Fanatizm mi, diriliş mi?

Eklenme Tarihi: 26.04.2018 06:16:04 - Güncellenme Tarihi: 14.08.2020 16:21:50

                Kendilerini mücahit sanan birtakım radikal Müslüman akımlar, aslında giriştikleri eylemlerle, anti medeni tutum sergilemekteler. Şu bir gerçek çağımızın bedevileri olduklarının ya farkında değiller ya da hüsnü kuruntu içerisindeler, her neyse kendilerini ne zannediyorlarsa çokta fark etmez, sonuçta düşman bellediği kesimlere karşı güç gösteriminde bulunmakla İslâm toplumunu töhmet altına aldıkları besbelli. Tabi bu gerçekleri dile getirenlerin çok ağır ithamlara maruz kalacağı da işin bir başka hazin yanı. Bu yüzden radikal gruplarla çok kere fikri tartışma büyük bir risk teşkil edebiliyor. Çünkü hemen her şeyi kimlik kategorisinde sorgulayıp meseleyi iman konusu hale getirmekte pekte mahirler. Hele ehlisünnet yolunu düstur edinmiş bir Müslüman?la karşılaştıklarında hemen sorguya çekip kâfir ilan etmekten de beis görmezler. Hiç kuşkusuz Hariciler tarihte bunun en tipik misalini teşkil eder. Malum, Hariciler çöldeki başıbozuk ve nizamsızlığa duydukları özlemi, Kur'an ayetlerini kendi hüsnü kuruntularıyla yorumlayarak kendilerince bir görev addettiklerini sanmışlardı. Sadece görev üstlenseler gam yemeyiz, başta devlet başkanı olmak üzere kurumsallaşan tüm devlet mekanizmalarına başkaldıraraktan reddiye döşeyip kanda akıtmışlardır. Maalesef günümüzde de kırsal geleneksel kültürden gelen mankurtlaşmaya müsait bir kısım insanlar şehre yerleştiklerinde zinde güçlerin telkinlerine kapılıp Haricilere benzer bir tavır sergiledikleri görülebiliyor. Dahası kentin varoşlarına konuşlanmış bu tip insanlar bir bakmışsın bilgi çağının getirdiği birçok yeniliklere karşı uyum sağlayamamanın neticesi olarak terör odaklarının maşalığı rolünü üslenebiliyorlar.  Oysa sosyal ve ekonomik değişimlere ayak uydurabilselerdi maşa olmak yerine kendilerini Yusuf Yüzlü ocaklarda ya da beyin fırtınasının yapıldığı alanlarda bulacaklardı.  Ne var ki fanatizmin kucağına düşmüş pek çok insan, tarihte yaşananlardan hiç ders almadıkları o kadar kendini belli ediyor ki bu çağda bile kol gücüne özlem duyulabiliyorlar. Zaten tarihte Haricilerin yaptığı eylemlere şöyle bir göz attığımızda şiddet hareketlerinin arka planında göçebeliğin yerleşik düzene karşı başkaldırışını ve fanatik bir bilinçaltı boşalmanın varlığını görürüz. İşte aynı bilinçaltı boşalma refleksi günümüzde de geçerli olup bilgi çağına gulyabani kalmaktalar.

                        Evet, önümüzde ki bu tabloda şiddeti metot edinenlerin slogan varı eylemlerinde hamaset kokan fanatik duygu selinin dışa karşı deşarj olması hadisesi sözkonusudur.  Ve böyle bir tabloda yer alan radikal gruplar eline tutuşturulmuş reçeteleri okumakla ya da başkalarının bindirilmiş kıtaları olarak kullanılmakla adeta kendinden geçmekteler. Belli ki analitik düşünmek çok daha ciddi emek gerektiriyor, paspas olarak kullanılmak varken niye sağduyularını kullanıp analitik hareket etsinler ki.  Onlar için düşünmemek en büyük eylemdir zaten.

                       Her şey bir yana, bir kere Resûlullah (s.a.v.)'ın ?Kim çölde oturursa katılaşır, kim av peşinde koşarsa yitirir ve kim saltanata geçerse bozulur? sözleri bedevi toplum yapısının ruhunu ortaya koyması açısından kayda değer mucizevî bir hadis-i şeriftir. Gerçekten de sosyologların olmadığı bu dönemde böylesi mucizevî hadis-i şerifin zikredilmesi İslam bilginlerine ışık saçmışta. İşte İbn-i Haldun bu hadis-i şeriften hareketle ?İslâm toplumları İslâm?dan önce bedevi idiler, İslâm tarihinin gelişmesi sürecinde hadariyete geçtiler? tarzında görüş serdetmesi manidardır. Hiç kuşkusuz İslâm?ın metafiziği, ahlâkı, hukuku, edebiyatı, musikisi, siyaseti çok geniş bir çerçevesi vardır. Dolayısıyla İslam'ın bu geniş penceresinden hareketle, Resûlüllah (s.a.v.) ashabına yemek yiyişinden giyimine, oturuşundan kalkışana kadar hemen her alanda bir dizi adap ve usulleri öğretmiş, derken bedevi toplum yapısı zaman içerisinde medeni oluşum ve diriliş hüviyetine kavuşmuş oldu.         

                       Neyse ki göçebelik, kabalık, yağmacılık vs. çok gerilerde kaldı, tarımdan ticarete doğru gelişme kaydedildikçe toplum sanayileşmiş bilgi toplumuna doğru evirilmekte. Derken toplum yapısı çok daha teşkilatlı bir yapı hale gelmektedir. Tabii bilinçli toplum örgütlenme yapısı gerçekleştikçe radikal grupların asabı bozulmaktadır. Nasıl asapları bozulmasın ki, öteden beri alışmışlar bölük pörçük dağınık yaşamaya, bu yüzden değişmemekte ki kararlılıklarını eyleme dönüştürmekle diriliş ruhundan yoksun günümüzün yüz karası yeni Hariciliye soyunmaktalar. İşte böylesi gruplarda değişime karşı direnmek kronik bir vaka olarak devam eder durur da. Yani bir şekilde sert ve tepkici haletiruhiyeleri ?kurallı yaşamaya? karşı direnişleriyle kendini ele vermekte. Sanki sanayileşmiş bilgi teknolojisine yabancı kalmak marifetmiş gibi bayat ve fosil kalmayı yeğlerler hep. Oysa çağımız, bilgi üretimine yönelik bir yapı arz eder. Öyle ki Harici türü bu tip militan akımlar sosyal değişmenin en hızlı olduğu alanlarda bir bakıyorsun kimi zaman Gezi eylemleriyle, kimi zaman Danıştay saldırısı sonrası gösterilerle, kimi zaman Diyarbakır Sur hadiseleriyle, Ankara Gardaki patlamalarla ve 15 Temmuz Darbe girişimiyle gün yüzüne çıkmaktalar. Hatta bu fosilleşmiş ve bayatlamış artıklar canlı bomba olarak ta sahne almaktalar. Ne diyelim, işte her şey gözümüzün önünde cereyan etmekte, elbette ki İslâm?ın evrensel hakikatlerini anlamak basiretinden yoksun her tür radikal oluşumlardan başka bir şey beklenmezdi. İyi ki Ehli Sünnet yolunu düstur edinmişiz de ?tepkiciliği? değil ?etkiciliği? esas almışız. Zaten bir Müslüman?a da tepki göstermek değil etkilemek yakışır. İcabında bu da yetmez, bir mümin öyle etken güç olmalı ki onu gören onda dirilmeli. Aksi takdirde hamasi nutuklarla ve sloganlarla bir arpa boyu yol kat edilemeyeceği muhakkak. İşte bu nedenledir ki diriliş ruhumuzun gök kubbede yankı bulması için etkici olmak şart diyoruz.

                           Bakın, Gavs-ı Hizani (k.s.)?ın oğlu bir gün camii de vaaz verirken ne kadar bildik ayet ve hadis varsa cemaate döktürmüş. O sırada ezan okunduğunda Gavs-ı Hizani (k.s)?de camiye teşrif etmiş. Namaza durulacağı sırada Gavs-ı Hizani (k.s.) müezzine:

                   ?-Haydi, kamet getirin? dediğinde cemaat cezbelenip adeta yerlere yıkılmış. Tabii namaz eda edildikten sonra oğlu:

                     ?-Babacığım, camiye teşrif etmezden önce ne kadar ayet ne kadar hadis varsa hararetle anlattığım halde cemaatin kılı kıpırdamadı, ama sen geldin sadece ?kamet getirin? der demez cemaat bir anda yerlere yıkılıverdi, bu ne iştir??

                        Gavs-ı Hizani (k.s.) cevaben şöyle der:

                     ?-Oğul iş lafın zahirinde değil manevi tasarrufattadır.?

                       İşte bu müthiş veciz söz, etkili (manevi tasarrufat sahibi) olmanın gerekliliğini gösteren vurgudur.

                         Belki de slogan atmayı ve şiddeti metot edinenler iyi niyetli, İslâm?a gönül vermişte olabilirler, ama sırf iyi niyetli olmak ve gönül vermişlik tek başına yeterli kriter değildir, Yusuf Yüzlü olmaya ve bilgiye de ihtiyaç vardır. Hele ki toplumsal değişmenin hızla yaşandığı şu çağda meselelere satıh üstü ham kaba softa hükümler vermek yerine akl-ı selim düşünmek mecburiyeti vardır. Asıl bin düşünüp akl-ı selim hareket etmekle İslâm?a hizmet edilmiş olunacaktır. Nitekim nice kelimeler var dua, nice kelimeler var ki etrafımızı kan gölüne dönüştürebiliyor. Şöyle tarihte yaşananları bir düşünün; ?Hüküm ancak Allah?ındır? ayetinden hareketle Müslümanların kanını helal sayan Hariciler değil miydi? Harici kavramı her ne kadar 'dışarıdan biri' manasına bir lügat olsa da, aslında gerçek anlamı ?huruç eden?, yani ?başkaldıran? ve ?isyan eden? demektir. Çağımızın Yeni Haricileri başkaldıra dursunlar bize ?müjdeleyen?, ?kucaklayan? ilmi ve tefekkürü esas alan bir yol izlemek düşer. Dahası sırat-ı müstakim üzere bir yola izleyelim ki huzura erebilelim. Kaldı ki İslâm uleması da sürekli olarak Ümmet-i Muhammed?e kurallı ve isabetli görüşler sergilemeyi öğütlemekte. Öğütlemeleri de gayet tabidir, çünkü Sünni ulemanın bizatihi kendileri hayat boyunca reaksiyoner veya isyankâr davranmamıştır. Bakın İmam-ı Azam, yaşadığı dönemde yönetimin haksız uygulamaları karşısında asla ayaklanma fetvası vermemiştir. Zira o biliyordu ki Hz. Peygamber (s.a.v.)  Müslümanlara zulüm yapan Kureyş Şeflerinden herhangi birini öldürmediği gibi suikastta tertiplememiştir. Madem öyle militana değil İnsan-ı kâmile ve tefekkür sahibi insana ihtiyaç vardır. Her militarist akım öteden beri ilme, Yusuf Yüzlülük ve hürriyet gibi değerlerle barışık olmadı ki, gelecekte de olsun. 

                       Evet, bir kez daha söylemekte fayda var; radikalizm, fanatizm ve sloganik söylemler gelinen noktada sanayileşmiş bilgi çağıyla taban tabana zıt değerlerdir.  İster adına militarizm, ister fanatizm, ister radikalizm diyelim farketmez insanlıktan nasiplenmemiş gulyabani akımlar anti medeniyet oluşum için varlardır. Bizim farkımız diriliş muştusu medeniyete sahip çıkmamızdır. Bize ne geziciler (Gezi zekâlılar), ne kominist fraksiyonlar, ne el Kaide, ne İran?daki devrim muhafızlığı, ne IŞİD, ne FETÖ ne şu, ne bu asla örnek model olamaz.  Modelimiz gayet net açık orta da, kendi engin kültür kodlarımızda var olan alperen tipiyle özdeşleşmiş kökü mazide ati olmak modelidir. İmam-ı Azam, Yunus ve Mevlâna?nın yürüdüğü yolu yol bildiğimizden anti medeni unsurlarla bir ilişki kurmayız. Çünkü biri korku ve vehim salan, bir diğeri ise ?iri, diri ve bir olmayı? müjdeleyen anlayıştır. Şu bir gerçek içi boş sloganlarla kitlelerin gönülleri fethedilemez. Ancak ve ancak Hz. Mevlâna?nın ?Ne olursan ol yine gel? anlayışıyla gönüller feth olunur. Zaten gönüller feth olunsun ki hayırlar feth ola şerler def olabilsin.  

                     Anlaşılan o ki; müjdeleyen anlayışın ortaya koyduğu kardeşlik bilinciyle militarizm ortaya koyduğu kin ve nefret tohumları taban tabana birbirine zıt bakış açılarıdır. Zira kültür mayamız diriliş muştusu sevgiyle yoğrulmuş, gaza gelip bir tek karıncayı incitmeyiz de. Düşünsenize Yavuz Sultan Selim gibi gözü kara bir padişahımız bile daha önceden kafasına koyduğu tüm dünyada küffarın kökünü kazıma düşüncesi Şeyhül İslam Zenbilli Ali Efendi engeline takılabiliyor. Bu demektir ki Osmanlıda bir insan padişahta olsa kendi başına buyruk kesilemez. Çünkü Şeyhülislamlık makamı kurallı davranmanın gücünü gösteren baş makamdır. İşte tüm bu gerçekler ortada iken halen birileri tarihimizi kılıç kalkan ve cengâver tarihi olarak nitelemekten dem vurabiliyor. Aklını karaya oturtmuş bu malum çevreler azcık bir arşiv taraması yapmış olsalardı tarihimizin sadece huduttan hududa, sadece seferden sefere, gazadan gazaya koşan tarih olmayıp aynı zamanda hak, hukuk, adalet ve medeniyet tarihi olduğunu görmüş olacaklardı. Hele birde tarihi köklerin biraz daha derinliklerine dalmış olsalardı Selçuklu, Osmanlı medeniyet oluşumunun temellerinde Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi?nin Türk'ün Alp?ini erenlikle buluşturup diriliş muştusu medeniyet hamurunun o gün yoğrulduğuna vakıf olacaklardı.  İyi ki de Türk?ün Alpleri, Pir-i Türkistan Ahmed Yesevi?nin dergâhına gelmişlerde Alperen olmuşlar, bu sayede üç kıtaya hükmedecek bir Osmanlı?nın doğuşuna zemin hazırlamışlardır. İşte bu anlamda Söğüt bir otağ olmanın ötesinde Osman Gazi ve Şeyh Edebali?nin elinde ulu çınara dönüşen bir kutlu diriliş hamlesidir. Ve bu kutlu diriliş ruhu ve kutlu ulu çınar ağacı Fatih ve Akşemseddin elinde Nizam-ı âlem?e dal budak salar da. 

                      Dün nasıl ki Osmanlı; Türk Cihan Hâkimiyeti mefkûresini Îlay-ı kelîmetullah için Nizam-ı âlem ülküsüne dönüştürmüşse, bugün de her türlü radikal akımları İslâm?ın hoşgörü, sevgi, ilim ve tefekkür ikliminde eritip yeniden bir medeniyet hamlesiyle dirilişe geçebiliriz, neden olmasın ki.  Başta da dedik ya, tarihi süreç içerisinde şehirlerden uzak kızgın çöller ve çetin coğrafya şartları göçebe insanını sert ve isyankâr yapmaktaydı.  Ama öyle bir dönem gelmiş ki aynı göçebe insanı yerleşik hayata geçişle birlikte medeni olup müesseseleşmeye, hukuka ve kurallı davranmaya uyum sağlayabilmiştir. Madem sosyolojik değişim gerçeği var, o halde bizde tarım toplumundan sanayileşmiş bilgi çağına hatta bilgi ötesine tarihi kodlarımızda var olan diriliş ruhuyla yeniden çağlara ferman okumak zamanıdır.

                          Vesselam.

 

https://enpolitik.com/kose-yazisi/2168/fanatizm-mi-dirilis-mi

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

13.08.2020 Gül’e Hasretiz
06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM