Hizmet nimettir

Eklenme Tarihi: 27.02.2019 07:00:00 - Güncellenme Tarihi: 14.08.2020 16:13:00

      Sırtını kökü dışarıda küresel güçlere dayayan ve CIA bağlantılı ihanet şebekesi, her ne kadar hizmet kavramının içini boşaltmaya çalışsa da şunu iyi bilinsinler ki dünyada Horasani maya ile yoğrulmuş sırat-ı müstakim üzere alperenler ve gazi dervişler bulunduğu sürece bu hevesleri kursaklarında kalacaktır. Zira bizatihi gönül verdiğim Horasan-i yolun evliyalarının hayatlarına baktığımızda bulunduğu devirlerde hep Ümmet-i Muhammed?e hizmet için var olduklarını görürüz. Nasıl mı? Bir kere işe önce kalpleri nurlandırmaya yönelik ?Lafza-i Celal? zikrini talim ettirmeye başlatmalarıyla elbet. Ancak kalbi nurlandırmak iyi hoşta bu arada nefsi nasıl ıslah edeceğiz sorusu da akıllara takılmakta. İşte bu sorunun cevabı yine o Horasani Sadatların beyanlarında ziyadesiyle mevcut. Bilhassa Sadatlar nefsi ıslah etmenin en etkili yöntemin hizmetten geçtiğini belirtmekteler. Hatta her türlü sofinin bozulabileceğini ancak gazi derviş hizmet sofisinin bozulamayacağını vurguluyorlar da.

  Evet, nefsi ıslah etmek hizmetten geçiyor. Bakın Hacegan yolunun son halkasında yer alan ve kendini hizmete adamış Gönül Sultanı Gavs-ı Sani (k.s) ne diyor: ?Sadatlar Dini Mübin İslam?ın içinde Allah?a ulaşmada en kestirme yolu seçtikleri gibi hizmeti de en öncelikli vazife olarak addetmişlerdir.? İşte hizmeti esas alan bu müthiş söze rağmen ?Hizmet etmek güzel iyi hoşta bu yolun büyükleri zarar görmesin diye bulunduğumuz konum itibariyle hizmetten geri duruyoruz? diyenler olabiliyor. Şimdi tam da bu düşüncede olanlar için yine bu yolun Sadatları ?Madem öyle iş yerlerinizde deseler ki namaz kılmayın, bu durumda farz olan namazı terk mi edeceksiniz?? diye beyanda bulunup gereksiz kaygıları boşa çıkartmaktalar.

Demek oluyor ki bulunduğumuz konum ne olursa olsun Allah rızasını kazanmaya yönelik her hizmet nimettir. Kaldı ki yine Sadatlar bir insan sabahleyin uyandığında ?Yüce Allah?ım senin verdiğin rızık için rızanı kazanmaya gidiyorum diye niyet etse o gün yaptığı yapacağı her iş ibadet olur? buyurmaktalar. Zaten nefsin ıslahı için Salih amele ihtiyacımız var da. Malum olduğu üzere Hacegan Sadatları dergâhta iş olmasa derhal evleri yıkar yeniden yaptırırlarmış. Acaba niye derseniz, sofiler hizmetten geri kalmasın diye elbet. Zira ne kadar hizmet o kadar himmet olarak karşılık bulmaktadır. Bakın Yunusta duymuştu ki Anadolu?da insanlar dergâhlara akın akın ediyor. Hiç kuşkusuz Yunus?un buna kayıtsız kalması düşünülemezdi. Nitekim dergâhın kapısına vardığında ilk iş omzundan heybesini indirip Şeyhin huzuruna çıkmak olur. Yunus bu ya, hemen beraberinde getirdiği alıçlardan o büyük zata ikram edip üç gün dergâhta misafir edilecektir. Malumunuz, Müberra Dinimizde misafirin hakkı üç gündür. Derken Yunus üç gün boyunca yedirilir içirilir ama bu arada Yunus?un üç gün boyunca ara sıra da olsa seyre daldığı gözlerden kaçmaz. Yunus?un aklı uzaklardadır hep, en çokta köyünü ve aç insanların halini düşünüyordu. İşte bu düşünceler eşliğinde artık dayanamayacak noktada müritler aracılığıyla Şeyh?ten müşkülünün halledilmesini ve çoluk çocuğun gözleri yolda kaldığını arzı endam eyleyecektir. Bunun üzerine Şeyh?ten cevap gecikmez:

-Yunus?a söyleyin gönlü buğdaydan mı yana, yoksa himmetten mi yana?

Yunus:

            -Ben himmeti neydeyim, bana buğday gerek. Evde çoluk çocuk açken nefes ne çare ki?

Şeyh:

-Varın Yunus?a deyin ki beraberinde getirdiği alıçların her bir tanesi için bir nefes vereyim.

Yunus:

-Ama nefes karın doyurmaz ki, lütuf buyursun buğday versinler der.

Şeyh bu kez:

-Varın söyleyin her alıç çekirdeğine on nefes vereyim.

Yunus hala inadım inat:

- Ben nefesi neydeyim, bana buğday gerek der.

En nihayetinde ?madem öyle peki? denilip bineğine buğday yüklenir. Ve sırtlanıp yola koyulur da.

Yunus yola koyulur koyulmasına ama yollar uzun, yollar sessizdir. İşte bu fırtınadan önce sessizlik içerisinde yorgun düşmüş bitap halde bir dağ yamacına tırmandığında kendi iç dünyasıyla baş başa kalacaktır. Şimdi tamda iç muhasebe yapma zamanıydı, nefis muhasebesine girer de. Neyse ki nefsiyle olan savaşı kazanmasını bilecektir. Böylece Yunus buğday kaygısını yener yenmez, Şeyhin eteğine yapışmak için tekrar geri dönmeye karar verir o an.  Kapıya varıp Şeyh?e pişmanlık dileklerini ilettiğinde Şeyh onun hakkında; 

-Himmet vermek bizden geçmiştir artık. Onun nasibi Sakarya illerinde Tabduk Emre elindedir, varsın o?na gitsin hükmünü verir. Gerçektende işaret edilen yere vardığında ?Senin dergâhına eğri odun yaraşmaz? derecede hizmet edecektir.

Evet, Hak ve hakikat yolunda hizmete ram olmalı ki şeytan ve nefis boş anımızdan istifade edip bizi avlamasın. Bakın bir adam elindeki iğneyle giysisini sürekli söküp dikiyormuş. Etraftan merak edip nedir bu halin diye sorduklarında,  o da cevaben şöyle der: ?Nefsim beni meşgul edeceğine ben nefsimi meşgul ediyorum.? Öyle ya bir insan hele boş olmaya dursun hemen dedikodu kazanını kaynatacağı muhakkak. Nitekim dedikodunun olduğu yerlerde şikâyetlerde çok olmakta. Malum vakıf hizmetleri olmadan önce şikâyetlerin biri bin dersek yeridir.  Allah?a çok şükürler olsun ki Sadatların kurmuş olduğu vakıf hizmetleri sayesinde şikâyetlerin çoğu minimum seviyeye indi diyebiliriz. Çünkü hizmetten dedikoduya zaman kalmayacaktır.  İşte bu nedenle, Sadatlar zerre miskalde olsa vakıf hizmetlerin ucundan kıyısından tutanlara 'Allah razı olsun' niyazıyla himmet ediyorlar da. Sadatların razılığını kazanan Allah?ın rızalığını da kazanacağı muhakkak. Bu ne büyük nimettir ki hizmeti sofilerin ta ayağına kadar gelmiş durumda. Eskiden hizmet Sadatların ikamet ettikleri dergâhlarla sınırlıydı. Artık hizmeti çok uzaklarda aramaya gerek kalmadı, şimdi hizmetler her tarafta. Değim yerindeyse hizmet yanı başımızda. Üstelik gözden uzak yerlerde yapılan hizmet daha efdal olmakta.  Çünkü diğerinde Sadatlar görsün diye hizmet etme düşüncesi ağır basabiliyordu. Şimdi Sadatların gıyabında yapılan hizmetlerde bu tür düşüncelerin akla gelmesi zor gibi gözüküyor. Kaldı ki Sadatlar sofilerin ahiretini ön plana almaları gerektiğini, şayet ahiret ön plana alınırsa dünyanın da sofilerin peşine takılacağını müjdeliyorlar. Hizmet o kadar büyük bir nimettir ki Uhud?da yapılan savaş gibi mukaddes addediliyor. Şayet okçular hizmet alanını boşaltmasalardı Uhud zaferine gölge düşmeyecekti. Nitekim Allah Resulü ?Sakın ola ki yerinizden ayrılmayasınız, kesin zaferimizi görseniz de, bulunduğunuz yeri terk etmeyin? uyarısını yapmasına rağmen hizmette nöbeti terk etmenin ne demek olabileceğini bu olayla idrak ettik. Nasıl ki evimizi barkımızı bırakıp terk edemiyorsak hizmet alanlarını da terk etmemek gerekir. Bakın Saadatlar hizmetten geri kalmadıklarından bu sevgi yolunun alevi git gide dahada yükseliyor. Tabii ki Allah Resulünün yolunu yol bildikleri için irşat hizmeti ivme kazanmakta.

        Oldu ya bir insan ben hizmet yapmaktan acizim diyorsa hiç olmazsa bari istişare halkasında bulunsun o bile hizmettir. Böylece istişarelerde kimin ne düşündüğü ortaya çıkmış oluyor. Böylece istişareler sayesinde hiç ummadığımız ilginç fikirler ortaya çıktığı gibi katılımcılık anlayışının gelişmesine de katkı sağlanmış olunuyor. Sadatlar istişare halkasında bilhassa görüş belirtilmesini istiyorlar da. Mesela Sadatlara bir şey danışıldığı zaman genellikle ?Siz bilirsiniz? cevabını veriyorlar. Oysa bu cevapla bizim fikrimizi öğrenmek istiyorlar. O halde bu durumda bize ?Efendim biz bilmeyiz, ne emir buyurursanız onu yapacağım? deyip kararlılık sergilemek düşer. Teslimiyet göstermek gerekiyor ki istenilen hususta nihai cevabı alabilelim. Dahası; Allah dostlarının huzurunda usulü adabınca fikir serd edip danışmak lazım gelir. Hani bir atasözümüz var ya ?danışan dağları aşmış danışmayanın yolu şaşmış? diye, aynen öyle de istişareden çıkan karar görüşümüze ters düşse de uymak icap eder. Ancak şu da var ki tasavvuf büyüklerinin dilinden sadır olan beyanlar istişare edilemez, sadece o güzel beyanları nasıl uygulayabiliriz noktasında fikir teatinde bulunabiliriz, bunun dışında haddi aşmak olur. Bakın Gavs-ı Sani (k.s)  vakıf hizmetleri hakkında ne diyor: ?Vakıf hizmetleri Allah Resulünün işi olduğu için kurduk.?  Zaten Osmanlıyı üç kıtada başarılı kılan da vakıf ruhuydu. Malum ecdadımızın kurdukları vakıf medeniyeti sayesinde aç?a aş, açığa bez verildi. Böylece yaralar sarıldı ve sevgi iklimi oluşturularak toplumsal aydınlanma gerçekleşti. Gerçektende tarihi süreç içerisinde vakıf faaliyetlerine baktığımızda yapacakları işlerde hep istişareyle yol almışlar, yani istişareden çıkan kararlarla hizmetlerin kalitesi artırılarak devletin omzundaki yük hafifletilmiştir. İşte Sadatlarda tamda tarihi kodlarımızda mevcut olan vakıf ruhunu çağımızda yeniden canlandırmak istiyorlar. Madem öyle, ne mutlu el ele gönül gönüle verip hizmet kervanında karınca kaderince katkıda bulunabilene. Sadatlar sevgiyi esas alan bu vakıf ruhuyla insanın güzel ahlak sahibi olmasına yönelik sorumluluk almanın idrakiyle hareket ediyorlar, tek davaları dinimize, milletimize, devletimize bağlı aklı hür, fikri hür, vicdanı hür vatana hizmetkâr bireylerin yetişmesini sağlamaktır. Gerçekten de insanlığın vakıf ruhuna çok ihtiyacı var. Baksanıza etrafımıza üşüşen o kadar çok harami var ki, bizi değerlerimizden uzaklaştırmak için habire her türlü çirkin tezgâhı kurmakta beis görmüyorlar.  Haramiler çirkin tezgâh üstüne tezgâh kura dursunlar, bize düşen kalplerimizi kirletecek oyunlara pabuç bırakmayıp gönlümüzü Rabbani âlimlerin gönlüne bağlamak olmalıdır.  Yeter ki kalbimizi başka alanlara kaptırmayalım gerisi gelir elbet. Allah korusun gönlümüzü haramilere kaptırırsak zarar görürüz. Bu yolun adabı gönlü tek noktada toplamaktır. Bakın, İmam Malik, İmam Şafi?nin yanında yirmi sene kalıyor, hocası kaldığı on sekiz yılını adap ve edepten son iki yılını da ilimden bahsediyor. Bu durumu anlatırken diyor ki; ?Ah keşke son iki yılını da usul erkân ve adaptan bahsetseydi.?  İşte bu sözlerden adabın çok büyük önemi ortaya çıkıyor. Teslimiyet noktasında kalb tek odakta toplanmalı. Elbette ki muhabbet noktasında ailemizi, milletimizi, devletimizi, ehli beyti, arkadaşlarımızı sevebiliriz hatta ve hatta istişare edebiliriz de. Ancak bu saydığımız ve buna benzer unsurları ölü teneşirindeki ölü yıkayıcısının elinde teslim olur tarzda ki gibi muhabbet duyamayız. Yani sevginin de bir ölçüsü var, ölçü aştığında değer addettiğimiz her şey zarar görür. Öyle ki ehlibeyt neslinden gelenler Seyyidlerimiz; ?Bize Sadat demeyin, bizlerin hiç kimseye faydamız olmaz, ancak istişare noktasında faydamız olabilir. İrşat noktasında fayda mürşid-i kâmildir? diyorlar. Hatta ?Hazret? ifadesi de Allah Resulünün yoluna tabii mürşid-i kâmil dışında hiç kimse için kullanılması adaba mugayir olarak addediliyor. Anlaşılan herkesin yeri farklıdır. Taşları yerli yerinde ayarlamalı. Bir mürşit ne kadar büyük olursa olsun Sahabenin ayağındaki tozu olamaz, keza bütün Peygamberlerin toplamı Allah?ın sıfatlarından birinin önüne geçemez. Yine tüm sofiler bir yekûn teşkil etse bir mürşit olamaz. İşte had hudut bu, madem öyle ?edep ya hu? demek düşer bize.. O halde had hudut bilmeli, haddi aşanlar tarihte olduğu gibi akıbetleri de helak olmuştur. Bir insan âlimdir, ama bir edebi terk ederse ne işe yarar ki. İlla ki edep şarttır. Ehlibeyt evlatlarına ?Seyyidim? diye hitap edilebilir, ama bunun dışında bir misyon yüklemek haddi aşmak olur. Kim olursa olsun teslimiyet noktasında başka alanlara muhabbet kayıyorsa düzeltmeli. Düzeltmeli ki beyin dağarcığımızda doğru tasavvuf anlayışı yerleşebilsin.

      Nasıl ki Rasulullah (s.a.v) Mescid-i Kıbleteyn de namaz kılarken kıblesini değiştirip Mescidi Harama doğru durduğunda namaz anında gelen ayet-i kerimelerden habersiz bir kısım sahabe hiç tereddüt etmeden teslimiyetin gereği Allah Resulü ile beraber dönüp kıbleye yöneldilerse, pekâlâ sofilerde Sadatların Ümmet-i Muhammed?e yönelik hizmet faaliyetlerine tereddütsüz teslim olmasını bilmeli.. Belli ki teslimiyet bilinci sayesinde bir kısım sahabe cennetle müjdelenen on kişi manasına aşere-i mübeşşire unvanına layık görüldüler. O halde Sadatların Ümmet-i Muhammed?in derdiyle dertlenen hizmet kervanında da aynısı olmalı. Malum sahabelerden tereddüt edenler olmuştu,  Resulullah (s.a.v) tereddüdü olana da namazın akabinde vahy olunan ayeti okuyarak tereddütlerini izale etmiştir. Eğer vakıf faaliyetlerinde en ufak şüphe duyan varsa şu iyi bilinsin ki bu işin baş tacı bizatihi Allah ve Resulünün işi olduğunu buyuran bizzat Sadatlardır. Bilmem başka söz söylemeye gerek var mı?  Bu açıdan hizmet deyip hafife almamalı. Kaldı ki bu iş Sadatları bile aşmıştır. Çünkü dedik ya onların beyanlarından anlaşılan hizmetin Allah ve Resulünün işi olduğu yönündedir. Yani bu iş falancı Seyyid'in, falancı yöneticinin vs. işi değil. Öyle görünüyor ki bu iş başka. Madem öyle bu işin semeresi dünyada da verilmeli beklentisi içerisine girmemeli. Tıpkı Osmanlıda olduğu gibi bu vakıf hizmetleri ahrete yönelik olup içinde nice bilmediğimiz ecirleri bağrında taşıyan bir kurtuluş reçetesidir. Bilhassa bu hizmet bilinci Allah ve Resulünün işi olması hasebiyle ahır zaman ümmeti için son fırsat teşkil ediyor. Bakın, Gavs-ı Hizan-i (k.s) ?Saadat-ı Nakşibendiyye?nin asıl evladı, onların mirasını alandır? beyan buyurmakla kendilerine değil yollarına takılmamızı gerektiğini vurguluyorlar. Dolayısıyla hizmeti terk edip  'Bana himmet yeterli' demek yersizdir.

       Gavs-ı Sani (k.s) asla Seyda Hz.lerinin yanında ziyaret vermezdi. Seyda Hz.leri de babası Gavs?ın yanında öyleydi. Onların derdi davası sadece hizmete koşmaktı. İşte bu yüzden hiç kimse kendi kendine adap, usul, erkân ihdas etmeye kalkışmasın, çünkü yol belli, usul belli. Zira yol bilenle aşılır, bilmeyenle asla. Gavs-ı Bilvanisi (k.s) hiçbir zaman sırtını Suriye'ye doğru dönmezdi,  keza yorgun düşse de ayağını o tarafa uzatmazdı. Niçin acaba? Her şey gayet açık, çünkü orada Şah-ı Hazne?nin ruhaniyeti vardı. Yine o abdest alırken bir keresinde on altı defa hop oturur hop kalktığını gören sofiler merak ederler; Efendim bu ne iştir? Cevaben der ki;  ?Şah-ı Haznenin çocukları oynuyor, onlar oynarken ben nasıl oturup da abdest alayım ki??

      Şu bir gerçek Gönül Sultanlarının işi kendi evimizin işinden öncelikli olmalıdır. Kendi başımıza yaptığımız işler güzel olsa bile o iş ferdidir, teşbihte hata olmaz padişahın işini iş bilirsen hizmet tam olur. Zaten hizmet bilincine vakıf olunduğunda ?müminin istikameti velinin kerametidir? gerçeği beraberinde gelecektir. Elbette ki hizmet zahmetli iştir, ama ne kadar zahmet o kadar ecir vardır. Böylece onca hizmet sayesinde rahmet deryasında gül deste olunacaktır. Neydik edip mutlaka gücümüz nisbetinde hizmetin bir ucundan tutmalı ki kurtuluşumuza vesile olsun. Bu nedenle Gavs-ı Sani (k.s) ?Dünya melun, sadece Salih niyet hariçtir. Dünyada kötülük artmıştır, ahir zamandayız. Kötülüklerden uzak kalın, ancak karşınızdaki ikna edeceğinize inanıyorsanız anlatın. Aksi takdirde hiç bir şekilde kötülerle bulunmayın. Çünkü ondaki kötü ahlak zamanla sana da sirayet eder. Hırsızla oturan zamanla hırsız olabiliyor, itikadı bozuk olanlardan uzak kalmak da yarar var. Dostlarınızı iyi seçin. Veli ile oturan veli olur. Katille oturan katil olur? buyuruyor.

       Bir şehrin fazıl şehir olabilmesi için önce alt yapının sağlam olması gerekir. Alt yapı olmazsa o şehir viranedir. Aynen öyle de tasavvufta hizmette vücut şehri için altyapı hükmündedir. Madem öyle hizmet nimetini elimizden kaçırmamak gerektir, Ümmeti Muhammed?in hizmetinde herkes üzerine düşeni yapmalı da. Zira hizmet vasıtalarının bize ihtiyacı yok, asıl bizim ihtiyacımız var. Düşünsenize şayet bir cami yapımında hizmet ettiysen öldükten sonra bile o hizmet baki kalıp sadaka-i cariye olarak hanene yazılacaktır.  İşte bu yüzden Ümmeti Muhammed?e hizmet yolunda sürekli istişare edin, zira hizmet istişaresinde aldığınız kararların arkasında biz varız diyorlar. Bu yolda asla ben yaptım, ben ettim demek yok,  biz yaptık demek vardır. Nitekim Seyda (k.s) sohbet ettiğinde Gavs böyle yaptı, Gavs şunu yaptı derdi hep, hiçbir zaman kendisini ortaya koymazdı. O halde sofilerde Allah dostlarının buyurduğu üzere kendilerini toprak veya tezek görmeli. Zaten kendini gören taş gibi suya batacaktır. Fakat kendini tezek gördüğünde suyun yüzünde kalacağı muhakkak. O halde Yavuz Sultan Selim gibi ?Hadim?ül Haremeyn? üzere olmalı, Ümmet-i Muhammed?e hizmet yolunda sürekli bir hizmetin ucundan mutlaka tutmak elzemdir. Şayet ?Hadim?ül Haremeyn? veya ?Müslümanların hizmetkârı? olmak diye bir derdimiz varsa asla hizmetten geri durmamalı. Gavs-ı Sani (k.s) ?Eğer bu hizmetleri Ümmet-i Muhammed?in hayrına açmasaydık kargaşa olacaktı. Hizmet edenlerden razıyız. Hiç kuşkusuz Allah?da razı olur. Siz vızıldayın gerisi gelir elbet, yani bal yapmakta beraberinde gelir. Ha gayret, biraz daha hizmet... Yeter ki Ümmet-i Muhammed?e hizmette niyetinizi Allah için kurun. Niyetsiz amel ne işe yarar ki. Bakın diğer sahabelerin amelleri Hz. Ebu Bekir'den fazla idi. Fakat Sıddık-ı Ekber sadakat ve teslimiyette üstündü. İşte Hz. Ebu Bekir (r.a)?ı sıddık yapanda bu sadakati ve teslimiyeti idi. Bu dünya bir han gibidir. Ahiret yolcusu bütün hazırlığını bu handa yapmalıdır. Yolda tedarik görülmez. Zira hizmet kervanı yoldadır. Böylesi bir yolculuğun geri dönüşü olamaz. Bu yolda Allah Resulünün izinden yürümek ve Sadatlara mutabaat etmek en güzel hizmettir? beyanıyla ne yapmamız gerektiği gayet net ortada. Gerçekten de görüldü ki Ümmet-i Muhammed?in hizmetine yönelik organizasyonlar sayesinde hizmetler belirli plan, program ve edep çerçevesinde seyredip her şey yerli yerine oturmakta. Bize düşen yapılan hizmetin hakimi değil hadimi olmaktır.  Besbelli ki bu hadimiyet koşusu sıradan bir koşu değil, bilakis kıyamete dek sürecek uzun soluklu Horasani hizmet koşudur Ancak bu hizmet koşusunda sıratı müstakim üzere olmak şarttır. Önce nefis terbiyesine kendimizden başlamalı ki, etrafa ışık saçabilelim. Madem Sadatlar gece gündüz demeden Ümmet-i Muhammed?in hizmetine hizmet etmekten bir an olsun geri kalmıyorlar, bizde bu hizmet kervanında yer almalı. Kaldı ki onlarında çoluk çocuğu ve torunları var ama bir bakıyoruz öncelikleri Ümmet-i Muhammed adına hizmet etmekle meşguller. Elbette Sadatlar bizden büsbütün ailenizi, çoluğunuzu çocuğunuzu ihmal edin sürekli hizmet edin demiyorlar. Bilakis bizden istedikleri biraz gayret, biraz vızıldamaktır. Ki; gayret edenden şeytan kaçar. O halde hizmet peteklerinin sayısını artıralım ki tüm insanlık necat bulsun.

      Velhasıl, bu bilinçle inşallah ?Hizmet nimettir? sözü davranış biçimimiz olur.

       Vesselam.

https://enpolitik.com/kose-yazisi/2858/hizmet-nimettir

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

13.08.2020 Gül’e Hasretiz
06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM