Ölmek için doğunuz

Eklenme Tarihi: 13.02.2019 06:55:00 - Güncellenme Tarihi: 14.08.2020 16:25:45

         Bayburtlu Abdulvehhab Işık ağabeyimden bana yadigâr kalan İbrahim İnan?ın sohbet kasetini yıllar sonra makale haline getirmekle umarım sohbet halkasına önemli not düşmüşüzdür. İşte bu duygu ve düşünceler eşliğinde inşallah sohbete kaldığımız yerden devam edelim:

    Evet, Sadat-ı Nakşibendiyye nisbeti Derviş Muhammed Semerkandî (k.s)?den Hace Muhammed Emkenekî (k.s)?e devrolunur. O?da Muhammed Bâkî-Billâh (k.s)?a devreder.

       Muhammed Bâkî-billâh (k.s) zahirde Hace Muhammed Emkenekî (k.s)?in halifesi olsa da,   aslında Şah-ı Nakşibend?in ruhaniyetinde terbiye olmuş bir zattır. Yani üveys?tir.  Her ne kadar Hace Muhammed Emkenekî (k.s.)? in sofileri ona bu denli ihtimam gösterilmesine itiraz edecek gibi olmuşsalar da Hace Muhammed Emkenekî (k.s) hadimi kanalıyla onun hakkını şöyle teslim edecektir:

       "-Sofilere söyleyin hiç boşa telaşlanmasınlar. Baksanıza bu zatı zaten buraya terbiye edip öyle göndermişler. Bize ise sadece kontrol vazifesi düştü."

       Bu arada belirtmekte fayda var Muhammed Bâkî-billâh (k.s) için kırk yaşına girmenin çok önem arz eder elbet.  Çünkü bu yaşta Allah Resulüne Peygamberlik gelmiştir. Madem öyle izini iz sürmek gerekirdi.  Nitekim o da bu yaşta Allah Resulünün risaletini kutlarcasına İmâm-ı Rabbânî (k.s)?e halifelik verecektir. Hatta yürütmüş olduğu irşadı bırakıp tüm sofileri ve aile efradını İmâm-ı Rabbânî (k.s)?nin terbiyesine havale eder. Yetmedi sohbetlerine devam eder olmuş bile. Ve onun hakkında şöyle der: " O öyle bir güneştir ki bizim gibi binlerce yıldızı örter." Gerçektende İmam-ı Rabbani zamanın müceddidi elfisanisi olur da.

        İmâm-ı Rabbânî (k.s) tutunduğu halkanın sorumluğunu yüklendiğinde şöyle der: "Bize bildirildiğine göre Mehdi (a.r.) bizim bu tarikattan gelecek ve bizim marifetlerimizi okuyup kabul edecek. Yine bize bildirildiğine göre Mehdi Aleyhirrahme dönemine kadar, onun gibi bir zat daha gelmez." Nitekim bu hususta Gavs-ı Bilvânisî (k.s)?de İmâm-ı Rabbânî (k.s) hakkında söylenilmiş bir sohbeti şöyle nakleder;

        " İmâm-ı Rabbânî 'ye bir müridi demiş ki;

          ?Mehdi misin??

         İmâm-ı Rabbânî de cevaben demiş ki:

         "Ben de öyle sanmıştım, amma velâkin ben Mehdi değilim. Çünkü ben yüzün başını geçtim, Mehdi (a.r) ise yüzün başını geçmeyecek."

             İşte Seyda (k.s) bu nedenledir ki babası Gavs-ı Bilvânisî (k.s)?in naklettiği bu sohbetten hareketle kanaatini şöyle belirtir;

      "Gerçi ayet değil, hadis değil amma İmâm-ı Rabbânî?'nin sözüdür bu."

       Peki ya İmam-ı Rabbani (k.s) sonrası durum nasıldır? Malum, Nakşibendî Tarikat-ı nisbeti İmâm-ı Rabbânî (k.s.)?den sonra Gavs-i Sani (k.s)?e gelen şecerede iki kanaldan birden yoluna devam edecektir. Öyle ki bu iki kanalın bir halkasında Muhammed Ma?sûm (k.s),  diğer halkasında ise Mevlana Muhammed Seyfeddin (k.s)  vardır. İşte bu iki kanalın birleşen halkasında Nakşibendî nisbeti dal budak saldığında feyzi bereketi etrafı sararda. Hiç kuşkusuz bunda Mevlana Muhammed Seyfeddin (k.s)?in ikinci mürşidi olan, yani Muhammed Ma?sûm (k.s)?ın çok büyük payı vardır. Derken bu zincirin halkasında yer alan Mevlana Muhammed Seyfeddin (k.s) her iki kanaldan geleni nisbeti kendinde topladıktan sonra Tarikat-ı Nakşibendî?ye nisbetini, Gavs-ı Sani Hazretleri'ne gelen şecerede Seyyid Nur Muhammed Bedâûnî?ye (k.s) devredecektir. O?da Mirza Mazhar Cân-ı Cânân (k.s)?a devreder. Mirza Mazhar Cân-ı Cânân ise Seyyid Abdullah Dihlevi?ye (k.s) devreder.

        İşte görüyorsunuz Nakşibendî tarikatı nisbeti kesintiye uğramaksızın silsile yoluyla devrini sürdürebiliyor,  yani bu demektir ki her devirde bu yolun ehil gönül sultanları var oldukça bu nisbet, bu şecere kıyamete kadar devam edecekte. Zaten her devirde işin ehline devir teslim olmalı ki nöbet değişimi gerçekleşebilsin. Madem öyle sıradaki nöbet değişiminde kim var bir görelim.

           Evet, Silsileyi şerifin basamaklarına baktığımızda bu kez nöbeti devr alacak isim Seyyid Abdullah Dehlevi (k.s)?den başkası değil elbet.  Hiç kuşkusuz bu ismi andığımızda, ister istemez Mevlana Halid-i Bağdâdî (k.s) gibi büyük bir mürşit akla gelmektedir. Bağdat adıyla o kadar özdeşleşmişler ki, Abdullah Dehlevi ismi anılınca hemen Mevlana Bağdadiyi hatırlatabiliyoruz. Nasıl hatırlanmasın ki, bakın Mevlana Halid Seyyid Abdullah Dehlevi (k.s)?ın yanına geldiğinde ilk iş olarak ona tuvalet temizliği görevi vermiş. Belki de şunu diyebilirsiniz; madem Mevlana Halid-i Bağdâdî (k.s) üç tarikattan icazet almış bir âlim, o halde nasıl olurda tuvalet temizliği reva görülür. Yetmedi şunu da diyebilirsiniz Seyyid Abdullah Dehlevi (k.s)?in yanına geldiğinde Kadiri Tarikatı halifesidir, yani Mustafa el-Kürdi gibi bir büyük Kadiri Meşayıhın halifesiymiş, o halde buda neyin nesi oluyor.  Daha da yetmedi şer?i ilimlerin en üst zirvesine çıkmış çok büyük zahiri âlime bu yapılır mı da diyebilirsiniz. Evet, doğrudur, işte bu denli hem zahiri hem de bâtıni donanımlı böylesi bir âlim zata ilk iş olarak tuvalet temizliği verilmiştir. Oysa gözden kaçırılan bir husus var ki, tasavvuf yolunda bir insan âlimde olsa tuvalet temizliği verilebiliyor. Üstelik bu görevinin üzerinden daha on ay küsur gün geçmeden bir bakıyorsun Seyyid Abdullah Dihlevi (k.s) Mevlana Halid Bağdâdî (k.s)?e halifelik verip taçlandıracaktır, peki buna ne demeli. O halde siz siz olun tuvalet temizliği deyip geçmeyelim. Belli ki tuvalet temizliği boşa verilmemiş bir görev. Öyle ki onu halifelikle taltif edip uğurlayacağı sırada atın yularından tutup biraz çekmişte.  Tabii bu durumu etraftan görenler:

      "- Böyle büyük bir mürşid, nasıl olurda müridine hizmet eder" deyip garipseyeceklerdir.

      Bunun üzerine Seyyid Abdullah Dihlevi (k.s) şöyle der:

     "-Şayet biz ona bu kadarını da yapmasaydık, o bizim buradaki tüm nisbeti alıp götürecekti."

        Gerçekten de Mevlana Halid-i Bağdâdî (k.s) zamanın Kutbul irşadı ve Müceddidi olur da. Bir başka ifadeyle yüz yılın, yani hicri 12. asrın Müceddidi büyük bir zattır o.  Hele o?nun bir Müceddide yakışır söylediği bir kelam vardır ki, dil ancak bu kadar şâdân olur. Ve şöyle der: "Allah'ın bir meleği vardır. Her gün şöyle haykırır:

        "Ölmek için doğunuz, yıkılmak için bina yapınız."

        Evet, müthiş bir ifadedir. Dahası canı canan için her dem çarpan gönülleri ?Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi? diri tutmaya yönelik kelamdır bu. Ki; Sadatlar dergâhta iş kalmadığında evleri yıkıp yeniden yaptıkları da bir vaka. Niye derseniz? Hizmet aksamasın diye elbet.

        Mevlana Halid-i Bağdâdî (k.s) Gavsı Sani Hazretleri'ne gelen şecerede tekrar iki kanaldan Silsile-i Şerife?nin halkasına dâhil olup,  bu kez altın silsilenin halkasını Seyyid Abdullah (k.s)  ve Seyyid Taha (k.s) sırtlayacaktır.

       Malumunuz, Seyyid Taha (k.s), bu yolu Seyyid Abdullah (k.s)'dan devr almıştır. Seyyid Taha (k.s) ise zamanın kutbul irşadı büyük bir zat olup, Gavsı Sani Hazretleri'ne gelen şecerede nisbeti Gavs-ı Hizani  (Seyyid Sıbgatullahi Arvasi) (k.s)?e ulaştırır.

       Seyda (k.s), Gavs-ı Hizani ile ilgili bir sohbet buyururken şöyle der: "Malum, Gavs-ı Hizani (k.s)?in oğlu büyük âlimdi ve babasından cemaate vaaz vermek için izin istemişti. Gerçekten de cemaate vaaz etmeye başladığında ne kadar ayet, hadis varsa ortaya koyup sıralar da. Ancak buna rağmen milletin kılı kıpırdamaz. O sırada ezan okunur ve ezanın akabinde Gavs-ı Hizani: ?Haydi! Kalkın kamet getirin, namaz kılalım? der demez bütün cemaat yerlere dökülür. Tabiî ki bu kıpırdanış aşk ve muhabbetten, yani feyzin bereket ve nispetinden kendinden geçme halidir. Demek oluyor ki iş, lafın zahirinde değil, manevi tasarrufta."

        Gavs-ı Bilvanisî (k.s) ise buna benzer ifadeleri Şah-ı Hazne (Ahmed Haznevî) için şöyle der;

        "Biz Şah-ı Hazne (k.s)?ın sohbet meclisindeyken çoğu sohbetleri, anlayamazdık, ama sohbetin sonunda fark ederdik ki, kendimizde bazı gelişmeler ve düzelmeler olurdu. Bir müddet sonra anlardık ki, iş lafın zahirinde değil manevi tasarrufta."

       Nitekim Şah-ı Hazne (k.s)?ın bir gün dergâhı çok kalabalık halde dolup taşmıştı. Üstelik tövbe edecek adamlar da çokmuş. O sırada birçok sofi; Şah-ı Hazne'nin nasıl olsa bugün ziyaretçisi çok, tevbe alacakta çok. Bu durumda bugün sohbet etmez deyip çekip gitmişler. Tabii gece geç vakittir, Şah-ı Hazne (k.s) tövbe vermeyi bitirip dergâhtan ayrılıyor. Evine doğru yol alırken divanın penceresinden şöyle eğilip içeri bakmış,  birde ne görsün mollaların kimisi sigara sarıyor, kimisi de sigara tellendiriyordu,  yani her biri bir âlemde. Şah-ı Hazne (k.s) başını içeri uzattığında der ki:

      " -Oysa ben Hazretin müritlerini nazar sahibi bilirdim."

      Seyda (k.s)?de öyle der: "Şeyh Halid-i Olekî, zamanının en büyük âlimlerindendi,  övünmek gibi olmasın amma, kibirlenmek gibi olmasın amma, kendime nefis yapmayayım amma, hadiste ilmi İbn-i Hacer kadardır. Kendisi öyle bir zattır ki, Gavs-ı Hizânî (k.s) ata binerken sırtını ona binek taşı yaparmış. Eğer iş lafın zahirinde olsaydı Gavs-ı Hizânî?nin ilmi pek o kadar yoktu. Onların yanında cahil sayılırdı." Malum Molla Halidi Olekî Hz.leri aynı zamanda Doksan Üç harbi kahramanlarından şehit düşmüş bir zattır. 

       Derken Gavs-ı Hizânî (k.s), bu Tarikat-ı Nakşibendî?ye nisbetini Şeyh Abdurrahman-i Tahi (k.s)'e devreder.

       Bakınız Seyda-i Tahi (k.s) ile Gavs-ı Hizânî (k.s)?ın buluşması da çok ilginç bir durum. Çünkü buluştuğu zat Kadiri halifesi bir şeyhtir. Düşünsenize daha ilk buluşmalarında keşfi de açık olduğu için Gavs-ı Hizânî (k.s)?de ne görüyorsa şöyle der:

     "-Nihayet ül Tarikat-ül Kadiriyye, bidayetül Tarikatül Nakşibendiyye."  Yani, "Kadiri Tarikatı'nın sonu, Nakşibendî Tarikatının başıdır."

      Gavs (k.s)?de şöyle der: "Bir Nakşî?nin bir günlük ameli, Kadiri'nin seksen yıllık amelini kapatır."

       Hatta Şah-ı Nakşibend (k.s)?de buna benzer bir ifadelerde bulunup şöyle der; "Benim elime geçen ilk marifet, Beyazıd-ı Bestami'nin eline geçen en son marifet olmazsa, bu tarikat bana haram olsun."

      Seyda-i Tahi  (k.s) zamanın kutbul irşatlığına teklif edilen büyük bir zattır. Ve rivayet edilen bir nakle göre Said Nursi o?nu şu sözlerle över:

      ?-Onunla dokuz yaşımda görüşmekle şereflendim. O?nun zamanında pek büyük veli, büyük makamlar aldı. Öyle bir zat düşünün ki velilere makam aldıran bir zattır. Kim bilir kendi makamı nasıldır?" Nitekim İsmail Çetin Hoca ?Özleşme Yolu? adlı eserinde Abdurrahman Tahi (k.s) hakkında bahisle şöyle der ? İşte onun bu hizmeti ve sadakati sayesinde Cenab-ı Hak Teâlâ (c.c) birçok insanları delaletten çıkarıp, hidayete erdirmiştir. Hamdolsun şimdi de Türkiye?de bulunan ulema onun zamanında yetişenlerin semeresidir. Ez cümle Bediüzzaman o medresenin bir örneğidir.? (Bkz. Özleşme Yolu: s: 17, 66, 170, 190)

        Gerçekten de nasıl böylesi bir övgüye mazhar olmasın ki,  bakın bir gün Seyda-i Tahi (k.s), Gavs-ı Hizânî (k.s), sofiler ve oğulları hava açık kırda bayırda bir yolda giderlerken, bir tarafı sarp kayalık olan yere geldiklerinde büyük bir kaya parçası ansızın aşağıya doğru paldır küldür yuvarlanıveriyor. Tabii can derdi, sofiler o an tüymüş. Üstelik Seyyid Sıbğatullah Gavs-ı Hizânî' (k.s)?in oğulları da buna dâhil. Fakat Seyda-i Tahi (k.s) bundan istisnadır.  Seyda-i Tahi bakmış ki, koca bir kaya parçası Gavs-ı Hizânî (k.s)?in üstüne geliyor, o an şöyle düşünmüş: "Belki bu kayayı durduramam amma, hiç olmazsa yavaşlatıp Gavs-ı Hizânî (k.s)?ın zarar görmesini önlerim. Gerçektende bu düşünceler eşliğinde pat diye kendini kayanın önüne atmış da. Tabiî Gavs-ı Hizânî (k.s) büyük bir zat, Allah?ın izniyle bir nazarla kayayı durdurduğunda şöyle demiş:

        "-Bakın, öz çocuklarımız bile bizi bırakıp kaçtılar. Amma Seyda-i Tahi öyle değil,  bizi kendi öz canından daha aziz bildi. Elbette ki o bize öz çocuklarımızdan daha yakındır."

         Hakeza Said Nursi Hz.leri onun hakkında şöyle der:

       ?Ben sekiz- dokuz yaşında iken, bütün nahiyemizde ve etrafında ahali Nakşî tarikatında ve oraca meşhur Gavs-ı Hizan namıyla bir zattan istimdat ederken, ben akrabama ve umum ahaliye muhalif olarak ?Ya Gavs-ı Geylani? derdim. Çocukluk itibariyle elimden bir ceviz gibi ehemmiyetsiz bir şey kaybolsa, ?Ya Şeyh! Sana bir Fatiha, sen benim bu şeyimi buldur.? Acibdir ve yemin ediyorum ki, bin defa böyle Hazret-i Şeyh, himmet ve duasıyla imdadına yetişmiş. Onun için bütün hayatımda umumiyetle Fatiha ve ezkâr ne kadar okumuş isem, Zat-ı Risaletten (a.s.m.) sonra Şeyh-i Geylani?ye hediye ediliyordu. Ben üç dört cihetle Nakşî iken, Kadiri meşrebi ve muhabbeti bende ihtiyarsız hükmediyordu. Fakat tarikatla iştigale ilmin meşguliyeti mani oluyordu.? (Bkz. Sikke-i Tasdik-i Gaybi. Sekizinci Lem?a s.143).

                 (Konunun devamı haftaya: Şeyh odur ki yolun başından sonunu göre başlığıyla devam edecek.

https://enpolitik.com/kose-yazisi/2825/olmek-icin-dogunuz

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

13.08.2020 Gül’e Hasretiz
06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM