra Gönül Sultanlarının rehberliğinde Merve ve Safa arasında ?Hamdım, yandım, piştim, kül oldum? mertebelerinde say yapmakta gerektir. Say yapmalı ki vuslat hâsıl olsun. 

          Gelin canlar bu kutlu seferde öyle birlik ve diriliş tutkusuyla say yapalım ki; sevgilinin bir bakışı gönlümüzü mest edip diri tutmaya yetsin. Şayet birlikten ve dirlikten uzak şu fani dünyada başıboş avare avare dolaşır ve boş yere nefes tüketirsek Allah korusun gönül dünyamız ışıksızlıktan virane olacaktır.  İlla ki gönül dünyamızın  ?Hamdım, yandım, piştim, kül oldum? mertebelerinden geçmesi gerekir. Bu mertebelerden geçelim ki, aşkın gözyaşı seli galebe çalıp hayırlar feth ola şerler def olsun.  Şerler def olsun ki; birliğimiz ve dirliğimiz kıyamete dek daim olsun.

          Evet, aşkın o gözyaşı selinden zerre miskal nasiplenmeyenler maalesef bu topraklarda her on yılda bir darbe yaparaktan birlik ve dirlik tutkumuza gölge düşürmek için pusuya yatıp boş anımızı kollamışlardır. Gerçekten de kendi öz vatanımızda parya durumuna düşürülen kayıp neslin yaşadığı o izdiraplı yıllardan bugünlere gelmek hiçte kolay olmadı. Adını anmak bile istemediğimiz o karabasan yıllar; ?artık yetti gayri canımıza tak? dedirttirecek cinsten yıllardı. Malum, o yıllarda önce tarihimize ve mukaddesatımıza dil uzattılar, sonra ellerinde tüfeklerle gelip tarih boyunca kardeşçe bir arada yaşadığımız Türk?ü, Kürdü, Çerkez?i, Laz?ı ayırmaya çalıştılar. Oysa biz ayrılık ve gayrilik nedir bilmezdik, doğrusu kardeşçe birlik ve dirlik içinde yaşadığımız için bilmezdik.  Bir zamanlar nasılda biz ceylan bakışlarla birbirimiz severdik. Üstelik bu sevgi seliyle hep birlikte 'Bu cennet vatana canımız feda olsun' deyip gönül bahçemizi güllerle donatırdık. Hatta bunla da kalmayıp hemen herkesi gönül hoşnutluğuyla bağrımıza basıp otağımızda ağırlardık hep. 

        Aman Allah?ım neydi o günler, hiç tereddütsüz  'Eski Türkiye' zihniyetinin milletimize kayıp yıllar yaşattığı o kadar net ortada ki,  bugün olmuş halen o kâbus dolu yıllarda yaşanılanları unutmuş değiliz.  Unutmak ne mümkün,  dedik ya maalesef o yıllarda 'Yeni Türkiye hedefine kilitlenmek, dost olmak varken, dirice yaşamak dururken yüreklerimize 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat darbelerle içimize öfke ve ayrılık tohumları ektiler. Ektiler de ne oldu, sonunda kendileri bile jurnallikleriyle kala kaldılar.  Şart mıydı zinde mihraklara maşa olmak ya da işbirlikçi olmak?  Allah bir, Peygamber bir, Vatan bir, Bayrak bir demek varken bizi bölüp parçalamak için fırsat kollayan güçlerin maşası olmak neyin nesiydi doğrusu şaşmamak elde değildi. Her türden darbeye alet oldular da ne oldu,  sonunda 15 Temmuz destanıyla kazanan derin milletin derin sinesi oldu ya.

          Şurası muhakkak her yapılan darbe bu ülkeye çok büyük kayıp zamanlar yaşatmıştır. Hele bilhassa 12 Eylül darbesiyle Yusuf Yüzlüleri zindana atıp kıydılar da. O yılları yaşayanlar çok iyi bilir ki; gerek 12 Eylül öncesi gerekse sonrasında Yusuf Yüzlüler her türden dayanılmaz işkencelere tabi tutup mahpusa atılmışlardı, olsun onlar yine de gönül seferberliği tutkusuyla davalarından pes etmeyip 'Hep Birlikte Türkiye?yiz' diye haykırmasını bildiler ya.  Ama gün geldi bu haykırışları da duyamaz olduk.  Çünkü bu ülkenin yiğit evlatlarına annelerinin cennet ayaklarını doya doya öpmelerine fırsat verilmeden kendi öz yurdunda parya edilip sesleri kıstırılmıştır. Derken o elim günlerden geriye leş kargaların üşüştüğü sadece içi boş bir ülke kaldı.  Ta ki tüm umutların tükendiği noktada bu doğurgan topraklarda yeniden bir umut ışığı yeşerdi de 15 Temmuz destanıyla yeniden kendimize gelebildik.  O zinde güçler sanıyorlardı ki bize ait olan değerleri yerle bir etmekle bu ülkenin ebedül ebed kalıcı efendileri olacaklar,  ama kazın ayağı hiçte öyle çıkmadı.  Hani bizim şu meşhur ?Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste? bir atasözümüz var ya, gerçektende bu atasözümüz geçte olsa yerini bulup Ergenekoncuların ve İhanet Çetesi Paralel örgütün kalbinden vurdu da. Hatta bir kısmı da kaçacak delik arayıp,  kimi yurtdışında, kimi Silivri?de, kimi Pensilvanya?da, kimi Kandilde soluğu aldı. Sonuçta nereye kaçarsalar kaçsınlar er geç mazlumun ahı kaçanlarında elbet inlerine kadar girip Fırat Kalkanımızla Zeytin dalımızla perişan oldu ya, bu yetmez mi. Hiç endişeniz olmasın defterlerinin dürüleceği günler pek yakın, bunan inancımız tam da.

        Evet, mahpushane ihanet çete mensuplarına zindan olurken, hiç kuşkusuz mazlumlar içinse Yusufiye medresesi olmakta.  Tabii Yusufiye aşkını ruhunda hissetmeyenler Yusufiye medresesi nedir bilmez. Kaldı ki bu ruhtan bigâne kalanlar hak hukuk gibi temel kaideleri de idrak edemez. Nasıl idrak etsinler ki ruhsuz adamların rozetleri cüsselerinden büyük, bunlar bir eli yağda bir eli balda kelli felli adamlardır. Dedik ya,  mazlumun hak hukukunu gözetmek ancak hayatını birlik ve dirlik tutkusuyla tanzim edenler idrak eder. İşte bu yüzdendir ki onlar gönüllerde Yusuf Yüzlüler olarak anılır hep.  Ki;  Yusuf Yüzlüler Cemil Meriç?in ?Bu Ülke?sine yeni bir soluk aldırmanın muştusuyla hareket edip kendilerinden sonraki kuşaklara birlik ve dirlik tutkusunu tattırmak için mücadele vermişlerdir. Her ne kadar onlar mücadele ettiği dönemlerde pek kıymetleri fark edilmiş olmasa da tarih onları çoktan altın sayfalarına kaydetti bile.  Nasıl kayda geçmesin ki, öz vatanında birlik tutkusuyla soluklamak istediklerinde hep bir yanları aksar halde soluklamışlardır. O günler, zor günlerdi elbet, virane olmuştu her yer. İşte virane olmuş döküntü ve yıkıntılar arasında dedelerinden miras kalan küllenmeye yüz tutmuş bir kaç kitap, bir kaç tarihi eserlerle ülkemizi iri ve diri tutmaya çabalamanın mücadelesini vermişlerdi.

          Peki ya sırça köşklerde hayat sürüp kendini efendi gören kesim ne yaptı dersiniz? Malum, bu kesim fildişi kuleden başımızda hep boza pişirdiler. Böylece üzerimize serptikleri ayrılık ve gayrilik tohumlarıyla bu güzelim ülkemizi altını üstüne getirdiler. Ama boza pişirmekte bir yere kadardır, bu devran hep böyle sürüp gitmezdi ya, her inişin bir yokuşu olduğu gibi her düşeninde yerden kalkacağı bir doruk nokta olmalıydı elbet.  Nasıl mı? İşte bu ülke insanı yeniden kendi ruh köklerine döndüğünde gözlerinin ışıldadığını ve kararmış ruhunun parladığını hissetti de.  Hissettikçe de bu ülkenin asıl sahiplerini her seçimde iktidara taşımasını bilmiştir. İyi ki de taşınmışlar, böylece umuda yolculuğumuz kesintisiz daim hale gelir oldu.  Değil midir ki Yusuf?u düştüğü kuyudan çıkaran o umuttur,  keza Üveysü?l Veysel Karani?yi bir kez olsun Habib?i Erkemi görme aşkına Yemen çöllerine salanda o umuttur. Bu yüzdendir ki,  umuda yolculuğumuz ezelle ebed arasında örülmüş bir çizgide daim olacağına inancımız tamdır.  Nasıl tam olmasın ki,  Yusuf Yüzlülerin iki kaşı arasından saçılan o umut ışığı bizim içinde bir tutku ışıktır.        

           O tutku ışık ahır ömrümüzde bize şunu da gösterdi;  

           Meğer hiç bitmeyecek denen 28 Şubat Postmodern darbeyle ninelerimizin başörtüsünün üniversitelerde kapı dışarı edilme hadisesi bir yere kadarmış.  Zulüm nerede payidar olmuş ki bu cennet vatan Türkiye'de de olsun. Besbelli ki çaresiz mazlumların ahı gök kubbede yankı buldukça,  ülkemiz üzerinde oynanan bir takım kirli operasyonlar eninde sonunda fiyaskoyla neticelenebiliyor. Ancak şu da var ki fiyaskoyla neticelenen her bir tezgâhlanmış oyun bir başka zamanda bir başka yeni sürümüyle karşımıza çıkabiliyor.   Nitekim kırk yılı aşkındır Doğuda ve Güneydoğuda sürdürülen şer oyun bunun en bariz delilidir. Yani şimdi bizi yeni oyunda PKK terör örgütünün işlediği cinayetlerle can evimizden vurmak istiyorlar. Bakalım bu çirkin tezgâh nereye kadar sürdürülecek.  Onlar kirli tezgâhlarında oyun kura dursunlar, bize de her türlü çirkin oyunları bozmak düşer.  Dün nasıl ki umuda olan yolculuğumuzda önümüze konulan irtica yalanı sürümünde milletimizin derin sinesiyle oyunlarını bozup kurtulduysak, pekâlâ bugünde umuda yolculuğumuzda Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtımızla PKK şer örgütünü hezimete uğratmaktan ve 2023 aydınlık Türkiye hedefimizden bizi alıkoyamayacaklardır. İç ve dış karanlık güçler ne oyun kurarsalar kursunlar şunu iyi bilsinler ki bizi birbirimize asla düşüremeyeceklerdir, hiç kuşkunuz olmasın yine milletimizin derin sinesi kazanacaktır. Şunu iyi bilsinler ki; Türkiye Sevdalılarını Yusuf?un düştüğü zindana atsalar da, birlik tutkumuz zalime korku, mazluma umut olmaya devam edecektir. Bu öyle bir umut ışığıdır ki, Yunusçasına sevgiden anlamayanlara karşı Yavuzcasına tavrın tâ kendisi bir ışıktır.       

         Allah?a çok şükürler olsun ki,  bu ülkeye gönül verenler hiçbir dönemde umutsuzluğa kapılıp inancını yitirmedi, yitirmez de. Bakmayın siz öyle bu ülke sevdalıların ara sıra sessiz durgun göründüğüne,  yeri geldiğinde derin güçlerin planlarını bozup bir kalemde silebiliyoruz. İşte görüyorsunuz yerinden doğrulup kendine geldiğinde neler yaptığını. Gerçekten de biz bunu kendi öz yurdumuzda bizleri parya duruma düşüren kendini seçkinci sanan bir avuç güruhun soluğu Silivri'de alışından,  yine dost görünüp de sinsi sinsi bizi sırtımızdan hançerleyenlerin soluğu Pensilvanya?da alışlarından biliriz.

          Şurası muhakkak; acısıyla tatlısıyla geçmişten bugüne çok büyük bir tecrübe birikimi edindik,   yeter ki bu tecrübe birikimimiz unutulmayıp ders alınsın, bak o zaman çağlar üzerinde sıçrayacak konuma gelmemiz an meselesidir diyebiliriz. Yeter ki doğru yol?u Hak?ta görülsün bak o zaman birlik ve dirlik davamız nişanımız olacaktır. Çünkü bu kapı birlik ve dirlik kapısıdır. Bu kapıdan girene zeval olmaz,  zeval da ne söz, bilakis can yürekler sevgi deryasında iri olur diri olur da. Hele bir insan bu kapıdan içeri girmeye dursun, bir bakmışsın iyi günde kötü günde her halükarda kimsesizlere canan-ı canan olup kol kanat gerer de.  Bu yüzden bu kapıya gelene Mevlana kucak açılıp can kurban denilir de.  Niye denilmesin ki, hepimiz iri olmak,  diri olmak ve her şeyden önemlisi kardeş olup bir olmak için varız.

        Velhasıl; Birlik ve dirlik tutkusu  ?Mevlana?ca; ?Ne olursan ol yine gel? diyebilmektir.

              Vesselam.

https://enpolitik.com/kose-yazisi/2120/gelin-canlar-bir-olalim

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM