Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli

Eklenme Tarihi: 12.03.2019 07:17:00 - Güncellenme Tarihi: 13.08.2020 02:50:07

           Şair ne güzel demiş bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli diye. Gerçekten de şehâdetleri çok önceden ötelerde belirlenmiş bile.  Peki, ötelerden gelip ötelere uzanan ezan sadece bir duyuru mudur? Elbette ki Rasulüllah (s.a.v)?in; ?Ya Bilal! Ezan ve namazla bizi ferahlandır? beyan buyurması Ezân-ı Muhammedî?nin sadece bir duyurudan ibaret olmadığı, esenlik kaynağı olduğunu göstermeye yeter artar da.

        Kelime anlamı bakımdan Ezan; bildirmek, çağrı, davet demektir, İsra ise miraç manasınadır.  İşte Ezan ve İsra bir araya geldiğinde bir taraftan dinin temelleri atılmış olurken,  diğer taraftan dinin direği ve çatısı kurulmuş olur. Diyebiliriz ki İslamiyet?in ilk yıllarında Sahabe-i Kiram bu temelden yoksun sayılırdı, sadece bir cümlelik; ?Essalatü camiatün? (namaz bir araya getirir) davetiyle namaza icabet ederlerdi. Neyse ki ilerleyen zamanlarda namaz vaktinin nasıl duyurulması gerektiği hususu istişareye açıldı da Ezan-ı Muhammedî çağrısıyla buluşuldu. Malum, bu büyük buluşma öncesinde; kimi çan çalalım,  kimi boru sesi olsun,  kimi ateş yakalım,  kimi bayrak dikelim vs. demişti. Tabii bunların hiç biri kabul görmedi. Belli ki dinin temelleri bir şeylere dayandırılması gerekiyordu, dayandırılır da. Zira fıkhı kaynaklarda ezanın birinci doğuş sebebi; Miraçta Cebrail?in ezan okuyup imam olması olarak zikredilir. İkinci ise Abdullah b. Zeyd?in bu konuyla alakalı gördüğü rüya sebep teşkil etmiştir Nitekim rüyada gördüğü bir meleğin kendisine öğrettiği ezanı Rasulüllah?a bildirmesi üzerine Allah Resulü; ?Kalk bu gördüğün rüyadaki sözleri Bilal?e öğret, onun sesi daha gürdür? demesiyle birlikte ilk ilan gerçekleşmiş olur. Yani ezan tıpkı Kur?an?ın vahiy olunmasında ki gibi kaynağına uygun olarak cümle âleme Arapça ilan edilmiştir. Böylece ezanı Arapça dışında okumanın sahih olmadığı anlaşılır. Tabii bu okunan ezana has bir kaidedir ama İsra (Esra- Miraç yolculuğu)  için öyle değildir. Özellikle Esra dedik, niye?  Çünkü 5 vakit namaz Esra hadisesiyle müminlere farz oldu da onun için elbet.  Madem Esra deyince namazı hatırlıyoruz, o halde ?namaz miraçtır? çok yerinde bir tespittir. Zaten öyle de. Neyse ana konuya yeniden döndüğümüzde ezanı başka dilde okumak sahih olmadığı apaçıkken, aynı temel kaide namaza giriş için pek söylenemez. Kelimenin tam anlamıyla Farsça ezan sahih değildir, isterse ezan olduğu bilinsin. Zira Hanefi fıkhı üzerine yazılmış İbn-i Abidin adlı esere baktığımızda Farsça sözle namaza başlamanın bundan istisna olduğunu görürüz. Bu demektir ki Farsça namaza başlamanın sahih olduğudur. Yani bu eserden hareketle;  ezanın orijinali haricinde diğer türlü okunduğunda (mesela Farsça) insanlar okunan çağrının ezan olduğunu bilseler bile caiz olmadığı anlaşılır. Belli ki bu temel kaideler bize Ezân-ı Muhammedî?nin tüm Müslümanları tek kalp, tek yürek ve tek dilde birleştiren orijinal duyuru olduğunu göstermeye yetiyor. Bu yüzden başka bir dilde okunmasına geçit verilmez. Kaldı ki Müslümanlar dünyanın neresine giderlerse gitsin minarelerin şerefesinden yankılanan tevhidi çağrının sadece orijinaline aşinadır. Hatta bu aşinalık birlik ve dirliğimizi oluşturan ilan olur da.  Bu da yetmez minarelerde yankılan bu duyuruya icabet eden her Müslüman omuz omuza birlikte saf olur da. İşte bu yüzdendir ki rüya âleminden bu ümmete lütfedilen Ezan-ı Muhammedî Bilal-i Habeşi?nin başlattığı o gür ilan orijinal haliyle minarelerimizden kıyamete kadar inlemesi durmayacaktır. Buna inancımız tamdır. İyi ki de bu duyuru her ırktan, her milletten insanın ortak anlayacağı dilde yankılanıyor, bakın Allah Teâlâ ?Allah?a davet edip iyi amel işleyenlerden daha güzel sözlü kim olabilir? (Fussilet 33) buyurmakta.

            Rabbül Âleminin;  ?Allah ve Resulü tarafından insanlara ilan et? (Tevbe, 3) ayetiyle buyurduğu ?ilan? ile ?İnsanlara Haccı bildir? (Hacc 27) ayetinde zikredilen ?bildir? aynı mana ihtiva etmekle birlikte ?ilan? daha çok Ezan-ı Muhammedî çağrıştıran davet manasına bir paroladır. O halde davete icabet etmek düşer bize.

           Ayrıca Ehlisünnet âlimlerinin dinin şahidi temeli ezanla ilgili adab ve usuller için söylediklerine baktığımızda ortaya özetle şu kaideler çıkıyor:

         - Beş vakitte kılınan namazlar için ezan ve kameti terk etmek mekruhtur. Ancak ezan ve kamet terk edildiğinde bu namazlar iade edilmez, sadece vakit girmeden okunan ezan tekrarlanır. Hatta aynı düstur kamet içinde geçerlidir.

         -Kuruntulu veya kasıntılı insanın kulağına ezan okunursa kuruntuyu giderir. Tabii ki burada temel amaç kuruntuyu gidermek değildir, asıl bizi ilgilendiren kuruntunun giderilmesinden ziyade Sünnet-i seniyye'nin yerine getirilmiş olması çok daha önem arz eder. Öyle ki bu sünnet sayesinde yeni doğmuş bebeğin sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunup çocuğun ilk ilmi eğitimine start verilmiş olur da.

         -Bir müezzinin erkek, akıllı, takva sahibi, sünnete vakıf ve namaz vaktini bilmesi gerekir ki onun hakkında yeterli şartlara haiz bir müezzin denilebilsin. Dolayısıyla delinin, mümeyyiz olmayan çocuğun, sarhoşun, kadının, fasık kişinin, kâfirin, bayılan kimsenin ezan okuması mekruhtur. Yine de sahih olan köle ve çocukların cemaat olamayacağıdır. Dolayısıyla ezan okumaması da icap eder. İlla da köle ezan okuyacaksa da sahibinin iznine bağlı olarak gerçekleşir. Anlaşılan o ki; buluğa yaklaşmış çocuğun, kölenin, âmâ?nın okuyacağı ezan kerahetsiz caiz olabiliyor.

         -Teganni şarkı söylemek gibidir. Zaten sesi güzel olanın teganni yapması lazım gelmez. Esas olan Ezan okurken kelimelerin arasını ayırarak okumaktır. Kamette ise birleştirerek okumak esastır.  Nitekim Resulü Ekrem (s.a.v); ?Ezan cezm?dir? buyurmakta. Yani sesi güzel olanın teganniye ihtiyacı yok. Bu yüzden Resulü Ekrem (s.a.v) ?Ezan okunduğu zaman kelimelerin arasını ayırarak oku, kamet getirdiğin zaman da kelimeleri birleştirerek oku? beyanıyla kametin seri okunacağına işaret etmiştir.

         -Ezan okunurken konuşulmaz. Şayet konuşulursa ezanın yeniden okunması icab eder. Hatta ezan okunurken selamda alınmaz.

         -Ezanda parmaklar kulaklara koyularak okunur, kamette ise parmaklar kulaklara konulmaz. Kamette neden konulmadığı malum, zira cami içerisinde işitememe gibi bir engel yoktur. Kaldı ki kamet dışarıya yönelik bir çağrı değildir, içeride cemaate yönelik duyuru olduğundan kametin seri halde okunmasını gerektirir. Bu hususta Peygamberimiz (s.a.v) Bilal-i Habeş'e; ?Parmaklarını kulaklarına koy. Çünkü bu sesini daha yükseltir? diye buyurmuştur. Zaten yukarıda da belirttiğimiz üzere kamet getiren bir kişi iki parmağını kulaklarına koymaz demiştik. Niye derseniz,  bu durum gayet açık,  alçak sesle yapıldığı içindir elbet.

        -Kamette müezzin ?Hayya alel felah? derken cemaatin ayağa kalkması adaptandır. Şayet İmam mihraba yakın değilse her saf arasında imam geçtiğinde kalkması daha uygun olur.

        -Kad-kâmetis-salâtü?, ?Kad-kametis-salâh? denildiğinde ?Namaz başladı? demek olduğundan imamın namaza başlaması adaptandır. Çünkü imam böyle yapmakla müezzinin sözünü doğrulamış olur. Bununla birlikte kamet getirdikten sonra namaza başlansa sakınca yoktur. Nitekim İmamı Azam'ın talebesi İmam Yusuf böyle uygun görmüştür. Ayrıca kamet alınırken camiye giren ayakta beklemeden oturmalı, doğru olan cemaat ayağa kalktıktan sonra kalkmasıdır.  

         -Ezanı dinleyen kimsenin müezzinin okuduklarını tekrarlaması menduptur.  Vacip olan şu ki; ezanı işittiğimizde yürüyerek icabet etmek gerektiğidir, yani camiye gidip cemaatle namaz kılmaya koyulmalıdır.

        -Kaza namazlarının birincisinde ezan ve kametin her ikisinin birlikte yerine getirilmesi sünnettir. Akabinde devam eden diğer kaza namazlar için ezan okuyup okumamakta kişi muhayyerdir (serbesttir), yani dilerse okur dilerse okumaz. Hakeza yolcunun kameti terk etmesi mekruhtur, ama ezanı terk etmesi mekruh değildir.

        -Kadın kamet getirir, ama ezan okumaz.

        -Evde ezan okuyan ancak kendi işiteceği seste okur, fakat birazcık seslenmesinde beis yoktur.

       -Arafat?ta (cem-i takdimde) bir ezan, iki kamet getirilir, Müzdelife?de (Cem-i tehir) ise bir ezan ve bir kamet getirilir.

       -Fasık bir kişinin imamlığı, takva sahibi cahilin imamlığından daha evladır.

       -Abdestsiz ezan okumak mekruh değildir, ama cünüp kimsenin ezan okuması mekruhtur, dolayısıyla cünüplüyken okunan ezan iade edilir. Ancak cünüp kimse bir başkasının okuduğu ezana dil ile icabet etmesinde beis yoktur. Zira bu icabet ezana değil, müezzinedir.

           -Kur?an ve ezan okuyana selam vermek meşru değildir.

          -Bir kimse mescitte müezzin kamet getirirken camiye girerse imam mihraba geçinceye kadar oturması daha uygun düşer.

           -Bir kişinin iki mescitte müezzin olması mekruhtur. Çünkü ikinci mescitte okuyacağı ezan nafile sayılır. Kendisinin yardımcı olmadığı farz olan bir namaza halkı davet etmesi uygun düşmez.

          -?Ezan işitince ayağa kalkın! Çünkü o Allah?tan gelen bir emirdir? hadisinden maksat namaza gidin, ya da kamet manasınadır.

              -Ezan farzlar için sünnettir. Vitirde yatsının ezanı ile yetinilir sadece.

              -Ezan vaktinden önce okunursa tekrarlanır.

              -Ezana dört tekbirle başlanır. İlk şehadeti alçak sesle, sonrasında dönerek yükse sesle okumak mekruhtur. Ezan aheste aheste okunur,  bu arada Hayya ales salah-Hayya alel felah derken de sağa sola dönülür,

              -Sabah ezanına ?Es-salatü Hayrun mine?n-nevm? (Namaz uykudan hayırlıdır) ilave edilir.

             -Minare genişse ezanı dönerek okunur. Rasulüllah (s.a.v) döneminde minarenin olmamasından hareketle dönmeye itiraz edilmemeli. Minare olsun ya da olmasın dönmek gerek, üstelik sürekli uygulanan bir adap olduğundan teamül hale gelmişte. 

             Tabii bu sıralanan hususlar Ezanın zahiri yönünü ortaya koyan temel kaidelerdir.   Unutmamak gerekir ki, temel kaidelerin yanı sıra ezanın birde batini yönü vardır.  Nitekim Ezan-ı Muhammedî bir yönüyle görünen görünmeyen cümle âleme namaz vakitlerini hatırlatırken diğer yönüyle de tevhidi zikri duyurmaktadır. Kelimenin tam anlamıyla Ezan-ı Muhammedî Îlây-ı Kelîmetullah?ın gönüllerde yankı bulmasını sağlayan bir tevhidi zikirdir.

        Anlaşılan o ki, Ezan deyip geçmemek gerekir, hakkını vermek icap eder. Şöyle ki;

        Bir demirci ezan okumakta olan müezzini dinlemeye koyulur. Ezan-ı Muhammedî bittiğinde demirci; şu adam ezan okuyor ama samimi değil, hakikati haykırmıyor deyince derler ki:

        ? Nasıl yani, işte müezzin ezan okuyor ya, hiç bunun yalanı mı olur?

         Demirci:

        ?Evet, evet! Müezzin gerçeği ilan etmiyor, şayet o ihlâslı okusaydı çıktığı yerin çöküvermesi gerekirdi der ve akabinde;

       ?Birde ben okuyayım bakın nasıl okunuyormuş diye söylenip demir yığınının üzerine çıkar ve başlar ezan okumaya. Okudukça ayağını altındaki demirler eriyip akmaya başlar da. Ezan?ı bitirince kendisini gözlemleyenlere şu itirafta bulunur:

  ?Bende gerçeği duyuramadım, baksanıza eğer samimi şekilde okusaydım benim de erimem gerekirdi. İşte tevazu bu, işte Allah?a tam teslimiyet ifadesi budur.  

           Tabii demirci örneği tam bir takva örneğidir. Herkesin bu takva halini yakalaması elbette ki zordur.  Her ne kadar biz ezanın takva yönünden çok uzak olsak ta hiç olmazsa ezanın zahiri yönüne vakıf olmaya çalışalım. Bizim için bu bile büyük kâr. O halde ne duruyoruz ehlisünnet imamların ortaya koyduğu zahiri bilgileri hayatımıza yansıtalım. Zira Ezan-ı Muhammedî yüreklerimizi ferahlatan bir çağrıdır.

            Evet, ne mutlu o insanlara ki, o okunan ezanlara şahitlik ederek Îlây-ı Kelîmetullah duygusuyla huzura eriyorlar. Allah adı ve Habib?inin adı her okunan ezanla her saniye cümle âlemde yankılanır da. Şair diyor ya, bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli, aynen öyle de dünyanın her yerinde okunan Ezân-ı Muhammedî?nin yaktığı Îlây-ı Kelîmetullah meşalesi ebediyen sönmez de. Bakın İnşirah Suresinin dördüncü ayetinde mealen Allah (c.c.) Habib?i için; ?Senin ismini (şarkta, garbda yer kürenin her yerinde) yükseltirim?  buyuruyor. Gerçekten de garba (batıya) doğru bir tül derecesi (111,1 km) gidilince namaz vakitleri dört dakika gecikiyor. Bu demektir ki her 28 kilometre gidişte aynı vaktin ezanı birer dakika aralıklarla tekrar okunmaktadır. Derken yeryüzünde Ezân-ı Muhammedî?nin okunmadığı bir an yoksun kalmaz. Böylece 24 saat içerisinde tüm kâinat Ezan sesleriyle yankılanıp cümle âlem nasiplenir de.

            Vesselam.

   

   

https://enpolitik.com/kose-yazisi/2889/bu-ezanlar-ki-sehadetleri-dinin-temeli

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM