Cemaat ve imamet

Eklenme Tarihi: 27.03.2019 07:06:00 - Güncellenme Tarihi: 13.08.2020 02:30:40

          Maalesef kendini aydın sanan bir takım aklı evvel fırsatçılar FETÖ ihanet örgütünü bahane ederek İslam?ın en güzide kavramlarından cemaat ve imametin içini boşaltmaya çalışmaktalar. Oysa biz biliyoruz ki o malum örgüt asla bir cemaat değil ihanet şebekesidir. Keza mahrem imamları dedikleri şeyde asla imamet değil CIA, MOSSAD ve uluslararası istihbarat ağının Müslüman kisvesine bürünmüş evangelist papaz kılıklı ajanlarıdırlar. İşte bize düşen elma ile armudu ve sapla samanı karıştırmaksızın durumdan vazife çıkaranların heveslerini boşa çıkartmak olmalıdır. O halde daha ne duruyoruz dilimizin döndüğü kadarıyla bu iki kavramın gerçek mahiyetini ortaya koymaya çalışalım

     Her şeyden önce şu bir gerçek Müberra Dinimiz cemaatle yaşanmakta. O halde iman, ilim, takva ve birlik (cemaat) adabını göz ardı etmememiz icab eder. Hem tek başına yaşamaktan kim ne bulmuş ki bizde bulalım. Kaldı ki halvette şöhret, şöhrette ise afet var olduğu gibi bencillikte de bataklığa sürüklenmek vardır. Nitekim Rabbül Âlemin ?İnsanlara karşı yanağını çevirip (yüzünü kırıştırma)  ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürlenenleri sevmez? (Lokman, 18 ayet meali-Kur?an 31/18)  beyanı bunun teyididir. Keza Yüce Allah yine bir başka ayet-i kerimede ?Onlara: Gelin Allah?ın Resulü sizin için mağfiret dilesin, denildiği zaman başlarını ve onların kibir içinde yüz çevirdiklerini görürsün? (Munafıkun 63/5) beyan buyurmakla bu tür tehlikelere düşmememizi emretmekte.

           Dedik ya elma ile armudu ve sapla samanı birbirine karıştırmamalı, illegal örgüt başka bir şey cemaat başka bir şey, mahrem imamlık başka bir şey imamet başka bir şeydir. Dolayısıyla hain illegal örgütlerden hareketle istikamet üzere olan ehlisünnet kanaat önderlerine karşı saygıda kusur göstermemeli, keza ehlisünnet üzere olan cemaat mensuplarına da başka gözle bakmakta doğru değil, bilakis şefkat kollarımızı açıp kucaklaşmalıdır. Dahası birbirimize karşı tevazuca ve yumuşakça davranmayı şiar edinmelidir. Bakın bir Hadis-i Kutside Rabbimiz şöyle buyurmakta:?Büyüklük benim ridam, ululuk izarımdır. Kim bu ikisinden biriyle benimle çekişmeye girerse onu helak ederim.? Yine Yüce Allah (c.c) ?Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin? (İsra suresi, 37.  ayet meali-Kur?an 17/37), beyan buyurmakta. Hatta Yüce Allah (c.c) ?Şimdi insan baksın neden yaratıldı? O, belden atılan bir pis sudan yaratıldı? (Tarık 86/5?6), ?Kahrolası insan (kâfir) ne nankör şey! Bir meni parçasından yarattı da (insan) biçimine koydu? (Abese ayet meali- Kur?an 80/17?19)  beyan buyurarak cemiyet hayatında kibirle dolaşmayı men etmektedir.  

         Peki, bu konuda Allah Resulü ne buyurmuş derseniz malum, Resulullah (s.a.v) ?İnsanların arasına girip onların yükünü çeken ve eziyetlerine katlanan Müslüman, hiç kimseye karışmayandan daha hayırlıdır? beyanıyla tüm ümmetine günümüzde sıkça kullanılan  ?Halka hizmet Hakka hizmettir? sözünün ne demek olduğunu hatırlatmıştır. Zaten ehlisünnet üzere olan cemaatle birlikte yaşamak aklın gereği de. Kaldı ki tek başına yaşayan bir insanı şeytanın avlaması çok kolay olmakta ama cemaatle yaşayan insan söz konusu olduğunda şeytanın öyle aldatıp avlaması hiçte kolay olmayacaktır. Dolayısıyla şeytanın aldatması zor bir topluluk içerisinde bulunup istikamet üzere yaşamakla işimiz çok daha kolay olacaktır.

         Bakın bu hususta Enes (r.a)  ne diyor:  

         Resulü Ekrem?le bir yolculuk esnasında konakladığımızda, o sırada oruçlular uyuya kalmışlardı, oruç tutmayanlar da tam aksine çadır kurup hayvanları sulamaya koyulmuşlardı. Tabii bu durumu yerinde gören Allah Rasulü: Bu gün, oruç tutmayanlar bütün sevabı alıp götürdüler müjdesini vermiştir. Anlaşılan o ki; bu kutsi yolda yol arkadaşlarına hizmet etmek nafile ibadetten daha mühimdir. Kaldı ki nafile ibadetler hizmetten sonra yapılsa da olur. Şu bir gerçek kendine hizmet eden bozulur, fakat kendini Ümmet-i Muhammed?e hizmete adayan müminlerin öyle kolay kolay bozulmayacağı aşikârdır.

        Yine bu hususta bir başka örnek verecek olursak;

        Ashabı Kiramın arasından birine koyun kellesi hediye verilmişti, o hediyeyi alan da kendi sıkıntısını dert etmeden komşusuna gönderir. Derken o komşu da diğer komşusuna gönderir. Böylece hediye elden ele dolaşıp yedi komşuya ulaştıktan sonra tekrar ilk gönderene döner de. İşte görüyorsunuz kardeşlik ve cemaat bilinci budur.  Madem öyle şimdi soruyoruz, şayet her bir sahabe tek başına inziva hayatı yaşasaydı konu komşuya hizmet etmenin ne demek olduğunu bilir miydik?  Elbette ki, bilmek bir yana ölüsünden bile haberimiz olmayacaktı. Nitekim günümüzde evde tek başına yaşayıp da haftalarca ölüsünden habersiz oluşumuz artık bir sır değil.

          Malum, bir diğer cemaat adabı da cemaat arkadaşlarını sıkıntıya sokmamaktır. Zira bu hususta Rasulullah (s.a.v) ?Ben ve ümmetimin Salihleri yapmacık zorlama ve davranışlardan uzağız? buyurmuşlardır. Ki; bir gün Peygamberimiz (s.a.v)?in ayakkabı bağı çözüldüğünde derhal etrafındakiler düzeltmeye kalkışırlar, ama Allah Resulü buna razı olmaz. Hatta bunun bir özel muamele olacağından bahisle bu tür davranışları sevmem demişlerdir. İşte bu sünnet-i seniyye?den hareketle cemaat içerisinde cem olan kardeşler birbirlerinden hürmet beklemeyi bir kenara bırakıp hizmete koşmayı tercih etmelidir. Şayet bir cemaat mensubu hürmet beklentisinde olursa bir gün gelir terk edilecektir. Çünkü kardeşlik hukukunda kardeşini sıkıntıya sokmamak esastır. En iyisi mi kendimiz için istediğinizi kardeşimiz içinde istemeli ki tek başımıza kala kalmayalım. Anlaşılan o ki birlik ve dirlik kardeşimizin derdiyle hemhal olmak ve sıkıntısını gidermekle sağlanabiliyor. Bakın, Allah Teâlâ ?Hep birlikte Allah?ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp parçalanmayın? buyuruyor. Yine; ?Sadıklarla beraber olun? diye öğütlüyor. Habib-i Ekrem ise; ?Rabbül Âleminin eli (rahmeti ve desteği) cemaatle birliktedir? buyuruyor. Madem öyle, toplum içinde beşeri münasebetlerimizi kolay kılmak varken yokuşa sürmek niye?  Keza mümin kardeşimizin problemlerini çözmek varken bencil davranmak niye?  Hiç kuşkusuz Sahabeyi Kiramı örnek alsaydık böyle olmazdık elbet. Zaten aşağıda sunacağımız Ensar örneği her şeyi izah etmeye yetiyor:

        Allah Resulü Medine?de Sa?d b. Rebi (r.a)?ı, Abdurrahman b. Avf (r.a)'a kardeş yapınca Sa?d b.Rebi, bakın ne demiş.  Kardeşine der ki;

       -Malımı ikiye bölüp yarısını sana vereceğim, iki hanımım var istersen bunlardan birisini boşayayım, hatta iddet müddeti bitince onunla evlen der.

     Abdurrahman b. Avf (r.a)'da cevaben;

      -Bak kardeşim! Allah sana, ehline ve malına bereket versin, sen iyisi mi bana çarşının yolunu göster başka bir şey istemem, ben ticaretle uğraşayım der. İşte Ensar topluluğuna dâhil olup hayatı kolaylaştırmanın karşılığı budur. Bu kıssadan anlaşıldığı üzere kardeşçe yaşamasını bilen insanların arasına karışmak gerek. Hatta bu da yetmez Ensar olmak gerekir. Ensar olmak için de; Allah?ın size nimetini hatırlayın. Hani siz bir zaman birbirinize düşman idiniz; O kalplerinizi birleştirdi ve O?nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Sizler bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi aradan kurtardı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız (Al-i İmran 3/102?103)  beyanına icabet etmek gerekir.

        Her ne kadar; ?Hep birlikte Allah?ın ipine sarılın? emrinden maksat ?Kur?an? olduğu kuvvetli delil olarak sunulsa da bu ayetten muradın kimi İslam, kimi İtaat, kimi 'iman, tövbe ve ihlâs' üçlüsü,  kimi de cemaat olduğunu belirten müfessirlerde var. Aslında bu açıklamaları bir bütün halde toplayıp derlediğimizde; Kuran?ı rehber edinmeyi, İslam dairesinden çıkmamayı, tövbe, itaat, ihlâs ve takva üzerine yaşayan cemaatle birlikte olmak gerektiğini idrak ederiz. Nasıl idrak etmeyelim ki, bir kere Yüce Mevla?mız; ?Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın? beyanıyla uyarmakta bile. Hatta Yüce Allah ?Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin? diye öğütler de. İşte yapılan bu uyarı ve öğütler ışığında Resulü Ekrem (s.a.v); ?İsrail oğulları yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Benim ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak. Bunlardan bir grup hariç, diğerleri ateşte olacaktır? buyurmuştur. Tabii bu durum karşısında Ashab-ı Kiram merak edip sorar:

      -Ya Rasulullah! Bu kurtulacak fırka kimlerdir?

       Buyurdular ki:

-Ehl-i sünnet ve?l cemaattir.  Yani Allah ve Resulünün yolundan gidenlerdir.

     Bu arada Resulü Ekrem (s.a.v) ?Kim cemaatten bir karış ayrılırsa, boynundan İslam bağını çıkarmış olur? uyarısında bulunmayı da ihmal etmez.  

       Cemaatin önemini ortaya koyan diğer hadis-i şeriflere göz attığımızda ise:

       ?Kurdun sürüden ayrılan koyunu kaptığı gibi, şeytan da insanı kapar. Bölünüp dağılmaktan sakınınız. Size cemaate sarılmanız ve çoğunluğa katılmanız gerekir (Ahmed, Müsned).

        Üç şey var ki; Müslüman bir kimsenin kalbi onlarda hıyanetlik üzere bulunmaz. Bunlar: Allah için amelde ihlâslı olmak, önündeki imama nasihat edip samimiyetle davranmak, cemaate sımsıkı sarılmak. Şüphesiz müminlerin duaları onları arkadan sarar.

         Kıyamete kadar ümmetimden bir taife hak üzere kalmaya ve Allah?ın emrini yerine getirmeye devam edecektir. Onlara muhalif davrananlar kendilerine hiçbir zarar veremeyecek. Onlar hakkı izhar ve ispata muvaffak olacaklardır (Bkz. Alusi a.g.e. C.7, cüz16).

          Şüphesiz Allah ümmetimi delalet üzerinde bir araya getirmez, Allah?ın eli cemaatle birliktedir. Kim cemaatten ayrılırsa ateşe gider.

           Hiç şüphesiz şeytan cemaatten ayrılan kimseyle beraberdir. Onun içine yerleşip istediği yola çeker.

           Şüphesiz, Allah her yüzyılın başında bu ümmetin içinden, onların dualarını yenileyecek kimseler gönderir (Ebu Ya?la, Müsned 7.  59?60 No:2078).

           İsrail oğullarını peygamberler yönetip idare ederdi. Bir Peygamber vefat edince yerine başka bir Peygamber gelirdi. Benim ve ümmetimden durumum ise böyle değildir. Benden sonra hiçbir Peygamber gelmeyecek, fakat halifeler bulunacak, sayıları da çok olacak. 

           Ashab-ı Kiram:

          -Ya Rasulullah! Onlara karşı ne yapmamızı emredersiniz?

           Efendimiz(s.a.v):

          -İlk önce beyat ettiğiniz halifenize vefa gösterin ve onların hakkını verin; üzerinize düşeni yerine getirin. Şüphesiz Allah, onları da yönetimlerine verdiği kimselerin hesabını soracaktır (Buhari, Enbiya,50, müslim, imare,440, İbnu Mace, Cihad,42, Ahmed, Müsned,2,  297).

          Bir İmama kalbinin sevgisiyle yönelip elini uzatarak beyat eden kimse, gücünün yettiği kadar ona itaat etsin (Müslim, imaret).

         Müslüman?a, kendisine bir haram emredilmediği sürece hoşuna giden ve gitmeyen konularda başındaki imama dinleyip itaat etmesi farzdır (Buhari, ahkâm,4).

          Başınızda eli çolak, ayağı topal, rengi siyah bir köle de olsa sizi Allah'ın kitabına göre yönettiği sürece sözünü dinleyip itaat edin (Müslim, imare,37; Nesai).

         Bana itaat eden, Allah?a itaat etmiş olur. Bana isyan eden de Allah?a isyan etmiş olur... Eğer başınızdaki imam Allah'tan korkmayı emrederse bundan dolayı kendisine ecir vardır. Takvanın dışında bir şey emrederse vebali onadır.

       Bir ara Resulü Ekrem (s.a.v);

       Ey topluluk! Benim size Allah tarafından gönderilmiş bir Resul olduğumu bilmiyor musunuz sorunca, 

        Oradakiler:

  -Evet, Sen Allah?ın Resulüsün dediler.

        Resulü Ekrem (s.a.v):

        -Allah?ın kitabında; Bana itaat edenin Allah?a itaat etmiş olacağını bildiren ayeti indirdiğini biliyor musunuz?

       Dediler ki:

       -Evet ya Rasulullah! Şahadet ederiz ki sana itaat eden Allah?a itaat etmiş olur. Şüphesiz sana itaat Allah?a itaat sayılmaktadır.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v):

            Hiç şüphesiz bana itaat etmenizi Allah?a itaat olmaktadır. Başınızdaki imamlarınıza itaat etmenizde bana itaat olmaktadır (Suyutu ed, Dürrül- Mensur, 11. 597).

          Kim başındaki Emirden hoşlanmadığı bir şey görürse, sabretsin. Çünkü kim cemaatten bir karış ayrılırsa cahiliye ölümü ile ölür (Müslim, imamet).

           Ümmetimden her devirde Sabikun (hayırda önde) bulunur (Ebu Nuayım, Hilye,1,7, Suyuti el- camius sağır2, 415 No:7327).

           Üç sınıf insan vardır ki, Allah Teâlâ onlarla kıyamet günü onları temize çıkarmayacaktır. Bunlardan birisi de, bir imama sırf dünya için beyat eden kimsedir (Buhari, Ahkâm,48, Müslim, İman 173;Nesai, Buyu,6, İbnu Mace, Cihad,42; Ahmed Müsned2, 25).

          İmamlarınız hakkında kötü sözler konuşmayın, Allah'tan onlar için güzel hal isteyin (Müslim).

           İmamlarınızın en hayırlısı; sizin onlar için onlarında sizi sevdiği, sizin onlar için onlarında sizin için dua ettiği kimsedir (Taberani).

           Kim, dünyada Allah?ın adına hüküm icra eden sultana (imama) ikram ve hürmet ederse Allah'ta kıyamet günü ona ikram eder. Kim küçültürse Allah'ta kıyamet günü onu alçaltıp rezil eder (Tirmizi, fıten,47).

            Allah?ın ahkâmını ayakta tutan sultana (imama) kötü söz söylemeyin. Şüphesiz onlar yeryüzünde Allah?ın gölgesidir (Suyuti)? gerçeği ile yüzleşiriz. İşte yukarıda zikredilen daha nice pek çok hadis-i şerifler cemaatin önemini ve o cemaatin imamına tabii olmak gerektiğini ortaya koymaktadır.

          Elbette ki imama tabii olmak derken Sünnet-i Seniyye üzerine hareket edene tabii olmak esastır. Kaldı ki, Peygamberimiz (s.a.v) kendinden sonrası için imamet (halife) atamamıştır. Bu yüzden Hz. Ebu Bekir Sıddık (r.a) ?Ben Allah?a ve Resulüne itaat ettiğim sürece bana itaat ediniz? buyurmuştur. İmamlık o kadar önemli bir husustur ki Rasulullah (s.a.v) vefat ettiğinde bir yandan defin işlemleri sürdürürken diğer yandan da Müslümanlar başsız kalmasın diye halife seçmenin derdine düşmüşlerdir. Nitekim Allah Resulünün vefatının ardından halifelik konusunda; ?İmamlar Kureyş'tendir? hadis-i şerifi zikredilince Ensar halifelik talebinden vazgeçip Hz. Ebu Bekir (r.a)?a biat etmişlerdir. Hakeza Hz. Ömer (r.a)?da Hz. Ebu Bekir (r.a)?ın tavsiyesiyle halife seçilmiştir. Malum, Hz. Ömer (r.a) ise hasta yatağında hilafet işini altı kişiye havale etmiştir. Söz konusu bu altı kişilik şura heyeti Hz. Ömer (r.a)?ın vefatının ardından kendi aralarında altıncı üye Abdurrahman b. Avf'ın vereceği karara razı olacaklarını beyanla Hz. Osman (r.a) seçilmiştir. Hz. Osman (r.a)?da hayattayken kendisinden sonra kimin seçilmesi hususunda herhangi bir isim vasiyet etmeksizin şehit edilip darü?l bekaya göç etmiştir. Hemen defin işlemlerinin akabinde Muhacir ve Ensar?ı temsilen toplanan heyet halifeliği Hz. Ali (k.v)?e teklif etmişlerdir. Tabii, Hz. Ali (k.v)  halifeliğin ateşten bir gömlek olduğunu düşünerekten önce kabul etmemiş,  fakat sonradan gelen yoğun ısrarlar karşısında üstlenmek zorunda kalmıştır.

         Dört halife gerçek manada halifedir, sonrası malum Peygamberimizin daha önceden hadisi şerifte de belirttiği üzere ?mülk? olarak tescillenmiştir. Bu yüzden Hz. Muaviye, Hz. Ali (k.v)?e yaptıklarından dolayı tekfir edilemez. Çünkü Hz. Muaviye mülk içtihadıyla hareket etmiş, Hz. Ali ise halifelik içtihadıyla mücadele etmiştir.  Kaldı ki sahabe arasında yaşanan ihtilaflar asla iman konusu olamaz. İşte bu nedenle Hz. Ali?den sonra ki Hz. Muaviye'nin imamlığı halife olarak değil emir veya hükümdar (saltanat) olarak değerlendirilir. Ehlisünnet ulemasınca böyle değerlendirilmesi elbette ki halifelik sonrasının başa gelenlerin galip gelme şeklinde tezahür ettiği içindir. Zira Yezid bunun en tipik örneğidir.  Malum o hem zalimce davranış sergilemiş,  hem de münafıkça davranmıştır.

         Anlaşılan ümmetin birliği ve dirliği için illa ki lider şart. Elbette ki ümmeti idare eden liderin Ehlisünnet yolunu takip edeni makbuldür.

          Bakın Muaz b. Cebel (r.a):

           -Ya Rasulullah! Eğer bizim başımızda senin sünnetine göre hareket etmeyen bulunursa ne yapmamızı emredersiniz?

           Resulü Ekrem (s.av):

          -Allah?a itaat etmeyene itaat edilmez buyurmuştur.

          Hakeza Resulü Ekrem (s.a.v) bir grup asker hazırlayıp, başlarına da Ensar?dan Abdullah b. Huzafe es-Sehmi?yi emir tayin etmişti. Derken sefere koyuldular, bir yerde mola verdiklerinde emrindeki askerler Abdullah b. Huzafe es-Sehmi?yi kızdırmış olsalar gerek ki;

           -Sizden biraz odun toplamanızı, onu tutuşturmanızı ve içine girmenizi istiyorum talimatını verir.

          Onlarda:

          -Allah Resulüne soralım; eğer ateşe girmeyi emrederse gireriz derler. Bu arada ateş söndüğünde Emir?in kızgınlığı da gitmiş olur.  Ama dönüşte mesele sorulduğunda Habib-i Ekrem (s.a.v) şu cevabı verir:

           -Eğer o ateşe girselerdi, çıkamaz ebediyen içinde kalırlardı, imama itaat ancak hayırda olur.

          Allah Teâlâ ?Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül evet bütün bunlar o yapılan şeyden mesuldür? (İsra:17/36) buyuruyor.

              Müfessir Elmalılı Hamdi Yazır?da bu ayeti kerime ve hadislerden hareketle; ?Bir kimseyi ?rab? edinmiş olmak için illa ona ?rab? adını vermek şart değildir. Bir kimsenin emrine uymak emirlerini taparcasına yerine getirmek onu rab edinmek ve ona tapmak demektir. Bizim âlimlerimize ve adil idarecilerimize itaat edip saygı göstermemiz bunun dışındadır. Çünkü bize böyle bir itaat emredilmiş, ölçüleri belirtilmiştir? diye meseleye açıklık getirmiştir.

             Maalesef gel gör ki, ?Yeryüzünde Allah diyen kimseler kaldığı sürece kıyamet kopmaz? (Abdurrahman Cami 898 Nakduin- Nusus, 97) hadisi şerifin sırrınca gerçek manada Allah adını ananların yüzü suyu hürmetine şu yaşadığımız acımasız dünyanın önümüze koyduğu bir takım hazin olaylar devam edebiliyor.

          Rabbül Âlemin ?Ey iman edenler! Allah?a itaat edin. Peygamber?e ve sizden olan ulu?l emr?e de itaat edin. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüzde Allah?a ve ahrete gerçekten inanıyorsanız onu Allah?a ve Resulüne götürün, bu hem hayırlı, hem de netice bakımdan daha güzeldir? (Nisa 4/59) diye beyan buyurur.

         İmamlık netice itibariyle İmameti Kübra (büyük imamlık) ve İmameti Suğra (küçük imamlık) diye iki ana başlıkta incelenir.  Umumi imamlıkta; hür, erkek, akil baliğ, muktedir ve Kureyş?li olmak (İslam?ın ilk dönemi itibariyle) gibi şartlar aranır. Umum-i riyasete sahip imametin başlıca görevlerine gelince; Şer?i cezaları tatbik etmek, zekâtları almak, yol kesici ve hırsızlığın önüne geçmek, cuma ve bayram namazlarını kıldırmak, velisi olmayanları evlendirmek, ganimetleri taksim etmek gibi hususları kapsar.

        Bu arada unutmamak gerekir ki; kâfir, Müslüman?a veli olamaz, hakeza kadın da halife olamaz. Hatta fasık birini imam tayin etmekse mekruhtur. Ancak adil olmak halifelik için şart değildir. Böyle birini seçmek mekruh olmakla birlikte halifeliği sahihtir.

                                              NAMAZ İMAMLIĞI

         Namaz imamlığı için aranan şartlar; Müslüman olmak, akıl baliğ olmak, er kişi olmak, Kur?an?ı okuyor olmak, özürden beri olmak, yani burun kanaması, pelteklik ve pepelik gibi özürlerin olmamasıdır.

       Kalabalık camilerde saflar yola bitişik ise imama uymaya mani teşkil etmez. Ev ve mescit arasında bir yol ayırımı olsa bu durum imama uymaya engel teşkil eder, zira mekân farklılığı söz konusudur.

       İmama uymanın şartları;

       -Cemaat imama niyet etmeli,

       -Namaz kılınacak yerin bir olmanın yanı sıra cemaatin imamı görebilecek konumda olması, ya da imamı göremese de tebliğ edici vasıtasıyla imamın sesini duyabilecek mekân olması gerekir,

       -İmamın arkasında saf duranların topuğu imamın topuk hizasını geçmemeli, burada hiç kuşkusuz topuk ölçüdür. Sadece topuk mu, elbette ki İmamdan önce rükû ve secdeye varmamak gerekir. Şayet bu temel kaidelere uyulmamışsa mutlaka selamdan sonra o rekâtı kaza etmek icap eder. Aksi takdirde namaz batıl olur. Esas olan rükünlerde imamla birlikteliği sağlamaktır. Dolayısıyla imamdan önce rükû ve secdeye varmak bir anlamda imama uymamak demektir.

        -İmam ve cemaatin kıldıkları namaz aynı cins namaz olmalı,    

        -İmamın namazı sahih olmalı vs.

        Zemin üzerinde namaza duran bir kimse binek hayvan üzerindeki imama uyamayacağı gibi,  hayvan üzerindeki bir kişide zemin üzerinde namaza duran imama uyamaz. Zira paylaşılan mekân aynı değildir.  Hakeza farz namaz kılan kişi nafile kılana uyamaz. Ancak nafile namaz kılan kişi bundan istisnadır, yani farz kılanın ardından cemaat olabilir. Anlaşılan buradaki incelik zayıfın kuvvetliye bina edilmesidir. Dolayısıyla bu durumda nafile kılanın nafile kılana uyması sahih olur. Hatta vitir namazını vacip bilenin sünnet kabul eden kimseye uyması da sahihtir.

          İma ile namaz kılana uymak sahih değildir.

         Abdestli kişinin teyemmümlü kişiye,  ayaklarını yıkayanın mesh edene, ayakta olanın oturarak rükû ve secde edene, bedeni özrü olmayanın kambur ve topal olana, hür kadının başı açık olan cariyeye uyması caizdir.

       Kadının kadına imamlığı kerahetle caizdir. Ancak kadınlar cemaatle namaz kılacaksa, imam olan kadın öne geçmez aralarında durması icap eder.

        Bir kimse imamdan önce özürsüz olarak selam verirse namazı kerahetle sahihtir.

        İmam cünüp veya abdestsiz namaz kıldırır da, cemaatte bundan haberdar olursa kılınan namaz fasittir.

        Bu arada unutmamak gerekir ki dört şeyde imama uymak şart değildir, bunlar;

       -İmam bile bile namaza secde ilave ederse,

       -Bayram tekbirlerini fazla alırsa,

       -Cenaze tekbirlerini fazladan alırsa,

       -İmam yanılarak farzdan fazla bir rekâtı kılmak üzere beşinci veya üçüncü rekâta kalkma gibi ayrıntılarda uyulmaz.

        İmamın cemaati usandıracak derecede namazı uzatması uygun olmadığı gibi mekruhtur. Ancak cemaat uzatmaya razı olursa kerahet olmaz. Sabah namazında imamın ilk rekâtı uzatması sünnettir. Bu durum cemaatin ilk rekâta yetişmesi içindir. İmamın kendisine kolay gelen ayet ve sureleri okuması caizdir. Bilhassa teravih namazını cemaati usandırmayacak şekilde orta halli kıldırması uygundur. İmama uyan kimsenin gizlice Fatiha okuması doğru tavır olmaz, okunursa namazın bozulacağı birçok sahabeyi kiramdan rivayet olunmuştur. Nitekim Ebu Hureyra (r.a) bu konuda; Biz vaktiyle imamın arkasında okurduk. Neyse ki 'Kur?an okunduğunda onu dinleyin ve susun' ayeti kerimesi nüzul olmasıyla birlikte mesele kendiliğinden hallediliverdi demiştir.

        Mezhep değişikliği imama uymaya engel değildir, ancak şu var ki; bir Hanefi'nin burnundan kan aktığı halde abdestini yenilemeden imamlığa geçen bir Şafii?ye uyması caiz değildir.

         Erkeklerin kadınlara ve çocuklara uyması caiz değildir. Ayrıca akıllının bunağa, Kur?an okuyanın ümmiye, kıraati olmayanın dilsize, elbisesi temiz olanın pis olana, avret yeri kapalı olanın açık olana, özrü olmayanın özrü olana uyması caiz değildir. Köle ve babası belli olmayanların imamlığı mekruhtur. Çünkü bunlarda cehalet daha fazla olur. İki gözü kör olanın imamlığı caiz olmakla beraber göz kusuru olmayanın imam olması daha evladır.

         Başkasının evinde imamlık yapacak olan bir kişi ev sahibinin izniyle imamlık yapabilir, zaten faziletli olan da budur.

         Bir kimse fasık?ın veya bidatçinin arkasında namaz kılarsa cemaat sevabına nail olur. Rasulullah (s.a.v); Bir kimse takva sahibi bir âlimin arkasında namaz kılarsa bir Peygamberin arkasında namaz kılmış gibi olur buyurmuştur. Fasık?ın ve bidatçinin imamlığı tahrimen mekruhtur, nasıl mekruh olmasın ki, bir kere dinen saygınlığını yitirmişliği söz konusudur.  

         İmamın arkasında bir kişi duracaksa bu kişi imamın sağında durması icab eder.

         Kalabalık bir cemaate imamın sesi duyuluyorsa tebliğe (intikale-aktarmaya) gerek yoktur. Aksi takdirde mekruhtur. Bir kişinin safta yer olmasına rağmen cemaatin arkasında tek başına namaza durup imama uyması mekruhtur. Anlaşılan safta yer bulunmadığı durumda caiz olmaktadır.

         İmamın kıraati cemaatin okuması gibidir. Fakat selam ve teşrik tekbirleri hariç iftitah tekbirinde elleri kaldırmada, tekbir getirmekte, subhanekeyi okumada, semiallahü limen hamideh demede, tahiyyatı okumasında imama uyulmaz, yani kişinin kendisi okumalıdır.

       Cemaat arasında İmamete geçmede sırasıyla göz önünde bulundurulması gereken kurallar söz konusudur. İşte tercih edilen o hususlar:

       -Namaz hükümlerini en iyi bilen, varsa fıkıh ilmine haiz olan tercih edilir.

       -Tilavet ve tecvidi güzel, aynı zamanda takva sahibi olan tercih sebebidir.

       -Yaşça büyük,   yüzce güzel olan, ya da güler yüzlü, ahlaki ve soyca güzel olan tercih edilir.

       -Karısı güzel olan tercih edilir.

       -Elbisesi temiz olan,  malı en güzel olan vs. tercih edilir.

      Belki yukarıda dikkatinizi çekmiştir yüz güzelliği ve karısı güzel olmakta tercih sebebi olabiliyor. Buna şaşmamak gerekir. Zira yüz güzelliğinden maksat teheccüd namazıdır. Zira teheccüd namazı kılanın yüzü de güzel olur.  Karısının güzel olmasından amaç belli; kocanın eşinden başkasına gözü kaymayacağı ihtimalidir.  Başın büyük olmasından kasıt ise, aklın çokluğuna işaret teşkil etmesidir.

        Şu da bir gerçek, kılınacak mekân evse ev sahibi, mescitse o mescidin imamı tercih edilir. Anlaşılan o ki, hane sahibinin imamlıkta önceliği vardır. Hatta evinde sultan ve hâkim olsa da bu böyledir. Malum sultan ve hâkimin tasarrufları umumidir. Yine de herşeye rağmen ev sahibinin usulen onlardan birini imamlığa geçirmesinde fayda vardır.

MESCİDDE CEMAAT

         Bir mescitte vakit içinde bir kez cemaat olmak kâfidir, mescide sonradan gelenlerin cemaat olması mekruhtur. Ebu Hanife'den nakledildiğine göre; cemaat üç kişiden fazla olursa tekrarı mekruhtur. Nitekim Resulullah (s.a.v) Ensar'ın aralarını bulmak için evinden çıkmıştı ki,  döndüğünde mescitte cemaatle namaz kılındığını fark etti. Bunun üzerine zevcelerinden birinin evine girdi ve derhal aile efradını toplayıp onlara namaz kıldırdı. Bir mescitte aynı vakit içinde birkaç kez cemaatle namaz kılmak hoş karşılanmamış olsa gerek ki,  Peygamberimiz (s.a.v) namazı mescitte eda etmeyip, eve gitmiştir. Keza Hz. Enes (r.a)?dan rivayet olunduğuna göre; Rasulullah(s.a.v)?in ashabı cemaate yetişemediklerinde mescit içerisinde tek tek kılarlardı. Belli ki cemaat olup namaz kılsalardı bu durum alışkanlık doğuracağından cemaatin azalmasına da sebebiyet verecektir. Bir başka zahir rivayete göre ise mescitte cemaati tekrar etmek mekruh, İmam Azam ve Yusuf'a göre ise değildir.

        Velhasıl; Hanefi fıkıh kitaplarından yararlanıp karınca kaderince kendi üslubumla anlatmaya çalıştığım imamlık ve cemaat konusu da budur. Sürçü lisan olduysa affola.

         Vesselam.

https://enpolitik.com/kose-yazisi/2919/cemaat-ve-imamet

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM